 |
 |
|
8 Mart 2007 - Fincanın İçindekiler |
|

Editör'den : Dikkat! Bugün Kadınların Günü!.. | Merhabalar
Ey Kadınlar, bugün sizin gününüz. "Hoplayın, zıplayın, dolmaları sarıp parklara koşun, eğlenin, çoşun, televizyon seyredin, konken oynayın, dedikodu yapın, gülün, dövün, sövün, kavga edin, saç baş yolun, öpün, koklayın velhasıl ne isterseniz yapın." diyeceğimi sandıysanız aldandınız. Kimilerinin son zamanlarda pompaladığı gibi Kadınlar Günü, "Anneler Günü" ya da "Sevgililer Günü" gibi tüketime alet edilesi bir gün değil. 1857'de Amerika'da dokuma işçilerinin polis tarafından saldırıya uğrayıp öldürülmesi nedeniyle, tamamen işçi kadınların haklarını savunmak adına var edilen bir gün. Kadının kadın olduğunun, gerçek gücünün farkına varması, dertlerini haykırması için bir vesile. İstemediği halde kapatılan, töre gölgesinde yaşayan, okumuş ama şiddet gören kadınların sorunlarını dile getirme günü. Biliyorum hepiniz bunların farkındasınız ama ben gene de hatırlatayım dedim. Hani benden hediye bekleyenleriniz varsa daha çok bekler diye de ekleyeyim. Bu anlamlı gününüzü amacına uygun olarak kutlarım. Sizinleyim.
...
Ben asıl şu "Youtube" konusuna değinmek istiyorum. Dün sabah bir sevgili arkadaşımızdan mesaj alınca farkına vardım. "Youtube reklamı yapmayı kesin." diye uyarıyordu. Evet gerçekten bizim linklerde Youtube var. Girip bir kolaçan edeyim dedim, baktım bir not "Yassah hemşerim" diyor. Bekleniyordu ama böyle bir kafasızlığı yapmazlar diye düşünüyordum doğrusu. Ama yaptılar helal olsun. Yasal dayanağı ne olursa olsun, böyle bir sansürü anlamak mümkün değil. Dünyanın pekçok yerinde, haber sitelerinde reklam olduk, halimize gülüyorlar. En çokta Yunan'lılar gülüyordur eminim. Kimi cezalandırıyorsun arkadaşım? Elalemin ettiği pisliği görmemem için erişimi engelliyorsun ve bana devekuşu muamelesi yapıyorsun. Adamın ettiği küfrü Dünya görürken benim görmemem mi önemli olan? Savunma hakkımı, doğruya davet etme hakkımı neden ve nasıl bir gerekçeyle elimden alıyorsun? Youtube'a Türkiye'den girilememesi Youtube için ne kadar önemlidir tartışılır. Ama haydi çok önemlidir diyelim, o zaman bu gücü bu tür deli saçması filmleri yayından kaldırtmak adına kullanamaz mıyız? Kullandık ta zaten. Adamlar Ata'mıza küfreden filmi kaldırmışlar. Youtube bir muazzam platform, milyonlarca kullanıcısı ve izleyicisi var. Yapılması gereken, erişimi engelleyerek pisliği halının altına süpürmek yerine, aynı platformu doğruyu göstermek adına kullanmak. Hem Ata'mıza küfrü uzaklarda aramaya ne gerek var. Etrafınıza bakın onlarcasını, binlercesini göreceksiniz. En tepeden en aşağıya kadar. Örnek mi? Buyrun gidin www.nokhaber.com'a bir bakın. Yetmediyse bir liste yaparım. Erişimi engellemeye de gerek yok, gücünüz yetiyorsa kulak çekin yeter. Ben Youtube'umu geri istiyorum. Hoşçakalın.
Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...
Cem Özbatur
Yukarı
|
 |
Sütlü Kahveci : Deniz Marmasan Dalgalara Dolananlarla… |
|
Damarlarından ılık ılık geçen kanın soluğunda sabahladım gece. Sabahın ayazında uykularını izledim uzun uzun. Sonu gelmeyen düşlerimin pençesinde, aynanın karşısında kalp ayışlarımı izledim. Ritimsiz bir vurgu topluluğu heyecanıma karıştı. Kalbim gökyüzüne uçacak sandım. Sakındığın cümleleri severken günbatımında, güneşin ufka değdiği noktada durup, rengini seçmeye çabaladım. Yıldızlarının yollarına döküldüğü bir gecenin sabahında içimde erguvani bir mutluluk. Yorgun geçen uykularımın bitmez kabuslarında açan bir bahar, kiraz ağaçlarıyla…
Belirleyemediğim derinliklerinde ayrıntılı mevsimlerine takılı kaldı gözbebeklerim. Dayanılmaz bir yalnızlığın üzerine şeftali kokusu, usuldan…
Damla damla akıttığım gözyaşlarımla açmış şimdi akşamsefaları. Renkleri gönlüme dokunur, hüzünleri karmaşamda boğulur. Neyi, neden yaptığımız bilmeksizin, sorgulamaktan kaçındığımız günlerin ardından bir tebessüm, soru işaretlerini bıraktım, büyülü kalsın…
Sevdiğin şarkıların, notaların eslerinde bir güvercinin kanat çırpışı kalbim. Beklenmeyene giden bir hediye olsun kendimden… Sabaha karşı, doğanın sıfıra indirdiği huzursuzluklardan uzak, yanıbaşında bir serinlik, içini titreten, hafiften…
Bahar kokusunda solan hüznünü ver diye geldim. Ellerinin ayasında açan bir güneşi göstermek istedim.
Yorgun, nefessiz rüzgârlarını alıp, seni kendinden geçirenlerle yer değiştirdim. İtiraf edemediklerimize saplı benzerlikleri dudaklarındaki tebessüme iliştirdim. Parıldayan gözlerinde bir okyanus akıntısı. Zamanın yer vermediği mutlulukları, onun kural dediği yasakları yıkmaya geldim. İzmir sahillerinde dalgalara vurdum, dokundurduğun coşkuyu. Dökmek istedim dizelere, yine yeni yeni baştan… Dudaklarımın aralığında usuldan bir ezgi, gönlüne dokunup düşlerinin dokusu olsun diye… "…denizini arayan akarsulara benzeriz/ pencereler bırak açık kalsın/ geceleri yağmurlar yağsın/ günebakan düşlerimiz/ yağmur sesiyle çoğalsın…"
Deniz Marmasan
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          4 Kahveci oy vermiş. |
|
Yazdırmak için tıklayınız.
Yukarı
|
 |
Kahveci : Temirağa Demir Kadınlar ve anneler… |
|
"Kadınlar günü 1911 Kopenhag kararından sonra ilk kez 19 Mart ta Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre de kutlandı. Yüz binlerce kadın ve erkek değişik aktiviteler yaptılar. Oy verme, seçme seçilme hakları yanısıra meslek edinme ve mesleki eğitim görme haklarını istediler. Bu kutlamalardan 2 hafta sonra Triangel yangınında 140 kadın öldü. Bu olay Amerika çalışma kurallarını büyük ölçüde etkileyen bir yere sahiptir. 1917 Rus kadınlar "ekmek ve barış" için grev yaptılar. Yaşam koşullarının kötülüğünü protesto ettiler. Bu olay 8 Mart ta olmuştur ve daha sonra bütün Avrupa ülkeleri tarafından da kabul gördü. 1977'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kadın Hakları ve Dünya Barışı Günü olarak 8 Mart'ı kabul etti."
Türkiye Kadınları, Bursa Kadınları, Orhangazi Kadınları, doğu kadınları, batı kadınları, erkek gibi kadınlar, delikanlı kadınlar…
Ülkemizde çok çeşitli koşullarda ve farklı şekilde yaşamını idame ettiren kadınlarımız var…
Kadın gibi kadınlar…
Erkek gibi kadınlar…
Ezilmişliğe boyun eğmeyen her geçen gün ayakları biraz daha sağlam basan kadınlarımız…
Birde kendini akıllı sanan aptal kadınlarımız…
Teşhirlik kadınlar, ucuz kadınlar, lanetlenmiş kadınlar, asil kadınlar, kız kadınlar, kadın kızlar…
Tüm kadınlar içersinde benim için en özeli Anneler…
Anne olmuş bütün kadınlara bakış açım farklıdır…
Hakkını verebilenlere ne mutlu; Yaratanın kadınlara bahşettiği en güzel duygu olsa gerek, ama değerini bilmek lazım, aman vücudum bozulmasın, kariyer yapacağım çocuk istemiyorum gereksizliklerine giren kadınlar hayatta bir halta sahip olamamış ve bundan sonraki süreç içersinde olamayacak olan kadınların başında gelirler…
Her şey biraz daha kırılgan oldu, eskiden tarla ortasında bebeğini doğuran Anadolu kadınlarının yerini, süsü boyası yerinde olsa da güzellikten eser olmayan açık giyinmeyi medeniyet sanan kadınlarımız almaya başladı…
Kadınlar ikiye ayrılır…
Anneler ve diğerleri…
Yaşama karşı üstlendikleri misyon bambaşka olmalıdır annelerin, hala eskisi gibi umarsız, kendini düşünen, gereksiz olgulara gereksiz zaman ayırmışlıklardan sıyrılmalıdırlar…
Onlar biraz daha özeldir…
Ve bunun değerini her an yüreklerinin en derininde hissetmelidirler…
Kadın hakları…
Gerekli önem veriliyor mu?
Sanırım hayır…
Günümüz toplumunda, kadında pek hakkını aramıyor gibi…
Sabah programlarında boy göstermek en büyük sosyal faaliyetleri oluyor…
Çalışmaktan yüksünmeyen, sevdiğini, yüreğine, doğuracağı ilk bebek gibi basabilen, zeytinliklerde, turşularda, fabrikalarda çalışan…
Yüreğindeki sevgiyi paylaşmayı bilen kadınlar, ilçemizde zaman içersinde artık toplumun daha bir içinde kadınlar…
Kadın "bekleyen" olmalıdır…
Kadın erkek eşitliğini tartışmakta saçmadır…
Çağlardır eşit olmadılar…
Aynı haklara sahip değiller ama hak sayısı olarak denkler…
Erkeğin hovardasına "çapkın" kadınınkine "orospu" denir…
Kadının arabulucusuna "çöpçatan" erkeğinkine "pezevenk" denir…
Kadın "annedir" erkek "baba"…
Kadınlar günü vardır, erkekler günü yoktur…
Gördüğünüz gibi hiçte eşit değiller…
Tüm kadınların, ancak kadın gibi kadınların, yüzündeki maskeyle dolaşanların değil, yüreğindeki sevgiyi taşıyabilen kadınların… sevecen, güler yüzlü kendini bir halt sanmayan kadınların, edepli fahişelerin ve tüm Annelerin kadınlar günü kutlu olsun…
Nazım'dan bir şiirle bitirelim
KADIN
Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerinde
yatmak içindir.
Kimi der ki kadın yeşil bir harman yerinde dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir.
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım.
Yavrum, annem, karım, kız kardeşim hayat arkadaşımdır.
Temirağa Demir temiraga@mynet.com
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          9 Kahveci oy vermiş. |
|
Yazdırmak için tıklayınız.
Yukarı
|
 |
Kahveci : Neslihan Güzel KIŞ |
|
"Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu;
Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu." Yahya Kemal Beyatlı
Camın önünden duran kardan adama bakıyordum, gözleri kömürden olan kardan adama. Boynundaki yeşil atkısıyla öylece durmuş bana bakıyordu.
Dağların boz olan rengi bembeyaz olmuş, gerçek rengini almıştı. Kardelenler boy verip, beyazlıkları delmiş, özgürlük türküsünü söylüyorlardı. Dağlar üşüyordu soğuktan.
En çok çocuklara yarıyordu bu kar. Ne zaman kar taneleri görseler, ellerini çırpıp sokağa fırlıyorlardı. Onlar için bayram oluyordu kar. Ellerinde yünlü eldivenler, tahta parçalarının üzerinde gönlünce kayıyorlardı. Bir araya geldikleri zamansa, kocaman kara gözlü bir kardan yapıveriyorlardı. Herkes seviyordu onları, kaç yaşında olursa olsun, bir tebessümle bakıyordu kardan adama. İçimizde ki o büyümemiş çocuğu, tekrar ortaya çıkarıyordu kar…
İçerinin soğumaya başladığını fark ettim. Sobanın kapağını açtım, alev yüzümü aydınlattı, biraz daha kömür atıp ateşi harladım. Kedim olsaydı dedim içimden, gelir sobanın yanına uzanır, arada bir gözünü açarak bana bakardı. Keyfi yerine gelince de kuyruğunu sallardı.
Bir de kömür sobasının üstünde, kestane olacaktı şimdi, çizilmiş. Bu havada ne de iyi giderdi…
Dışarıda kar bütün hızıyla yağmaya devam ediyordu. Kar taneleri beyaz, zayıf bedenleriyle zarfları andırıyordu. Bize, gökten haber getiren habercilerdi zarflar…
Karla beraber, ortalık iyice sessizleşmişti, terk edilmişti sokaklar. Kardan adam yapan çocuklarda, soğuktan evlerine sinmişti. Camın kenarından bakıyorlardır şimdi yağan kara. Havanın soğumasından oluşan buharla da, cama isimlerini yazıyorlardır. Kim bilir belki de en sevdiği takımın baş harflerini…
İnsanın yalnızlığını, daha da artırıyor kış.
Beklemeyi, sabretmeyi öğretiyor insana. Bir de şiirler yazmayı, gökyüzünde gördüğü samanyolunu, yıldızları mısralara aktarmayı.
Yazmak için bir fırsattır kış. Kimsenin olmadığı, gecenin derinleştiği saatlerde, kendi kendine kalıp, kendini dinlemen, gaz lambasıyla dertleşmen için bir fırsattır kış.
Üşüyen sokak lambasının duygularını aktarırsın satırlarına. Rüzgârın eserken çıkardığı, do, re, mi, fa seslerini de ekleyerek…
Cama vuran kar tanelerinin beyazıyla beraber, hüzün yağıyor pencereme. Çok üşüyorum. Kibritçi kız geliyor aklıma, soğuktan korunmak için yaktığı kibrit geliyor. Ben de bir kibrit çakıyorum, ama ısıtmıyor, hemen sönüyor. Karamsarlaşıyorum, gecenin karanlığıyla beraber. Acaba yaşlandın mı diye düşünüyorum. Ömrümün baharı çabuk mu geçmişti, kara kış mıydı bu yaşadığım?
Bilmiyorum! üşüyorum…
Neslihan Güzel www.neslihanca.com
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          4 Kahveci oy vermiş. |
|
Yazdırmak için tıklayınız.
Yukarı
|
 |
Kahveci : M.Nihat Malkoç DÜNYA KADINLAR GÜNÜNDE KADINA KARŞI ŞİDDET MESELESİ |
|
Dünya bahçesinin gülüdür kadınlarımız… Onların olmadığı bir dünyayı düşünmek başlı başına bir kâbustur. Zira kadının olmadığı bir dünya nerden baksanız eksiktir. Bazen aralarında küçük tatsızlıklar yaşansa da, birbirlerini üzseler de kadınla erkek bir elmanın iki eşit yarısı gibidir. Bütünü oluşturmak için muhakkak bir araya gelmeleri gerekir.
Dünya kültürünün ve medeniyetinin vücut bulmasında kadınların rolü büyüktür. Kadına hak ettiği değeri fazlasıyla veren ve onun toplumda itibar sahibi onurlu bir fert olmasını sağlayan Atatürk, bu emsalsiz varlıklar için şu mühim vecizeyi söylemiştir: "Şuna kani olmak lâzımdır ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir..."
Dünyada kadınların elinin değmediği yenilik yok gibidir. Gerçekten de dünyadaki her eserde kadının hüneri apaçık görülmektedir. Onlar erkeklerin yaptığı işlerin pek çoğunu yapmakla kalmamış, evin kadını, çocukların annesi olması rolüyle asıl ağır yükü omuzlamışlardır. Geleceğin nesli onların maharetli ve mübarek ellerinden geçmiştir.
Kadın her alanda erkeğinin yanında yer almıştır. Onun ağır yükünü paylaşarak hafifletmiştir. Analık ve eşlik vazifelerini şikâyete mahal vermeden büyük bir görev aşkıyla, zevkle ve hakkıyla yerine getirmiştir. Onlar kurdukları yuvaların temellerinin sağlam olması için her türlü fedakârlığı ve feragati göstermişlerdir. Ezilmeyi göz önüne almışlar, hatta ezilmişlerdir. Fakat hiçbir zaman ezenlerden olmamışlardır.
Günümüzde kadınlar erkeklerle birlikte tahsil görerek cehalet karanlığından uzaklaşmışlardır. Artık onlar da hayatın tam ortasında bulunmakta, tüketen değil, üreten kesinim içinde yer almaktadırlar. Artık onlara yiyici, ekmek düşmanı gözüyle bakılmamaktadır. Zira onlar sadece evde hamur yoğurmakla kalmayıp aynı zamanda eve ekmek getirmektedirler. Buna ilave olarak evde de ağır bir işçi gibi çalışmaktadırlar. Atatürk'ümüzün kadının eğitimiyle ilgili olarak sarf ettiği şu sözler ne kadar manidardır:
"Kadınlarımız, hatta erkeklerden daha çok aydın, daha çok verimli, daha çok bilgili olmaya mecburdurlar. Daha esenlikle, daha dürüst olarak yürüyeceğimiz yol vardır. Büyük Türk kadınını çalışmalarımızda ortak kılmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını bilimsel, ahlâki, sosyal, ekonomik hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı ve yardımcısı yapmak yoludur. Bir toplum aynı amaca bütün kadınlar ve erkekleriyle beraber yürümezse fen ve bilimde yükselmesine imkân ve ihtimal yoktur."
Erkeklerin adeta eli, ayağı ve dili olan kadınlarımız bunca fedakârlıklarına karşılık bulamamaktadırlar. Maalesef günümüzde kadınlarımız onca yararlılıklarına rağmen şiddete maruz kalmaktadırlar. Bu, çağdaş Türkiye'nin ağlayan yüzüdür. Bu çirkin suret bizi gelişmiş dünya devletlerine karşı küçük düşürüyor. Ülkemiz bu ilkelliği asla hak etmiyor.
Kadına karşı şiddet dünyanın genel sorunlarından biridir. Fakat geri kalmış ülkelerde diğerlerine nazaran daha yaygındır. Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi kadınlara yönelik şiddeti; "ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma" (1. madde) şeklinde tanımlamaktadır. Bu tanımın son yorumlamalarına "kadını ekonomik ihtiyaçlardan yoksun bırakmak" da dâhil edilmiştir.
Kadına karşı şiddet, en sık rastlanılan kadının insan hakları ihlallerindendir. Üstelik bu sadece Türkiye'nin meselesi de değildir. Gelişmişler de dâhil olmak üzere pek çok dünya ülkesinde hayatın yükünü sırtında taşıyan kadınlara şiddet uygulanmaktadır. Bu insanlık dışı bir eylemdir, bizimle her şeyini paylaşan kadına vefasızlığın en vahimidir.
Kadın anadır, bacıdır, abladır, teyzedir, haladır, ninedir, en mühimi de sadık bir eştir. Kadınlar dövülmek için değil sevilmek içindir. Onlar dövülmeye değil, bir gül misali koklanmaya, sevilmeye layıktırlar. Erkek kadınsız her zaman eksiktir, yarımdır. Dünya kadınların omuzlarında yükselmeye devam edecektir. Onları çok seviyoruz.
M.Nihat Malkoç mnm61mnm@hotmail.com
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
| | |
|