Yazılan,  Okunan,  Kopyalanan,  İletilen,  Saklanılan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete Yıl: 6 Sayı: 1.406

Sisteme gir!

Merhaba Sevgili KM dostu, hoşgeldiniz!

 28 Mart 2008 - Fincanın İçindekiler



 



 Editör'den : Üzmeyin Tayyip Bey'i!..


Merhabalar,

Kendilerine Sivil Toplum Kuruluşu diyen tuzu kuru grupların bir araya gelip "Haydi herkes bir adım geri atsın, iş hallolsun!" demelerini doğrusu çok manidar buldum. Böyle ağdalı bir lafı duyunca, 6 senedir benim her yazımın altına attığım sevgili sloganım geldi aklıma; "...bir adım öne çıkın." Biz boşa kürek çekiyormuşuz, bir adım atmakla olmuyor bari bir adım geri atın bu iş bitsin, gerilim sona ersin diyor sevgili tuzu kuru kardeşlerimiz. Bravo. Peki kim geriye doğru seyirtecek? Tayyip Bey mi? Adam için "Tayyib'i üzmek, Allah'ı üzmektir." diye şiirler yazmış, diyanete onbin adet bastırtıp camilerde dağıtmışlar. Muhtemelen zamanı gelip terk-idiyar eylediğinde yatır kıvamıda anılacak Tayyip Bey'imizin geri adım atması olur mu? Haşa. Öyleyse Bay Baykal atsın. Ne desin adam? "AKP laikliğin bekçisidir." mi? Yoksa, "Efendim, bu anlamsız Anayasa maddesini değiştirip şu parti kapatma davasını hep birlikte, elbirliğiyle, Allah Allah diyerek önleyelim." mi? Bunlar da olmadı ise geriye bir tek, suçu sadece mevcut yasalara göre görevini yapmak olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı kalıyor. Adam çıkıp "Pardon efenim, verdiğim rahatsızlık için özür dilerim. İddianameyi bizim çocuk arkadaşlarıyla düzenlemiş, aslı astarı yoktur. Ben ceryan yapan kapının kapatılmasını rica ederken, çocuklar muziplik yapmış, KAPI yı AKP yapıvermiş, I da dışarıda kalmış." mı diyecek? Velev ki dedi, (birinin kulakları çınlasın) bunu uygulamaya alacak Anayasa Mahkemesi'ni yok mu sayacağız? Soruların sonu gelir mi? Gelmez. Uzlaşma için Çankaya'ya çıkılıp mantı yenir mi? Yenir. Helal olsun yedikleri mantılar, helal olsun Cumhurbaşkanı Gül'e. Haber atlatma ancak böyle olurdu vallahi. Biz "Uzlaşacaklar" diye birbirimizi boğazlarken onlar sarmısaklı mantı yiyorlarmış yahu!..

Ergenekon'un da suyu çıkmak üzere. İyi başlayıp kötü biten işlerimize bir yenisi daha eklenecek bu gidişle. Son olarak Yargıtay krokisini buldum deyip gazetesinde yayınlayan bir taraf muhabir yakalanıp derdest edilmiş. Oysa koca Perinçek'in tutuklanmasına sebep olmuştu o kroki. AKP yayın organları, "Ben seni ondan daha çok seviyorum Tayyip Bey." demek uğruna birbirleriyle yarışırken, bir soruşturmayı daha sulandırmayı becerdiler ya, helal olsun onlara. Herkese dertsiz bir hafta sonu dilerim, hoşçakalın.

Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...

Cem Özbatur




1 Mesaj/Yorum var. Mesaj/Yorum Yaz / Oku





 


Seyfullah Çalışkan

 Deniz Fenerinin Güncesi : Seyfullah Çalışkan


  BAHAR GELSİN, NASILSA GİDER

- Ne yapıyorsun, günün nasıl geçiyor?
- Hiç karışmıyorum, nasıl istiyorsa öyle geçiyor.
- Bu kadar kötü olamaz değil mi?
- Kötü, cidden berbat zamanlar yaşıyorum. Bu günü boş ver. Her günüm aynı geçiyor. Yemek yiyorum, işe gidiyorum ve uyuyorum.
- Bu harika üçlemeyi bulman çok zor oldu mu?
- Yok, gelip o beni buldu. Zaten ot gibi yaşıyordum. Dozu biraz arttırınca odunsu oluverdim?
- Ben şaka yapıyorum, sen ciddi misin yoksa?
- Elbette ciddiyim. Tam tamına söylediğim gibi inan…
- Ama olmaz ki böyle. Şimdi hemen dışarı çık mesela. Sokaklarda yürü biraz.
- Yapamam, canım bir adım bile atmak istiyor? Belki uyurum az sonra. Çok beterim inan,

Telefon kapanınca bir süre olduğum yerde kaldım. Ahizeyi yerine bırakamadım. İşin en kolayı başkasına öğütlerde bulunmak olmalı. Kaç gündür bende hiçbir şey yapmıyordum halbuki. Bende kendime hiç zaman ayırmadım. Uyumak ve yemek yemekten söz etmiyorum. Televizyon karşısında uzanıp yatarak harcadığım saatlerden de. Buna bir son vermeliyim. Eskiden her gün yaptığım şeyler vardı. Kendimi iyi hissettiren basit, küçük ayrıntılar. Akşam sokakları boyamadan önce Karakum'a yürürdüm. Güneş yüzünü gösterir göstermez hemen Yalıya'ya koşardım. Orada ahbaplarla sohbet eder, gülüşürdük. Neden böyle boşladım ki her şeyi birden bire . Tamam, elbette mevsimin de suçu var. Kış mecburen herkesi evine kapattı. Ama bu kadarı da fazla.

Gazeteler bunu bahar yorgunluğu diye bir kavramla açıklıyorlar. Ve aman kimse incinmesin diye naif bir duyarlılıkla. Vücudumuz her bahar değişen iklim koşullarına böyle tepki veriyormuş Ben onu bunu bilmem. Çalışan insan yorulur. Çalışmadan yorulmak mı olurmuş. Yattığımız yerden yorgunluk. Mis gibi…

- Bana sakın bir şey deme hayatım. Çok yorgunum ben . Görüyorsun…
- Taş atında kolun mu yoruldu. Bütün gün o divan senin bu divan benim yatıp durdun.
- Al bak, oku istersen. Bahar yorgunluğu bu kızım. Senin aklın almaz bu işleri.

Hadi bizim yaşımız kemale erdi. Belki kemiklerimize eski zamanların yorgunluğu sinmiştir. Peki bu gençlere ne oluyor? Yirmisinde ne kadar çok yorgun insan var. Telefonda konuştuğum zaman işte bu yüzden canım sıkıldı. Biraz durun bakalım. Deha ne edip ne gördünüz?

- Kazın ayağı öyle değil, yanılıyorsun.
- Nasılmış kine kazın ayağı?
- Şimdi genç olmak eskisinden daha zor.
- Neden zor olsun. Keşke bende senin gibi genç olsam.
- Keşke olsan, hem de benim yerime.
- Neden böyle düşünüyorsun?
- Bence siz çok şanslıydınız. Sizin gençliğinizde okullarda yarışmak, sınav kazanmak çok daha kolaydı. Okulu bitirince iş garantisi de vardı. Oysa şimdi okulu bitirince ancak bir tanıdığın yardımıyla işe girebiliyoruz. Ve bunun adı da artık torpil değil. Referans oldu. Devlet kapısından içeri girmekse nedeyse imkânsız. Şimdi her şey daha zor.
- Ama her şeye rağmen sen gençsin. Ve şimdi mevsim bahar?
- Haydi bütün bunları söylemedim sayalım. Şu sokaklara bak. İnsanların yüzlerine bak. Herkes asık suratlı. Her kes telaşlı ve sanki gidecekleri yere geç kalmışlar. Bahara aldıran bir kişi görebiliyor musun? Kimsenin etrafına baktığı bile yok. Hepsinin kafaları meşgul, herkes dalgın. Çünkü sokaklarda umut yok. İnsanların çoğu her geçen gün işlerin daha kötüye gittiğine inanıyor. Bütün televizyonlar yalan söylüyor. Gazete manşetleri iktidar ile muhalefetin kavgalarına kilitlenmiş. İnsanlar cinnetin kıyısında yaşıyor.
- E ee ne yapıcaz peki?
- Belki topluca intihar ederiz.
- Yapma be…
Bahar yorgunluğu şaka gibi bir şey. İnsanlar yaşam yorgunu, umutsuzluk yorgunu işte bal gibi. Gençler haklı aslında. İşi pembeye boyamaya çalışsam da tablo yine de moktan.
- Bana gel hafta sonu. Sarıkum'a gideriz birlikte.
- Hiç keyfim yok, boş ver.
- Ama bahar geldi artık, baksana…
- Tamam bir ara bakarım.
- Bir ara değil şimdi bak. Aç pencereni, korucuk yamaçlarına doğru bak.
- Korucuk yamaçlarında ne var?
- Yemyeşil olmuş görmüyor musun?
- Artık her yer yemyeşil, ama bahardan değil. Sen farkında bile değilsin?
- ????

Seyfullah
seyfullah@kahveciyiz.biz


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


Rating: 10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
              7 Kahveci oy vermiş.

3 Yorum var.Yorum Oku   - Yorum yapabilmek için Sisteme Giriş yapmalısınız.


Yazdırmak için tıklayınız.

 


 Kahveci : Hamdi Topçuoğlu


SAVLAR, SAVCILAR ve YARGI

İslamiyet'ten önce Türkler, atasözüne "sav" dermiş. Kaşgarlı Mahmut bu sözlerden derleyebildiklerini Divan-ı Lügat-it Türk'e koymuş. Bu sayede onları bugün de kullanabiliyoruz. Ülke gündemine denk düştüklerini düşünerek bunlardan üçünü sizlerle paylaşmak istedim:

Avcı, nice hile bilse, ayı, onca yol bilir.
Kişinin alası içinde, hayvanın alası dışında.
Yılan kendi eğrisini bilmez, deveye boynun eğri, der.

Savsözler, bir tez ileri sürer, bir şeyin doğruluğunu savunur. "Savcı" sözcüğü, köken olarak "sav"dan gelir.

Hukukla hiç ilgisi olmayanlar bile savcı sözcüğünü duyar duymaz onun görevinin iddia ve tez ileri sürmek olduğunu anlar. Savcının, yasanın suç saydığı eylemleri işleyenlere karşı harekete geçmesi görevi gereğidir.

Uygar ülkelerde kimse yasa karşısında ayrıcalıklı değildir. Oralarda bazıları, yasalar hasımları için uygulanırken susup kendisi için uygulandığında yaygara koparmaz. Hele hele "Yavuz hırsız" örneği demokrasi kahramanlığına soyunmaz.

Birileri yurdu parçalamak için kurduğu örgütle binlerce cana kıymış, hüküm giymiş birini övecek; ama savcılar harekete geçtiği anda "Demokrasi nerde!" çığlığını basacak. Bir başkası : "Camiler kışla, kubbeler miğfer, minareler süngü …", onun seçtirdiği biri de; "Bir gedik açtık surda… (Hanımefendinin kastettiği sur ne ola ki?) Adım adım gideceğiz." diyerek siyaset yapacak; "Devletin ve milletin bölünmezliği…hukukun üstünlüğü…" yemini akıllara bile gelmeyecek; ama savcı görevini yapınca da demokrasi havarisi kesilecek. Biz de demokrasi elden gidiyor diye gözyaşı dökeceğiz! Eh, yer yutarsak neden olmasın!

En kötü demokrasilerin bile darbelerden daha iyi olduğuna inananlardanım. Parti kapatmayı demokrasiyle bağdaştıramam. Ancak "Elim sende, gönlüm başka yerde" anlayışıyla yapılan siyaseti etik bulmam.
"… Partiler yaşatılmalıdır. Partiler tüzel kişilik olarak kapatılmamalı; ancak sorumsuzca davranan kişiler varsa bunlar hakkında dava açılabilmeli, hatta onların partileriyle olan ilişkileri de kesilebilmelidir."
Bu sözler, Sayın Bülent Arınç'ın.

Doğru söze ne denir? Ama sorarlar beyefendiye:

Bir dönem TBMM başkanlığı bile yaptınız. O zaman aklınız neredeydi? Yoksa "Ergenekon"la üstüne gidilen derin devlet mi engelledi sizi? "Ölüm, o zamanlar size şahdamarınızdan daha yakın…"değil miydi? Sakın demokrasi anlayışınızda "türban" özgürlüğü, partilerin yaşatılmasından daha öncelikli olmasın!
Şahdamarınızı da düşünerek bir kez olsun "Ülkenin parti kapatma davaları yüzünden itibar yitirmesinde benim ne vebalim var,diye sordunuz mu kendinize?

Başbakan "Demokrasi dediğimiz şey bu kadar ucuz mu?" diye soruyor. Ucuz değil, ucuz olmamalı. "Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner!" atasözünü asla aklından çıkarmamalı devlet yöneticisi.

Siyaset, halka hizmet sunabilmenin en etkin araçlarından biri. Her siyasetçi, bu amaçla siyasete soyunmalı. Devleti bölmek, parçalamak, sanal düşmanlar yaratmak, devletin var olma koşullarını ortadan kaldırıp kurumlarını, kuruluşlarını kendi dünya görüşüne göre yeniden yapılandırmak için değil.

Bu ülkede siyaset, yıllarca komünizm tehlikesinden ve dinden nemalandı. Komünizm tehlikesi bitti. Ama dinden nemalanma dizgini boşalmış at gibi tozu dumana katıyor. Bir de devreye etnik bölge milliyetçiliği sokuldu. Onlar da fincancıya girmiş fil gibi. Öyle ya demokrasi var; dokunulmazlık zırhını giy ve istediğini yap!

Hayret ve şaşkınlıkla izliyorum. Bir zamanlar mecliste susturulan Bir Çetin Altan vardı.
Bugün oğlu, AKP'yi kapatma davasını Kemalistlerin tezgâhı olarak algılayıp "Darbeci Kemalistler" devletten kazınacak, diyebiliyor.

Doğrudur, bu bir tezgâh olabilir. Yargıtay başsavcısının bu iddianamesi sayesinde "topraklarına bereket ekildiğini" bizzat başbakan söylemiyor mu? Öyleyse bu tezgâhı Ahmet Altan'ın mantığıyla şöyle de kurabiliriz:

"Yasama ve yürütme gücünü eline geçirmiş olan İslamcı güçler, yargıyı da ele geçirmek için özellikle türban konusunu alevlendirerek kendileri hakkında dava açılmasını sağladılar; bu sayede mağdur rolünü oynayarak yargıyı erkini ele geçirme ve Kemalistleri kazıma zemini hazırladılar. Son gözaltına alınmalar da bunun işaret fişeğidir."

Biz, yine de böyle garip bir iddiada bulunabilmek için elde deliller olması gerek, diyoruz. Aksi takdirde bu bir yanıltmaca olmaz mı?

Devlet, gücünü yasal kurum ve kuruluşları aracılığıyla kullanır. Kimse Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğini, kendilerinin vazgeçilmezliği üzerine kurma hakkına sahip değildir.

Yargı, yasa tanımazlık kimden ve nereden gelirse gelsin görevini yaptığı sürece güvenilirliğini ve saygınlığını koruyabilir. Varlığımızın güvencesinin, güvenilir ve saygın bir yargı olduğu asla unutulmamalıdır.

Hamdi Topçuoğlu
egerem@yahoo.com


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


Rating: 10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
              6 Kahveci oy vermiş.

0 Yorum var.Yorum Oku   - Yorum yapabilmek için Sisteme Giriş yapmalısınız.


Yazdırmak için tıklayınız.

 


Ahmet Şeşen

 Enişte'den Erişte'ler : Ahmet Şeşen


  Reklamlar : Panik Yapmayın Canım

Beyefendi, nihayet röntgeninizden neyiniz olduğunu bulduk...
- Neymiş ? Yoksa, çil çil para mı ?

Çil değil çip para. Çil para ne gezer efendim ? Epeyce birikmiş çip paranız ve yatışmayı bilmeyen bir siniriniz varmış !
- Nasıl yani ? Atışmayı da biliriz çatışmayı da evelallah...

Biz de yatışmadan söz ettik zaten. Mesela; "Kapatma" konusu desem ..?
- Evet, biz de kapatalım dedik. Kadın dediğin kapatmadır. Önce başını kapatacaksınız, sonra eve kapatacaksınız. Eskilerin dediği gibi; "Sopayı sırtından, bebeği karnından eksik etmeyeceksiniz". Boşuna demedik "en az 3 olsun" diye...

Kapatma dedik ise; onu kastetmedik. Hakkınızda; "Kapatma Davası" açılmış ve kabul edilme ihtimali varmış... Son zamanlarda ABD istasyonlarında YTL üzerinden bir alışveriş yaptınız mı ?
- Oooo, YTL'den ziyade YTC üzerinden ILIMLI bir alışverişimiz daima mevcut. Bir değil, çok kere üstelik. Velakin; "alış" kısmını boşverin "veriş" yapıyoruz çoğu zaman. Bize kalsa almak da istiyoruz fakat onların pek veresi yok. Bazen 3-5 veresiye var ama hamdolsun oradaki amcamız veriyor daha çok..

Hah işte ! Oradan kapmışsınız çip parayı. Lakin nedir bu sinir, kim kapatacak bu yarayı ?
- Ne siniri be ? Asıl sen sinir etme adamı, yersin sonra kafayı ..!

Durun yahu, bu öfke de neyin nesi ?
- "Öfke de hilafet sanatının bir parçasıdır" bir defa. Hem arkamızda %47 var, boru mu ?

Problem arkanızda değil efendim, problem kafanızın içinde..
- Birileri kafasına göre dava açacak ben problem yapmayacağım haa ? Hem, ne varmış kafamızın içinde ?

İddiaaname'ye göre neler varmış neler, siz daha iyi bilirsiniz..
- Yemişim iddiasını da namesini de.. Nağme yapmasınlar milletin iradesine. "Bu millet isterse hilafeti de getirir, şu tutturdukları şeyini şey ettiğimin şeyini de kaldırır" icabında.

Lakin, davanın sonucunu bir bekleseniz ya sakin sakin. Olmaz mı ..?
- Olmaz ! Velev ki sinirimiz var kime ne ? Bu da mı o tutturdukları şeye aykırı ?

Yok canııım, ne münasebet ? Sinir sahibi olmayın, panik yapmayın..
- Eee, noolacak ? Bize nanik yapacak olana, pandik yaparız elbette.

Pandik değil muhterem, panik yapmayın ..!
- Eee, nasıl geçecek bu panik ?

Harcayın geçsin canım. Hatta; önce satın, sonra da harcayın..
- Satmasına satıyoruz da şöyle ağız tadıyla pek harcayamadık. Neyi harcayacağız ?

Sosyal adalet var, laiklik var, hukuk var, Atatürk devrimleri var.. Harcanacak o kadar çok şey var ki memlekette, isterseniz bulursunuz. Mesela; yargıya müdahale etseniz ya !
- Gerek o isimlerini söyleyemeyeceğim konularda gerekse davasına göre; "Hangisi hukuk, hangisi guguk ?" şeklinde arkadaşlarla gün be gün değerlendirme yapıyoruz zaten.

Mesela; siz de onlara dava açarmış gibi yapın derin derin ! Mümkünse; "İddianame felan hazırlamak uzun iş" diye ipe un serin. Şöyle; 7-8 ay önünüze geleni yek-yek sorgulayın, şeş-beş inceleyin, sebahü-dü ile sık dokuyup pencü-se ile ince ince eleyin..
- Altı kapıya da alalım bari, olur mu öyle şey yafu ..?

Olur olur ..! Hatta; topluma malolmuş isimler olmasına özen gösterin. Sorgulamaları bile F Tipi yürütülsün. Örneğin; gecenin bir yarısı evlerinden alınıp apar topar götürülsün..
- Dava dosyası bile açılmadı üstüne üstlük, sormazlar mı "Bu nasıl dürüstlük" diye ?

Daha iyi ya, sormazlar ! Soruşturma, kovuşturma, ortamı germeden elleri ovuşturma..
- Zaten biz hiç bir zaman ortamı germedik ki ..! Ortamı germeye çalışıyorlarsa şayet, bu ülkeyi gerisin geriye götürmemiz yolunda attığımız adımlardan ediyorlarsa şikayet; derhal okuyoruz mealinden bir ayet, elimiz armut toplamıyor ya en nihayet..

Hadi ya ! Hatta; indirin şu ayağınızı. Demek germiyorsunuz, peki nedir bu demeç üstüne demeç, hemen her gün birinizin bir diğerine vurması ?
- Hepsi bir kısım medyanın uydurması.

ABD'den çil çil gönderilen ve röntgeninizde de açık seçik görülen o çip çip paralarla, satın alınmadık medya kaldı mı ?
- Hala bir kaç tane var, ne yazık ..! Birkaç planımız daha var ama, kazık mı kazık !

Haydaaa, ne gibi ?
- Nasıl diyorsunuz hani ? Hah işte : Bizi izlemeye devam edin...

Anladımsa Arap olayım...
- Harap olmayın da Arap olun. Diyorum ki; hani, dinsizin hakkından imansız misali...

Yani ..?
- "Kapatma Davası" açana karşı; "Kapatma Davasını Kapat Davası" açarız biz de..

Pes doğrusu ..!
- Reklamlar gibi canım; bir dava açana bir tane de bizden hediye.

Açarsınız açarsınız da, yürürlükteki davaları kapatamazsınız, öyle dii mi ?
- Hmmm... Neden olmasın ? Oleyyy, şimdi kendimi çok daha iyi hissediyorum ..!

Hah haaa ..! Çip paraların etkisi..
- Heh heee, belki Dayatma, belki kafaya göre Yürütme, belki de Yasama yetkisi...

Bakalım nasıl olacak; Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin böylesi yaşama tepkisi ..?

asesen@kahveciyiz.biz