BİR KIZ ÇOCUĞUNUN BARIŞ ÇIĞLIKLARI

0
921

Hiroşima’da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.
Nazım Hikmet

Masaüstündeki müziklerimden; ‘Kız Çocuğu’ nu dinliyorum. Genco Erkal’la Nazım’ın aynı ruhla yaptığı çalışmada sanki müzikle sözler öpüşmüştü. O kadar başarılı o kadar duygulu bir çalışma olmuştu. Bunda oratoryoda çocukların olmasının katkısı da vardı. Ana temanın ruhu, çocukların şiirleriyle pekişmiş, bizi alıp o günlere geri götürmüştü,
Hiroşima’nın dalgalı günlerine.

Bu başarılı çalışmada Fazıl Say’ın çocuk temasını piyanoya ruh vererek işlemesinin payı da vardı.

Bu duygulu çalışmadan sonra konu bütünlüğünü bozmamak için Oktay Akbal’ın ‘Hiroşima’lar Olmasın’ kitabını elime aldım. Cumhuriyet Kitaptan çıkan eser röportaj ve gezi şeklinde yazılmıştı. Gözlem gücünün ve seyahat zevkinin birleşmesiyle yazılan kitap diğer kitaplardan farkı olarak bir katliamı, bir yok oluşu anlatıyordu. Üç farklı önsözle yazılan kitapta temel konu çocukların, insanların yanarak yok olması ve radyasyonun kalıcı zararlarıydı.

Okudukça tüyleriniz ürperiyor… Bir bölümde insanların ‘su, su’ diye nehre atlayıp yanarak ölmesi var ki sormayın. Suyun kurtuluş olduğunu sanan insanlar can çekişerek ölüyor, kıyıya vuruyorlardı. Sonra çocukların, ailelerini aradığı hastane koridorları, bulunamayan cesetler, insanlara miras kalan hastalıklar ve keloid izleri.

İnsanların birbirini yok etme savaşında bilim hata yapmış, radyasyonun gücünü düşünememişti. Silah tüccarlarının para hırsı, insanlıktan daha baskın çıkmıştı.

Hiroşima’da yaşananlar insanların nükleer silahlardan vazgeçmesine yetmedi, para hırsını kıramadı. Vietnam’da yaşananlar… İkinci dünya savaşında katledilen down sendromlu çocuklar, toplama kamplarında, gaz odalarında öldürülenler…

Tarih bu ve bunun gibi birçok kara lekeyle doluydu. Atom bombaları, savaşlar, katliamlar vs…

İnsanoğlunun kendi kendine yaptığını kimse yapmamış, birbirilerini yok etmek için gösterdiği çabayı başka hiç şey göstermemiştir.

Sırf birilerinin cepleri dolsun diye silah sektörünün elindeki malzemeler satılsın diye sürekli bir yerde, ortalık özellikle karıştırılmakta, bunun cezasınıysa hiç suçu olmayan zavallı insanlar çekmektedir. Yüzyıllardan beri bu böyle olmuş böyle de olmaya devam etmektedir. İyi niyetle yapılmış gibi görünen buluşlar insanların sonu olmaktadır, atom bombasının bulunması gibi. Bunu yazarlar, gazeteciler ortaya dökmeye çalışsa da bir şekilde susturularak konu kapatılmaya çalışılmaktadır. Hiroşima’dan sonra yasaklanan yazılar, şiirler buna en iyi örnektir.
Buna rağmen Edita Morris’in Vietnama Sevgilerle, John Hersey’in Hiroşima, Marguerite Duras’ın Hiroşima ve Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Hiroşima şiirleri yayımlanan sayılı eserler arasındadır.

Bu kitabı okuduktan sonra bütün çirkefliğine rağmen dünyanın düzeleceğine inancım bir kez daha arttı. Dünya yüzyıllar boyu o kadar büyük krizler atlatmıştı ki bundan sonra gelecek olan felaketlere karşı bağışıklık sistemi gelişmişti. Ve insanlar bu kadar acıya rağmen ayakta kalabilmeyi başarabiliyorsa, acıyı unuttum deyip tekrar gülmeye başlıyorsa ve zamanın kırılma gücüne karşı direnç göstererek ayakta kalmayı başarabiliyorsa, ümit hala bitmedi demek ki. Benim insanlara karşı güvenimin bitmediği, inancımın daha da sağlamlaştığı gibi.

Bu azim ve duyarlılıkla gelecek günler çok daha güzel olacak. Hiroşima’ya düşen bombaların sesi yüzyıl sonra yeniden satırlarda yankılanacak ve bunu yapanlar tarih sayfalarında insanlığa hesap verecekler…

Ve Sadako Sasaki’nin gülen yüzü 1000 turna kuşunun sesiyle gökyüzünden seslenecek; “Ben buradayım, ölmedim, sizin barış çığlıklarınızla ayaktayım” diye…

Neslihan Minel

Facebook Yorumları