6.2 C
İstanbul
14 Ocak 2026, Çarşamba
spot_img

HAMMÂMÎZÂDE İSMÂİL DEDE EFENDİ

Dede Efendi’nin bestekâr ruhunu yansıtan bir yer vardı Cankurtaran’da. 1984 yılında Türkiye Tarihi Evleri Koruma Derneği, tarafından restore edilen konakta, belgeler ve eserler sergilenmekteydi.Geleneksel mimarinin özelliklerini taşıyan ev, iki oda, bir sofadan oluşmaktaydı.

Dede Efendi’nin 1818-1846 yılları arasında yaşadığı müze evde, eşsiz eserlerden tınılar yankılanıyordu.Türk müziğinin yüzyıllar öncesini görebiliyorsunuz, loş odaların kuytu kenarlarında.

Dede Efendi’nin büstü, semazen, hat ve tezhip resimleri. Eserlerin nota çalışmaları. Konser salonundaki sarımsı koltuklar, arka bahçesindeki kırçıl kedileri ile mistik bir yerdi Dede Efendi’nin müzesi.

Şark sofrasından, tambur seslerine kadar çok şey vardı. Bakır kaplar, saçaklı duvar süsleri, köşede duran ney, tambur, bendir… Nakışlı örtüler, köşe minderleri, dokuma kilimler. Bunlara uygun desende süslenmiş tabureler. Öyle ki desenli yünlü yorganların sırlarını saklayan yüklük bile vardı.

Yıllanmış mitillerin arasından Dede Efendi’nin ruhu çıkacak gibiydi.
Yılın belli dönemlerinde konserlerle şenlenen binanın her tarafından musiki sesleri çınlıyordu. Farklı yaşta insanların bir araya geldiği konser sizi alıp yıllar öncesine geri götürüyordu.

İstanbul’un Fatih ilçesinde bulunan 18. yüzyıldan kalma Dede Efendi Evi’ni haftanın belli günlerinde ziyaret edebilirsiniz.
Hammâmîzâde İsmâil Dede Efendi
Küçük yaşta yeteneği ortaya çıkan neyzen, Uncuzade Mehmet Emin Efendi’den özel dersler almaya başladı. Mûsikîşinaslığının yanında, bestelediği yapıtlarla devrin gözde bestekârları arasına girdi.

“Zülfündedir benim baht-ı siyâhım
Sende kaldı gece gündüz günâhım
İncitirmiş seni meğerki âhım
Seni sevdim odur benim günâhım” dizeleriyle başlayan, buselik makamındaki bestesi, büyük yankı uyandırdı.

Yine aynı şekilde:
“Ey çeşm-i âhû hicr ile tenhâlara saldın beni
Çün nâfe bağrım hûn edip sahrâlara saldın beni
Ey kamet-i serv-ü semen, salınmada ellerle sen
Haşrolamam dedikçe ben ferdâlara saldın beni.” sözlerini taşıyan, hicaz nakış bestesi de aynı ilgiyi gördü.

O da diğer sanatçılar gibi acılar çekmiş, kaybettiği evlatları için yazdığı;
“Bir gonca-femin yâresi vardır ciğerimde
Âteş dökülürse yeridir âh-ı serimde
Her lâhza hayâli duruyor didelerimde
Takdire nedir çâre bu varmış kaderimde.” mısralarıyla genç evlatlarının acısını
dile getirmiştir.

“Yine bir gülnihal. Aldı bu gönlümü. Sim ten gonca fem. Bibedel ol güzel ile Ey büt-i neveda, olmuşum müptela…” dizeleri de ona aittir…

Bu çalışmalarından dolayı III. Selim’den yakınlık görmüştür. Başarılarından dolayı II. Mahmud ve I. Abdülmecid döneminde de sarayda çalışmalarını sürdürmüştür.
1799’da çilesini doldurunca Dede Ünvanı’nı alan bestecimiz 29 Kasım 1846’da vefat etmiştir.
Sanatçının Hüzzam, Sabâ ve Ferahfeza Mevlevi âyinleri gibi toplamda 500 eseri günümüze ulaşmıştır.

9 Ocak 1778’de Şehzadebaşı’nda doğan, Türk mûsikisi bestekârı Hamâmîzâde İsmâil Dede Efendi’yi saygıyla anıyorum.

Neslihan Minel

Facebook Yorumları

Diğer Yazıları

Bizi Takip Edin

232BeğenenlerBeğen
114TakipçilerTakip Et
349TakipçilerTakip Et
2,400AboneAbone Ol
- Reklam -

En Son Eklenenler