İKİ KİTAP BİR SÖYLEŞİ

0
1759

Latife Tekin’i, ‘Bir Yudum İnsan’la tanıdım…

Daha önce okuduğum; Berci Kristin Çöp Masalları, Buzdan Kılıçlar, Tuhaf Bir Kadın kitapları İngilizce, İtalyanca, Farsça, Fransızca gibi dillere çevrilmişti.

Anadolu ve köy yaşamındaki insanları masalsı bir dille anlatımı harikaydı.

Zengin bir kültür birikimine sahip olan yazar geçen gün Seval Şahin’le “Mansev City ve Sürüklenme” üzerine konuştu.

Sürüklenme de imgelem önemlidir. Aile, sevgi, çatışma, çalışma hayatı, hayal etme, huzur, dönüş ve yoksulluk temaları işlenmiştir.

İki romanda birbirine bağımlı, bir o kadar da bağımsızdır, yalnızca birbirine el uzatır.

İki romanda da, tuzak vardır ve kurgusunun çatısını, tuzak oluşturur. İki roman da aynı anda yazılmış fakat farklı iki kitap olarak basılmıştır.

Yazma imgesiyle hayatı sorgulamaya çalışır, notlar alır ve bu notların, yankılamaların, yansımaların üzerinden yazı akıp gider.

Kitaplarındaki dil akıcıdır. Kendi kendini özel kılar, dil kurma ve var etme becerisi sonsuzdur, Latife Tekin’in.

Özellikle; ‘Sevgili Arsız Ölüm ’de Anadolu’nun dilini kendi dili gibi yazar. Yabansıdır ama sanattan ve dil estetiğinden yoksun değildir. Bu yüzen olacak ki hala okunur.

“Huvat” buradaki en güçlü karakterdir, romanı diri tutar.

“Koyun kırkmayı, tezek yapmayı, kuzu emiştirmeyi öğrendi,” der şehirden gelen kadın için.
“Kaya tuzuyla tuzladı. Yanaklarına iki parmak kan çaldı,” der yeni doğan bebek için.
“Başına sütleğen çiçeğinden iki sıra taç örmüş, kırk belliğini çözüp omuzlarından aşağıya koyuvermiş” der başka bir satırında, Latife Tekin.

“Mansev City ve Sürüklenme” üzerine yaptığı söyleşiyi dinlerken, Jack London’un “Uçurum Halkı”nı hatırladım. Romanı yazmak için London, yoksul halkla birlikte yaşamış, onların acılarını içinde hissetmişti.

Aynısını Latife Tekin’de anlattı. Fabrikalara gidip o insanlardan biri gibi davranmış, insanların çarkların dişlileri arasında nasıl ezildiklerini görmüştü.

Toplumdaki statü farkı, gelir dengesizliği insanlar arasındaki uçurumu açıp daha çok çalışmaya itiyordu. Bunun sonucunda da teknoloji bağımlısı bireyler oluşuyordu. Çarkların arasına giren insanlar ağır tempoyla insan olduğunu unutuyor, duygusuzlaşıyor ve robotlaşıyordu.

Toplumda kitlesel iletişimsizlik başlıyor ve bu her bireye bulaşıyordu. Parçalanmış aileler, atasını, geleneklerini bilmeyen çocuklar…

Küresel emperyalizm altında, yaşadığı toplumdan kopuk yetişen bir gençlik…

Bunun sonunda da insanlar, şizofrenik bireyler olarak yaşamaya başlıyordu.

Zengin kesimde, insanları ezme, emeği sömürge hırsı her zaman vardır. Özellikle bu son dönemde krizi bahane ederek, zorla hakkından vazgeçtiklerini beyan eden belgeler imzalatarak işten çıkarmalar artmıştır. Burada amaç tazminat ödemeden işten çıkarmaktır. Bunun en kolay yolu da konkordato ilan etmektir.

Burada kullanılan yabancı kelimeyle iflas, gizemli biraz da ürpertici bir hal almıştır.

Dünya zenginlikleri nüfusun %3’ünün elindedir. Bu da belli başlı şirketlerin veya kişilerin elinde olduğu anlamına gelmektedir.

Kapitalist rejimde acıma yoktur. Zengin olan hep zengindir, fakir olan da hep fakir. Geri kalan halk ise; özellikle Afrika gibi ülkelerde açlık içinde yaşar. Bunların zengin kaynaklarını başka ülkeler zorla alırlar. Buradaki halksa kendi ülkelerinde köle gibi çalışırlar. Bunun nedeni; kaynak rezervlerini kullanma haklarının olmaması ya da bunun engellenmesidir.

Tarih kitaplarında yüzyıllardan beri bu konu işlenir. Ama ne kadar işlenirse işlensin durumda bir değişme yoktur. Çünkü toplumun çıkarlarıyla, bireyin çıkarları çatışır. Zengin insanlar toplumu değil, kendi çıkarlarını düşünürler. Onlar için diğer insanlar ya da ülkeler önemli değildir. Onlar sadece kendini düşünen bireyci insanlardır. Bu yüzden olacak ki diğer insanlar üzerinden acımasızca para kazanmaya devam etmektedirler.

Latife Tekin, sohbet boyunca bu ve bu gibi konulardan bahsetti. Çünkü kitabındaki temel konu buydu. Bir anlamda kitabın yazılışından ve içeriğinden ipuçları da vermiş oldu.
“Mansev City ve Sürüklenme”nin okunmaya değer başarılı eserler olduğunu düşünüyorum.

İyi okumalar dilerim…

Neslihan Minel