VAROLUŞ SAVAŞIMIN ÖNCÜLERİ

0
861
circa 1933: English critic, novelist and essayist Virginia Woolf (1882 - 1941). (Photo by Central Press/Getty Images)

“Böylece durmadan geçmişimize doğru sürüklenerek akıntıya karşı kürek çekip dururuz.”
The Great Gatsby

Sylvia Plath’ı Gwyneth Paltrow’un canlandırdığı ‘Sylvia’yı izliyorum…
2004 yılı yapımı filmde; Cambridge Ted Hughes’daki öğrenciliği, evliliği ve onu intihara götüren süreç anlatılıyordu.

Her insanın hayatında olduğu gibi onun da yükselişi, üne kavuşması ve hızlı düşüşü olmuştu. Acıyı, tatlıyı, umudu, umutsuzluğu yaşayıp en umulmadık bir anda sevenlerini hayal kırıklığına uğratarak otuzunda intiharı seçmişti Sylvia Plath.

Ölümünden sonra hayatı filmleştirilmiş, çizdiği resimler ünlenip şiirleri, romanları basılmıştı.
Benim hoşuma giden kendimden çok şey bulduğum eseri Sırça Fanus’tu. Yazarın inceliği, kırılganlığı, hayat karşısında ne kadar yorgun olduğu anlaşılıyordu satırlarında. Sonra şiirlerini de beğenirim. Ayrı bir gizem, bir sırdaşlık, bir samimiyet vardır dizelerinde.

Zelda Fitzgerald da feminist ikonu, güzelliği ve zekâsıyla benim güç kaynağım olmuştur. Öykücülüğü, günceleri, romanları yanında resimleriyle de tanınan Zelda, Pissaco’dan etkilenerek soyut çalışmalar yapmış, sergiler açmıştır. Başarılı yapıtları Montgomery Museum of Art’da sergilenmektedir.

Yazar eşi Scott’la olan ilişkisinde sıkıntılar yaşamış aldatılmış, kırılmış, yıpranmış ama intiharı seçmemiştir Sylvia gibi. Belki de Scott’un erken ölmesi bunu önlemiştir. İki yazarın aynı evde yaşamasının olumlu yanları olduğu gibi olumsuz yanları da olmuştur. Destek olmaktan öte kıskançlık yapan Scott, onun yazılarından, notlarından, güncelerinden beslenmiştir. O da yetmemiş yazmasını engellemeye çalışmıştır. Zaten her başarılı erkeğin arkasında bir kadın, her başarılı kadının karşısında ise bir erkek vardır. Ben de bunu daha önce yaşamıştım. Asla kadınların ilerlemesine tahammül edemezler, kıskanırlar, ezmeye kalkarlar, bunu beceremezlerse şiddete bile başvururlar. Bütün ataerkil toplumlarda bu böyledir.

Bu yüzden olacak ki kadınlar çorap yamayan, el işi yapan, çocuk bakan ev hanımları olarak kalmışlardır yüzyıllar boyu. İzin verilseydi daha ne çok Frida Kahlo, Anne Fraklin, Emile Bronte çıkardı kim bilir?

Emily Elizabeth Dickinson ise kitaplarına hayran olduğum, güçlü duruşuna şaşırdığım, yaşanmışlıkları, yaşanmamışlıkları barındıran duygu yoğunluğundan etkilendiğim başka bir kadın yazardır.
“Tutku Denizi” Emily Elizabeth Dickinson’ın seçme mektuplardan oluşan en beğendiğim kitabıdır. Yercesine okuduğum, okudukça altını çizdiğim, çizdikçe bir türlü bitiremediğim, hüzün dolu satırlarında kaybolduğum tılsımlı bir eseridir.

O da yazılarında benim gibi ölümü yenmekten bahseder sonra mutsuzluktan ve hayal kırıklığına uğramaktan…

Emily Elizabeth Dickinson’dan aklımda kalan önemli satırlar şunlardır:

“Doğa sıkı sık uğranılan bir evdir. Ama sanat sık sık uğranılsın diye uğraşan bir evdir.”
“Zaman kısa ve doludur, küçülen bir kadın giysisine benzer. Bir mektup bana her zaman ölümsüzlüğü hissettirir, çünkü o bedenli bir dost değil, yalnızca düşüncedir.”
“Çalıkuşu gibi küçüğüm ve saçlarım kestane kabuğu gibi koyu renkli ve gözlerim konukların bıraktığı bardakta ki şeri gibiler.”
“Kendimi değiştiremezdim- Kendi kendi kendimi- suretim küçük geldi bana-”
“Küçük bir biçime sahibim-ne yazı masanızda kalabalık eder- ne de dehlizlerinizi çenten fare gibi fazla gürültü yaparım.”

Emily Elizabeth Dickinson’dan böyle güçlü imgeler beklemiyor insan. O ufacık kadın, küçücük elleriyle yazmış bunları.

Ve Virjinya Woolf; “Para kazanın, kendinize ait, ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın,” diyen büyük kadın.

Kadın hakları konusunda; 1866 İngiltere’sinde kadınların okuması için iki fakülte olduğunu söylemiş, 1880’den sonraysa yasal servetlerine sahip olabildiklerini anlatmıştır yazılarında. Sonra sınıf farklılıklarından, aşk, evlilik, özgürlük, mücadele ve umuttan söz etmiştir. Kitaplarından aldığı güçle yaşamıştır yıllarca, taviz vermeden ta ki küçük bir nehirde boğulana kadar. Zaten hala aklım almıyor ‘Dalgalar’ı yazan, ‘Deniz Feneri’ni yazan o güçlü kadın, nasıl küçücük nehir olmayan bir derede boğulur.

Herkesin hayatında aydınlık veren, ışık saçan güzellikler varsa, benim hayatımda da silinmeyecek derin izler bırakarak, güneş gibi yoluma ışık saçan isimlerdir bu yazarlar. Yazdıklarıyla satırlarıma hırsız gibi sızıveren, bilinçaltımda yaşayan gizli güzelliklerdir. Onlardan güç alır onlarla beslenirim, ölüm korkumu onlarla yenerim. Özellikle Virjinya Wolf varoluş savaşımın miğferidir, yoldaşıdır.

Yaşadıkça ‘Deniz Feneri’nin ışığıyla yoluma bulmaya, yüzyıl öncesinden aldığım bu meşaleyle dünyayı aydınlatmaya devam edeceğim!

Neslihan Minel

Facebook Yorumları