23.9 C
İstanbul
24 Haziran 2024, Pazartesi
spot_img

BİR GARİP HİKÂYE-3

“Merhaba Judy hanım, nasılsınız?” telefondaki ses Judy’nin yine ruhunu okşamıştı.
“Merhaba Bay Samuel, iyim siz nasılsınız?”
“Teşekkürler, bu akşam müsaitseniz yemek yiyebiliriz?” Samuel’in sesi çekingen gelmişti.
“Bu akşam bir işim yok, olabilir aslında.” Judy, heyecanlanmıştı.
“O zaman akşam sekizde sizi evden alırım, bana adresinizi atarsınız.”
“Tamam, görüşmek üzere.” Judy, telefonu kapattıktan sonra yine tuhaf bir hissin içine kapıldı. Aynı kurumda çalıştıkları bu adama güvenmeli miydi? Samuel’in hakkında tek bir kötü söz duymamıştı. Hatta iyi niyetli başarılı bir insan, yardımsever biri olduğu konuşuluyordu. Uzun zaman olmuştu, hiç kimse ile böyle baş başa yemeğe gitmemişti. Tatlı bir telaşa kapıldı, ne giyecekti, makyaj, saçlar… Bunları düşündü. Kızı Bella’yı da komşuya bırakabilirdi ya da komşunun kızı ona evde arkadaşlık edebilirdi. Judy’yi tatlı bir heyecan sarmıştı.
***

Bitmek üzere olan Eylül ayının tatlı havası ile deniz hafif hafif dalgalanıyordu. Restoran penceresinden görünen gemiler, başlayan akşam karanlığında ışıklarını açıp sessizce oldukları yerde geceyi geçirmeye hazırlanıyordu. Sahil kenarında yürüyen insanların kalabalığı, git gide azalıyordu. Judy, tüm bunları, karşısında oturan Samuel’in ardında görüyordu. Tatlı ses tonu ile konuşan adamın anlattıklarına kendi düşünceleri ve deniz, gemiler, sahilde yürüyen insanlar karışmıştı. Başı dönüyordu. Bunun sebebi yudumladığı kırmızı şarap mıydı yoksa gördüklerine karışan kendi düşünceleri miydi? Ne düşünüyordu, ne hissediyordu? Bu adam kimdi, kaderinde nasıl bir yeri vardı, bu akşamlık bir görüşme miydi yoksa devam edip gidecek miydi?
“Siz, kızınızla yaşıyordunuz değil mi? Aileniz buralarda mı?” Kendisine soru soran Samuel’in ela gözlerine bakarak cevapladı:
“Evet, kızımla yaşıyorum, altıncı sınıfa gidiyor. Ailem uzaklarda, pek görüşmüyorum. Bilindik aile sorunları işte.” Judy, çekingen bir gülümseyişle devam etti. “Aile olarak yalnızım ama çevremde beni çok seven arkadaşım var, yakın olduğum dostlarım var. Sağ olsunlar.”
“Bu kadar yıldır yalnızsın, yeniden evlenmeyi hiç düşünmedin mi?” Judy, bu soru karşısında ne cevap vereceğini düşündü, gülümsedi: “Karşıma istediğim gibi biri çıkmadı, ayrıca korkutucu değil mi yeniden bir hata daha yapmak?” “Hem kızım var, daha küçük, evlilik riskli bir şey çocuk olunca.”
“Nedenmiş o, belki çok mutlu olursunuz?” Samuel, balık parçası saplanmış çatalı ağzına götürerek iştahla yemeğe devam etti. Judy’nin verdiği cevapları keyifle dinliyordu.
“Tabii ki doğru kişiyse mutlu olurum, ama çocuk varsa iş değişebilir; örneğin, çocuğunuz evlenmenizi ister mi, sizin yeniden başlayacağınız hayatın içinde mutlu olur mu, onunla ne kadar zaman geçireceksiniz kaygısına kapılır mı, annesini paylaşmak istemeyebilir? Daha sonra; birlikte yaşanılan adam ne kadar güven verir, başka çocuğu var mıdır? Yaşadığın kişi çocuğu ister mi, çocuk onu ister mi, ne kadar anlaşabilirler? Tüm bu soruların cevapları zordur. Bazen tehlikelidir. Bu nedenle kızım küçük olduğu için hiç düşünmedim.” Judy, önündeki tabağa baktıktan sonra iştahının kesildiğini düşündü, önünde duran balığını neredeyse hiç yememişti. Samuel’e ayıp olmaması için bir parça ağzına attı. Samuel’e aynı soruyu sordu: “Peki siz?”
Samuel, ışıltılı gözlerle Judy’ye bakarak ona doğru hafifçe eğildi:
“Artık siz, biz kelimelerini kullanmasak?” Judy, klişe sayılan bu yakınlaşma hissi veren cümlelere alışıktı. Gülümseyerek başıyla onayladı. Samuel arkasına yaslanarak sözüne devam etti:
“Ben on altı yıl oldu yalnızım, yeni evime taşınmadan önce iki köpeğim vardı, onlar benim ailemdi. Ama köpekleri sahiplendirdim çünkü yeni evim uzakta. Şimdi kocaman bir evde yalnızım. Daha önce söylemiştim ilk evliliğimden yirmi altı yaşında oğlum var. Almanya’dan çok nadir gelir, birkaç yıl önce gelmişti, geldiğinde de annesinin yanına gider. Telefonla görüntülü görüşüyoruz. Başkentte abim var ve uzak bir şehirde ailemin en yaşlı üyeleri yaşıyor. Annem ve babamı kaybedeli yıllar oluyor. Buralarda da yine akrabalar, dostlar arkadaşlarım dolu. Evlenmek için karşıma birisi çıkmadı ama yaş geçtikçe insan birisini istiyor. Sohbet etmek, bir kahve içmek, dertleşmek iyi olur.” Judy, dikkatle dinliyordu. Bu adamı tanımak, onun hakkında en ufak bir detayı kaçırmak istemiyordu. Neden böyle düşünüyordu onu da bilmiyordu?
Sohbetlerinin devamında kendilerinden biraz daha bahsettiler. Saatler ilerlemişti ve Judy, kızını düşünerek gitmesi gerektiğini söyledi. Samuel, hesabı ödedikten sonra restorandan çıktılar. Birkaç saat önce hava kararırken gördükleri hafif dalgalı deniz, şimdi deli esen bir rüzgarla coşmuştu. Öyle ki kıyıya kuvvetle vuran dalgalar havaya köpükleri ile yükseliyor, sahil yolunu ıslatıyordu. Samuel birden Judy’nin kolundan tuttu: “ Judy, biraz yürüyelim mi?” Judy, eve geç kalmanın telaşında olsa da kabul etti. Çünkü onun da sevdiği bir hava ve görüntü vardı. Sohbet etmeye devam ederek, ıslak yolda yürüdüler. Denizden gelen dalgaların serinliği ve rüzgarın saçlarını karıştırmasıyla Judy’nin içi titremişti. Ama mutlu hissediyordu. Kıyıya çarpan dev bir dalganın köpüklü suları Samuel’in arkasını ıslatınca kahkahalarla güldüler. Samuel ıslanmıştı, artık gitme vaktiydi.
Apartmanı önünde arabadan inmeye hazırlanan Judy, Samuel’e akşam yemeği için teşekkür etti. Samuel: “Bu akşamı yine tekrarlayalım, seni yakından tanımak istiyorum.” dedi.
Judy’nin kulaklarında bu cümle tekrar edip durdu. “seni yakından tanımak istiyorum.” Bu sözler bir birlikteliğin başlangıcı mıydı? Judy buna hazır mıydı? Bella’ya söylemeli miydi? Düşündüğü tek şey, bu adamla yeniden buluşmak istediğiydi. Çünkü kendisini onun yanında iyi hissetmişti.
***

Judy’nin ofis kapısında beliren Samuel, elinde büyük bir çikolata kutusu tutuyordu. Tebessümle içeriye girdi ve Judy’ye selam verdi. Judy, çok şaşırmıştı çünkü onun gelişinden haberi yoktu. Bu sürpriz için çok sevinmişti. Samuel, elindeki büyük kutuyu ona uzatınca teşekkür ederek masasına koydu. Bu büyük kutu, ünlü bir çikolata markasının kutusuydu, üstelik bir kutu gibi görünse de üst üste konulduğundan iki tane olduğunu Judy sonradan fark etmişti. Samuel, markalı çikolatalara çok para vermiş olmalıydı.
“Senin nerde çalıştığını merak ettim ve ziyaret etmek istedim, kusura bakma, haber veremedim. Böyle çat kapı umarım rahatsız etmemişimdir?” Judy, hiç beklemediği bu ziyaretçiye duyduğu hislerden utanarak cevap verdi:
“Olur mu hiç, ne kusuru? Ziyaretinle beni çok mutlu ettin. Çikolatalar için de teşekkür ederim.”
“Afiyet olsun.” Samuel, gözlerini odanın içinde gezdirdi, duvarda asılı çocukların çizdiği resimleri görerek: “Çocuklar sizi çok seviyor, belli!”
“Evet, buraya gelen çocuklar resim yaptıklarında bana hediye ederler.”
“Ne güzel” dedi Samuel, Judy’nin ısmarladığı kahveyi içerek. Judy, içindeki şaşkınlığını belli etmemeye çalışıyordu. Ofisine gelen bu mavi gömlekli adamı gündüz gözüyle daha da yakından görmek iyi olmuştu. Kendisinden on beş yaş büyük olan Samuel’in yüzündeki kırışıklıkları daha net görmüştü, boynundaki hafif gıdı yaşını gizleyemiyordu. Yaşına göre vücudu dinç görünse de gömleğinin düğmelerini geren hafif bir göbeği vardı. Gözleri elaydı. Saçları da sadece başının arka tarafında kaplıydı, Samuel, keldi. Elleri güzeldi ama tırnakları biraz uzundu. Judy, uzun tırnakları sevmezdi. Mavi gömleğinin altına lacivert kumaş pantolon giymişti. Ayakkabısı da güzeldi. Temiz bir adama benziyordu. Konuşurken görülen dişleri düzgündü, fakat sarımsı olduğunu fark etmişti, çünkü Samuel sigara içiyordu. Ön dişlerinin arasında boşluk vardı ve bu da Judy’ye batıl bir inancı hatırlatmıştı. Rahmetli anneannesi: “Dişlerinin arasında aralık olan erkek yalancı olur.” derdi. Judy, böyle batıl inancı düşündüğü için kendisinden utandı, etrafında iyi anlatılan adam nasıl yalancı olabilirdi?
“Hafta sonu, seni ve kızını piknik havasında kahvaltıya götürmek istiyorum.” Samuel, olumlu cevap almayı bekledi.
“Kızım, seni görünce şaşırır mı bilmem, bu tanışma biraz hızlı olabilir?” Judy, iki elini yana açarak şaşkınlığını gösterdi. Daha ikisi birbirini yeni yeni tanımaya başlamıştı. Ne kadar hızlı ilerliyordu? Şimdi Bella’ya ne diyecekti? Bunları uzun uzun düşünmeliydi.
“Samuel, bilemiyorum, ben biraz düşünüp sana haber vereyim olur mu?” Samuel, başı ile onaylayarak ayağa kalktı:
“Bir toplantıya yetişmeliyim, kahve için teşekkürler. En kısa zamanda haber vermeni bekliyorum.”
“Olur.” dedi Judy. “Geldiğin için teşekkürler Samuel.” Ofisinin kapısına kadar ona eşlik ederken kendi boyu ile Samuel’in boyunu karşılaştırdı, kendisinden fazla uzun değildi. Vedalaştıktan sonra, içinde güzel hisler bırakan bu adamın arabasına binip gidişini izledi.
Judy, odasına döndüğünde çikolata kutularından birini açtı. Ofis arkadaşlarına ikram etmek istiyordu. Kutunun içindeki asorti çikolatalar çok lezzetli görünüyordu. Kaliteli oldukları odaya yayılan çikolata kokusundan belliydi. Judy, yardımcısını çağırarak, ofis arkadaşlarına çikolataların dağıtılmasını rica etti. Yardımcı kadın gittikten sonra, ikinci çikolata kutusunu da açtı. Kutuyu açar açmaz gözlerine inanamadı. “Hayır bu olamaz.” diye fısıldadı. Midesi bulanmıştı. Ünlü markanın pahalı çikolataları erimiş, beyazlamış, aralarında kahverengi kurtçuklar dolaşıyordu. Bu nasıl olabilirdi? Kutunun kapağını hemen kapatarak kimse görmeden mutfağın büyük çöp kovasına kurtlu çikolatalarla dolu kutuyu attı.

Devam edecek…
Gerçek bir hikâyeden uyarlanmıştır

Nevriye Gürel
Mayıs 2023

Facebook Yorumları

Diğer Yazıları

Bizi Takip Edin

232BeğenenlerBeğen
114TakipçilerTakip Et
349TakipçilerTakip Et
2,300AboneAbone Ol
- Reklam -

En Son Eklenenler