DAMDAKİ KEMANCI (FIDDLER ON THE ROOF)

0
1434
Title: FIDDLER ON THE ROOF ¥ Pers: LEMKOW, TUTTE ¥ Year: 1971 ¥ Dir: JEWISON, NORMAN ¥ Ref: FID001BI ¥ Credit: [ UNITED ARTISTS / THE KOBAL COLLECTION ]

“Lüküs Hayat” yıllar önce Kâğıthane Sadabat Sahnesi’nde Zihni Göktay’ın performansıyla izlediğim, izlerken esrarına hayran kaldığım çok güzel bir yapıttı.
Geçen yıl Üsküdar Muhasipzade Sahnesi’nde aynı oyunu bu sefer üniversite öğrencilerinin başarılı performansıyla tekrar izledim. Ve yine aynı heyecanla ayakta alkışladım.
Tiyatro oyunlarında en büyük şans oyuncuyla göz göze gelmektir. Onların enerjisi size geçer, özellikle de müzikli oyunlarda. İşin içinde enstrüman varsa, sanatçının hem müzik kabiliyeti hem de oyunculuk yeteneği ortaya çıkar.

Lüküs Hayat’ta; oyuncuların kabiliyeti ve müziklerindeki canlılıkla yıllardan beri izlenen, televizyon filmlerine konu olan başarılı bir yapıttı. Oyundaki en güzel müzikse “ah bir zengin olsam” parçasıydı.

Bu parçanın kökenine inince müziklerin “Damdaki Kemancı”daki müziklerle aynı olduğunu görürsünüz.

Ben de bu müziği tekrar dinlemek, esrarengiz büyüsüne tutsak olmak için yıllar önce izlediğim “Damdaki Kemancı” filmini yeniden izledim.

Filmin senaryosu, Sholom Aleichem’in 1907 de yazdığı “Tevye ve Kizlari” adli kitaptan etkilenerek yazılmıştı.

1905 yılı Çarlık Rusya’sında geçen ve ilk kez 1964 yılında Broadway’de sergilenen müzikali izlerken sanatçıların sahne performansına hayran kaldığım kadar insani değerlerin en iyi şekilde dillendirilmesine de hayran kaldım.

Bu kadar zenginlik taşıyan film, yapım olarak en yüksek bütçeye sahipti. İngilizce ve İbranice olarak sinemada gösterilen film, Broadway’de en çok sahnelenen on beş müzikal arasına girmeyi de başarmıştı.

Tevye, Tzeitel, Yente, Perchik, Fyedka, Lazar Wolf karakterleriyle ünlenen filmin yazarı Joseph Stein, söz yazarı Sheldon Harnick, bestecisi Jerry Bock’du. Koreografisi, büyük dekorları, sahne düzenlenmesi, kalabalık oyuncu kadrosu, ince düşünülmüş detayları ve folklorik özellikleri, onu diğer filmlerden özel yapıyordu.

Eski bir kitaptan esinlenerek yapılan filmde, şarkıların güzelliği, müzikle sözlerin öpüşmesi ve kendi öz kültüründen beslenen folklorik temaların kullanılması da dikkat çeken diğer unsurdu. “To life, to life, la chayim, If I were a rich man / Eğer zengin bir adam olsaydım,” şarkısı filmin en güzel parçasıydı.

Damdaki Kemancı, sololarla başlayıp sütçü Tevye’nin Anatevka kasabasını tanıtmasıyla devam ediyordu.

Rusya’da küçük bir Yahudi kasabasında yaşayan sütçü Tevye’nin kızlarıyla olan ilişkisi, tanrıyla olan içli sohbeti, yoksul köy hayatı, o dönemin gelenekleri ve geleneklerin baskınlığı, aile bağları ve insani duygular vurucu, esprili bir o kadar da duygusal bir dille anlatılıyordu.
Ve müziğin gücü… Gerçekçi olduğu kadar duygusal ve katmerlenmiş bir ahenk katıyordu.

Sahne tasarımı ve kostümler mükemmeldi. Bir köşede tavuklar gıdaklarken bir tarafta inekler sağılıyordu. İnsan kendini bir anda o dönemin sihirli günlerine geri dönmüş gibi hissediyordu.
Bu sahneler o dönemin toplumsal yaşamını anlattığı gibi kültürlerin evrenselliğini de gösteriyordu.
Filmdeki en güzel şeylerden biri de düğün atmosferinin canlandırılması olmuştu. İnsanlar rollerine kendini vermiş, gerçek bir düğün havası estirmişti.
En kötü olaysa askerlerin düğünü basıp her şeyi yakıp yıkması olmuştu. Güzel bir eğlence bir anda kâbusa dönmüştü.

Ve dikkat çeken diğer unsur her ülkede, her toplumda olduğu gibi burada da farklı dinden insanların aynı köyde barış içinde, kardeşçe yaşamasıydı. Bizim şehrimiz İstanbul’da olduğu gibi.

Filmde, yüzyıl öncesinde bile insanların merhamet duygusundan bir şey kaybetmediğini gördüm. Özellikle baba Tevye’nin kızlarına olan tavrı, kalplerini kırmamaya çalışması. Üçüncü kızının farklı dinden biriyle evlenmesinden sonra ona gücenip, küsmesi. Onlar için endişelen annelerinin maddi kaygıları. Uygun bir eş bulma çabası ve geleneklerin ağırlığı… Bu olaylar duygusallığa ve merhamete en iyi örnekti.

Sonra bu insanların gereksiz yere yurtlarını terk etmeye mahkûm bırakılması. Kiminin çok uzak Amerika’ya, kimininse Kudüs’e doğru yola çıkması ve bu zorunlu göçte yolda telef olması…
Bu zorunlu göçler, yüzyıllardan beri insanların vatanlarından koparılıp kıtalar arası mesafelere taşınmasına yol açan çok kötü olaylardır.
Ve ölümler… ‘Kızılderililer’in yok edilmesi. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerin gaz odaları ve krematoryumlarda insanları yakması…

Afrika’daki fakir halkın köle olarak satılıp emeklerinin, insan gücünün zenginler tarafından hoyratça kullanılması, ormanların ve maden kaynaklarının hunharca talan edilmesi vs…
İnsanoğlu aç gözlüğünden dolayı yeryüzüne sığmamakta zorla birilerinin elinden toprağını almaya çalışmaktadır. Bunu ekonomik ambargolarla yapmaya çalışmakta, gücü yetmediği durumlardaysa savaşlarla, kanlı eylemlerle kadınları ve çocukları öldürerek amacına ulaşmaya çalışmaktadır. Bunun içinde suni krizler ve uydurma bahaneler yaratmaktadır.

Tarih okuyan insanlar, bu tarz uydurma bahaneleri çok net görebilirler, amaç o topraklara girmektir. Krizler, suikastlarsa sadece bahanedir.
Burada silah tüccarlarının çıkarları olduğu kadar büyük ülkelerin petrol ve altın kaynaklarına ulaşma hırsı da vardır. Nasıl yıllar önce Afrika’dan gelen insanlar köle olarak çalıştırılmış, onların güçlerinden faydalanılmışsa şimdi başka isimler altında sömürgecilik zihniyeti hala devam etmektedir.

Dünya üzerinde o kadar çok nimet vardır ki insanoğluna yetmesin. Ama maalesef bu zenginliğin % 40 nüfusun %1 inin elindeyken gelir dengesinden bahsedilemez. Bu yüzden bir kısım halk obeziteden ölürken Afrika’daki çocuklar açlıktan ölmektedir. Gelir dengesizliği olmasaydı hastalıktan ve yoksulluktan ölen çocukların sayısı azalacak hatta hiç kalmayacaktı.

Damdaki Kemancı’yı izlerken haksız yere topraklarından atılıp başka bir yerde hayata tutunmaya çalışmanın zorluğuyla, yokluğun ve yoksulluğun acısını kalbimde bir kez daha hissettim.
İnsanın kendi köklerinden ayrılıp başka bir yerde hayatta kalmaya çalışması ne kadar zor bir şey… Maddi sıkıntılar, parçalanan aileler ve yolda ölen yaşlılar…

Damdaki Kemancı; sadece müzikal olmaktan öte, evrensel insani duyguları dramlı mizahi dille, folklorik müziğin esrarını da katarak harmanlayan, izlenmeye değer başarılı bir başyapıttı!!!

Neslihan Minel