DÖNÜŞÜM ZAMANI

0
3046

Hani hepimiz arkadaşken
Hani oyunlar tükenmemişken
Henüz kimse bize ihanet etmemiş
Biz kimseyi aldatmamışken
Eskidendi, çok eskiden

Murathan Murgan

      ‘Gandi.’ İngiltere ile Hindistan’da çekilen Mahatma Gandi’nin hayatını anlatan tarihi, biyografik filmin yönetmeni Richard Attenborough’tur. Oyuncularıysa; Ben Kingsley,  Edward Fox,  Martin Sheenm vs…

Mahatma Gandi’nin yaşamını ele alan çalışmada 1900’lü yılların başında, Hindistan’dayız…

İngiliz sömürüsü altındaki ülke, esareti iliklerinde kadar hissetmekte, özgürlük kavramıysa anlamını günden güne yitirmektedir. Bu dönemde ortaya çıkan bir kişi, epik tarih yazarak, insanlık tarihinin en önemli kahramanlarından biri haline gelecektir. Tüm zamanların ilham verici kişiliklerinden biri olacaktır. Bu Hindistan tarihinin en önemli kişiliği, Mahatma Gandi’den başkası değildir…

Biyografi filmleri türünün en yetkin örneklerinden biri olan ‘Gandi’ birçok sebepten dolayı etkisini asla yitirmeyecek bir yapıttır. Akademi Ödülleri’nde sekiz dalda Oscar kazanan film, 300.000 kişiden oluşan, cenaze sahnesiyle hafızalara kazınmıştır ve tarihin en kalabalık sahnesi rekorunu elinde bulundurur.

Filmde başkarakter esmer tenli bir avukattı. Ten renginden dolayı trenden atılıyor ve film böylece başlıyor. Burada insanlara yapılan ayrımcılık anlatıldığı kadar, bir anlamda Yahudilere yapılan haksızlıklar da anlatılıyor. İkinci dünya savaşanında, Hitler döneminde de, esmer vatandaşlar arka koltuklara oturtulurken, bazı caddelere girişleri engelleniyordu. Hatta bazı yerlerde Yahudiler ve köpekler giremez levhaları vardı.

Film bu ayrımcılığa yapılan vurguyla başlıyor.  Sonra avukat Gandi’nin kendi gibi insanların arasına karışıp, yarı çıplak bir Hint fakiri olarak mücadelesini anlatıyor. Bu sadece kıyafetiyle değil, aile hayatıyla, yaşadığı evle de gösteriyor. Eşi ve çocukları da aynı mütevazılıkta bir hayat sürüyor. Onun mücadelesinde en önemli konu halkıyla bütün olması, onlar gibi yaşayıp onlar gibi ölmesiydi. Ne yazık ki kendi halkından biri tarafından suikastta uğramıştı. Aynı kaderi Abraham Lincoln’da paylaşmıştı. Köleliği karşı olmasından, onlara haklar vermesinden dolayı, bir tiyatro gösterisinde kalleşçe öldürülmüştü.

Gandi’nin eşi, ona her zaman destek olan biriydi. O’nun yerini doldurmaya çalışarak, konuşmalarıyla toplumu aydınlatmaktaydı.

Bir kısım insan kendi özünden kopmadan ülkesine dönerken, kimi insan farklı milletlerin esareti altında öz benliğinden kopmaktadır.

Gandi’nin avukat kimliğiyle kendi topraklarına dönmesi ve vatanı için mücadele etmesi önemliydi.

İngiliz baskısından kurtulmaya çalışıp, onlardan aldığı kumaşları yakması. İthal yerine, yerlisini kullanmaya özen gösterip, işsizliği ortadan kaldırmaya çalışması bu da önemliydi.

Değişen toplumlarda makineleşmeyle beraber dışa alım artmakta, bu da dış borçla, işsizlik anlamına gelmekteydi. Millîye dönüş, toplumu kalkındırırken işsizlik azalmaktaydı.

Artık toplumlarda, teknolojinin doğaya zarar vermesiyle değişim değil, dönüşüm önem kazandı. Bu yüzden organik tarım artmakla beraber, insanlar dağlık kesimlere göç etmeye başladı.

Şehir hayatındaki güvensizlik, tehlikeler, hava kirliği gibi etkenlerden dolayı insanlar köylere kaçmaya başladı.

Kapitalist kültürlerin baskın olduğu ülkelerde insanlardaki kanser oranının artışı, gelişen ülkelerdeki depresyon, intihar vakaların çokluğu, insanları tedirgin etmekte. Özellikle işsizlik korkusu, daha çocukluk yaşlarda başlayan sıkıntılardan biri. Çocuklar, paylaşma duygusunun azalmasıyla beraber, geleceğe karşı güvensizlik beslemekte. Gençler hayattan beklentileri kalmamış, mutsuz tedirgin, bireyler olmuşlar.

Yapılan araştırmalarda, mutluluk endeksinin fakir ülkelerde ya da kırsal kesimde yaşayan insanlarda daha yüksek olduğunu göstermiştir. Buna sebep, o insanların beklentilerinin çok olmamasıydı. Gelişen teknolojiyle beraber, insanların doyumsuzluğu da fazlalaşmaya başladı. Bunun sonucunda, küresel düzenin dişlileri arasında yok oldu mutluluklar…

Kapitalizm, kanser hücresi gibi hızla büyürken, bir taraftan da organizmayı öldürmektedir.

Aynı şekilde zengin ülkeler, sömürgeci zihniyetle kendilerini beslerken, diğer ülkeleri ufalamaktadırlar. Emperyalist ülkelerin, zayıf ülkeler üzerinde, hegemonya kurması gibi bir durum ortaya çıkmaktadır.

Gelir dengesizliği, eşit paylaşım duygusunu yok ettiği için, kimi insan açlıktan ölürken, bir kısım insan da obteziteden ölmektedir.

Doğanın, yeşilin hızla katledilmesiyle yakında güneşimiz, suyumuz, toprağımız yok olacaktır. En sonunda, laboratuvardaki hayvanlar gibi küçük tabletlerle beslenmeye başlayacağız ya da yaşamak için kendimize yeni bir gezegen aramamamız gerekecek.

Gandi’nin çıkrık sesini duyunca, eskiye özlem duyuyorum. Eski dostlukları, kapı önünde yapılan sohbetleri anımsıyorum.

Gelecek kaygısından kurtulup, kalan zamanımızı iyi değerlendirerek, küçük şeylerle mutlu olmayı deneyip, doğayla barışmamız gerekiyor.  Toprak, bitki, oksijen ve güneş bizim baş tacımız olmalıdır. Bunlardan birisi olmazsa yaşam da olmaz.

İnsanların; dönüşümün başladığı bir dünyada, doğayla barışık yaşaması için, özüne dönmesini diliyorum…

Neslihan Minel

Facebook Yorumları