EZİLENLERİN SESİ 74. FERMAN

0
472

Mustafa Mutlu’nun 74. Ferman’ını aldım elime. Kırmızı Kedi yayınlarından çıkan 2017 yılı basımı kitap araştırma yapılarak iyi bir etütle yazılmış.

Savaşta kadınların çektikleri sıkıntılar, 7 yaşındaki, 8 yaşındaki kız çocuklarının köle pazarlarında satılması ve güneşe uzanan ellerin inançlarından dolayı tecavüze uğrayarak öldürülmesi ve seslerini duyurmak için gösterdikleri sessiz mücadele dillendirilmiş kitapta.

Kısacası Yezidilerin çektikleri sıkıntılar ve dünyanın buna kayıtsız kalması işlenmiş romanda.

Olay, Irak’ın Sincan bölgesinde, Şengal dağında geçiyor. Başkarakter Mence; güçlü, akıllı bir o kadar da toplayıcı bir kadın. Onun etrafında Halef, Rakon, Samira, Tamir, Zine, Nase gibi yardımcı karakterler var. Bir de bunlara ilave olarak olay örgüsüne renk katan; Fae ve Dick karakterleri de var.

Fae psikolog, Birleşmiş Milletler çalışanı olarak görev yapıyor, Dick de Alman sevgilisi. Daha sonra bunların arasına gönüllü olarak katılan bir Türk genci daha ekleniyor. Kitaptaki karakterler bu halleriyle isimleri kadar özgün insanlar.

Fae, karmaşıklığı, kültür arayışı ve hayattan beklentileriyle bana Yelda’yı hatırlattı. Ahmet Altan’ın En Uzun Gece’sinin karakterlerinden biri olan Yelda da aynı özelliklere sahip bir kadındı. Onun da karmaşık zihniyle bir türlü yürütemediği bir ilişkisi vardı ve bu ölgün ilişkiyi yıllarca sırtında taşımıştı.

Dick de tipik kişiliğiyle biraz bana, beni hatırlattı: “Kendi hobileri, kendi arkadaşları, kendi seyahatleri, kendi sorunları olan,” aynı ben.

Yezidiler’ in yok oluşlarını, çektikleri sıkıntıları anlatan kitap, başarılı kurgusu, güçlü karakterleri, canlı olay geçişleri ve verdiği teorik bilgilerle başarılı bir çalışma.

İnsan okudukça bu kadar mı olur, diyerek şaşırıyor, tiksinti ve üzüntüden tüyleri diken diken oluyor.

Kitabı okurken yaşadığım duygu yoğunluğundan, her sayfasını çevirirken burada bırakmalıyım, diye düşündüm. “Bu kadar sıkıntı yeter, kendi kendime işkence ediyorum!”

Sonra sıkıntımdan kurtulup başa döndüm ve tekrar, tekrar okudum. Acaba sonu nasıl bitecek diye, üzülerek, sıkılarak üç haftalık bir zamanda bitirdim.

Benim sıkıntım bitti ama acaba onların çektiği sıkıntı bitti mi? Feryatları sustu mu? Analar rahat uyuyabiliyor mu yataklarında? Kızıla bürünen o toprakların rengi apak oldu mu?

Ve birileri daha yazacak mı bu gerçeği, yıllardan beri süren insanlık ayıbını!

Ve Müslümanım diyen insanlar, liderler, güya inanç çatısı altında nasıl 74 kere ferman çıkarırlar öldürmek, yok etmek için?
Nasıl kadınlara, çocuklara tecavüz ederler? Nasıl köle pazarında satarlar genç kızları?
Nasıl başkalarının malını gasp eder, onları aç ve açıkta bırakırlar?
Zorla, dayatarak, din değiştirme yasası hangi kitapta vardır?

Ben büyük merakla, bütün kutsal kitapları okumuş bir insan olarak hiç bir ayette, mezmur da: “Öldürün, kesin, çocuklara işkence edin” diye bir şey görmedim. Bütün dinler: “Sevgiden, hoşgörüden, yardımlaşmadan” bahsediyor. Kandan, tecavüzden, savaştan, değil! Öyle ki bizim dinimiz: “Karıncayı bile incitmeyin! Kul hakkı önemlidir, kimsenin malını zorla almayın, tecavüz etmeyin,” diyen bir dindir.

O zaman “Allahü Ekber” deyip, insan öldürmek, başkalarının ırzına geçmek, hangi dinin kuralıdır?

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u aldığı zaman hiç kimsenin malına, canına, ırzına dokunmamış, kimseyi işkenceyle Müslüman olmaya zorlamamıştır. Zaten dinde zorlama yoktur. Bu yüzden bütün dinler Osmanlıdan, Fatih’ den, hoşgörüyle, sevgiyle bahseder.

Bundan yıllar önce Yahudiler, çingeneler, down sendromlu çocuklar haksız yere vahşice öldürülmüşse şimdi aynı şeyler çok yakınımızda yine olmaktadır; tarih tekerrür etmektedir.

Daha önce insanlar nasıl masumca yok olup gitmişlerse, şimdi Kerkük’te, Sincar’da, Şengal dağında aynı ıstırapla yok olup gitmektedir. Onların güçlü çığlıkları yoktur, sessizdir ağıtları. Ve maalesef dünya bunları duymamakta, duymamakta da direnmektedir.

Mustafa Mutlu’nun böyle bir konuya kayıtsız kalmamasını anlıyor, sesini duyarlı ve anlamlı bir kalabalığa duyurma çabasını takdir ediyorum.

Yakınımda bir yerlerde, o insanların sesi olacağını düşündüğüm okuyucuların olduğuna inanıyorum. Kitabın çok kişiye ulaşmasını dilemekle beraber, duyarlı insanlara ulaşmasını her şeyden çok temenni ediyorum. Özellikle kadın yazarlara ve kadın derneklerine.

Unutmayın; dünya duyarlılığı ile haksızlıklara karşı duran ve korkusuzca sesini yükseltebilen insanların omzunda yükselecektir!!!

Neslihan Minel