HATIRALAR ŞEHRİ İSTANBUL

0
2735

“Sayın Orhan Pamuk, İstanbul’u Dostoyevski’nin St. Petersburg’u, Joyce’un Dublin’i ve Proust’un Paris’i gibi dünyanın her köşesinden okurların kendi hayatlarını yaşar gibi tanıyıp, bir ikinci hayat sürecekleri vazgeçilmez bir edebi şehir yaptınız!”
Nobel Komitesi Başkanı Horace Engdahl

“Şimdiye kadar bir şehir hakkında yazılmış en unutulmaz, en hüzünlü ve en muhteşem kitap.”
The San Diego Union-Tribune

Doğan Hızlan, Coşkun Aral ve Orhan Pamuk’un Ara Güler’le dostluğu vardır.

Ara Güler’in her fotoğrafının bir hikâyesi vardır, kanıktır, kanıttır.

Ara Güler fotoğraflarından insanı eksik etmeyen doyumsuz bir insandı. Bu yüzden olacak ki hep en iyisini aradı ve bu mükemmeliyetçiliğiyle tarih sayfasındaki yerini aldı.

İstanbul’la beslenen foto muhabiridir kendi deyimiyle. Onun fotoğraflarını güzel yapan, elit yapan samimiliğidir. Çekerken bir sıcaklık yakalamıştır ve bu kadrajına yansır.

Onun fotoğraflarında; Taksim, Eminönü, Tarlabaşı, Fransız banliyö trenleri, Yedikule Surları ve Halaskargazi’de virajı alamayıp telleri kopan tramvay vardır.

Pul satıcıları vardır mektup zarflarını hatırlatan. Mektuplaşma diye bir kültürün olduğunu, insanların hazır şablonlarla, kopyala yapıştırla, mesaj atmadığı günleri hatırlatır.

Başka bir resimde, Sezen Aksu’nun şarkısına konu olan, yandan çarklı ‘adavapuru’  vardır, at arabaları, otomobillerle eski Murat Yüzmidört’ler vardır. Alüminyum kova taşıyan bir satıcı vardır. Bu fotoğrafların hepsi tarihin dilsiz tanıklarıdır.

Mısır satıcıları, balık ekmek yapanlar, kar fırtınası altında çekilmiş, tramvayın buğulu camı ve günlerce yanan bir tanker…

İstanbul boğazındaki tanker kazaları özellikle de petrol yangınları meşhurdur. Müdahale edilmeden günlerce yanmışlardır.

Ve şehir yangınları… Ne çok el yazması belge, kütüphane yok olmuştu bu yangınlarda.

İstanbul, kedileri, köpekleri özellikle de adalara terk edilip açlıktan ölen köpekleriyle meşhurdur.

Lanetli sayılan hayvanlar açlığa terk edilmiş ve birbirini yiyerek telef olmuşlardır.

Bu fotoğrafların hepsi dikkat ürünüdür. Makineyi iyi tanıdığı kadar 20 mm geniş açıyı kullanmayı çok bilirdi Ara Güler.

Onun fotoğraflarında tarihin ne kadar hızlı değiştiğini görebilirsiniz. Değişim kaçınılmazdır. Zamanla bütün her şey dönüşüme uğrar.

Like Fotoğraf Makinesi fotoğrafçılıkta çok önemlidir. Siyah beyaz fotoğraf, karanlık banyo odaları ve Arap vesikalık resimler vardı eskiden.

“Moda” dediğimiz şey bir döngüdür. Arabalar değişir, elbiseler değişir, yakalar küçülür, kollar uzar, renkler değişir ve döngü böyle devam eder. Aslında var olan tek şey insandır.

Bu döngüde önemli olan tarihi yapıların korunmasıdır. Taş kaldırımlı Roma sokaklarında dolaşırken 300 yıllık evleri görünce insan şaşırıp kalıyor. Kilitlerinin bile değiştirilmesi yasak olan evlerin kapıları han kapısı kadar büyüktü.

Fotoğraf, tarihin anlatılması ve gelecek kuşaklara miras kalması açısından da önemlidir. Onunla beslenir arkeologlar, ressamlar, şairler ve yazarlar.

İstanbul’un tarihi üzerine yazılmayan, söylenmeyen kalmamıştır bu fotoğraflardan beslenerek.

Bizim bugün “aman” deyip geçtiğimiz şeyler, elli yıl sonra insanlığın şaşkınlıkla baktığı anılar olacaktır.

Gazetecilikte de fotoğraf çok önemlidir. Bir kare, kaç sözcüğe bedeldir. Özellikle de savaş fotoğrafçılığında her şeydir.

Postmodernizm, çağdaşlık, insanları ne kadar değiştirdi desek de insanlar anılarıyla, geçmişiyle, tarihiyle beslenir. Onu tarihinden koparırsanız köksüz bir ağaç gibi havada kalır.

Yazarlar, hayalleriyle beslenir ve anılarından güç alarak yeni eserler üretir.

Ara Güler’in fotoğraflarında eski İstanbul vardır, şimdi yalnızca kartpostallarda görebildiğimiz İstanbul.

Orhan Pamuk’da Ara Güler’in fotoğraflarından beslenmiştir sonra da hayallerinden, rüyalarından ve çocukluğundan. Zaten her yazarın hayatında önemli bir yere sahiptir çocukluk. İstanbul kitabında onun çocukluğuna dair çok şey vardır. Ağabeyiyle olan ilişkileri, babasıyla ve annesiyle olan diyalogları…

Nasıl İlhan Berk, Sait Faik, Orhan Veli, İstanbul’u yazmışsa, İstanbul’dan beslenmişse Orhan Pamuk’ta İstanbul’dan beslenmiştir.

‘Kafamda Bir Tuhaflık’taki Mevlut karakteri İstanbul’u anlatmaktadır, bozacıları, kedileri, kimsenin girmediği ara sokaklarıyla…

Otobiyografik bir roman olan İstanbul’da da samimiyetini kaybetmemiş, “herkes gibi olmaya çalışıyorum,” demiştir. İnsanlara olan suskunluğunu, uzaklığını ortadan kaldırmaya çalıştığını dile getirmiştir samimi bir dille. Konuşkan olmayan, kendini saklayan bu gizemli adam bir anda bütün gücünü toplayarak, ruhundaki kırılmayı şu sözlerle itiraf eder;

“Ruhumdaki bu kırılmayı hissediyor, yaklaşan yalnızlığımdan telaşa kapılıyor, içine düşmekte olduğum karanlığın bir hayat tarzı olmasından korkarak herkes gibi olmaya karar veriyordum: On yedi on sekiz yaşlarımda bir dönem herkesi güldüren, her fırsatta şaka yapan, herkesle arkadaşça, hatta serserice iyi geçinen bir cemaat adamı gibi gözükmeyi başardım… Herkesin kafayı fazla takmadan yaptığı şeyleri yapabilmek için niye benim dişimi sıkmam, gayret etmem, sonra da poz yaptığım için kendimden nefret etmem gerekiyordu?”

Sosyallikten uzak yaşamını, uyumsuzluğunu kesin dille kırar. Onun keskin dili var olmayan hayatını yeniden sosyalleştirir.

Kitaplarında duygusallık ve ruhun çıplaklığı vardır. Kendisi de bunu beyan etmekten çekinmez.

Cevdet Bey ve Oğulları’nda yine ailesinden beslenmiş, ruhundaki kırılma ve yalnızlığı açık bir dille itiraf etmiştir.

Ve İstanbul, otobiyografik roman… Hayatının yirmi iki senesini anlattığı, hüzünlü roman. İstanbul’u tanıttığı kadar şehrin ruhunu da yansıtır. Yanan konaklar, eski arabalar, parke kaplı caddeler ve eski bir kültürün yozlaşması. Bu kitabında Ara Güler’in resimlerinden beslenmiş, kişisel albümünden seçtiği fotoğraflarla hikâyelerini bütünleştirmiştir, Orhan Pamuk.

“Hatıralar ve Şehir,” tüm dünya edebiyatında kabul gören en büyük eserlerden biri olduğu kadar, bir şehrin ruhu hakkında yazılmış en derin kitaplardan biridir de.

İstanbul deyince, Reşat Ekrem Koçi’nin ansiklopedisi de önemli bir kaynaktır. O kitapta daha önce incelenmemiş konular incelenmiş, değinilmemiş konulara değinilmiştir. Bu kitap da alanında bir başyapıttır.

Hüseyin Rahmi’nin Şıpsevdi’sinde, Mithat Cemal Kuntay’ın Üç İstanbul’unda ve Safiye Erol’un Kadıköyü’nün Romanı’nda da İstanbul anlatılmıştır.

Çamlıca, Emirgan, Fatih, Beyoğlu karış karış gezilir bu kitaplarla.

Erguvanlar, leylaklar, mor salkımlar, Chippendale Koltuklar,  Cenevre kadifesi perdeler, mermer yalılar, kütüphaneler, eski köşkler ve tahta merdiveni gıcırdayan konaklar vardır.

Peyami Safa, Fatih Harbiye’de; Şinasi ve Macit üzerinden eski şehirle burada sıkışmış kalmış insanları anlatır. Onun satırlarında ud, ney ve tramvay sesiyle, ahşap evlerin cumbaları vardır.

Ahmet Hamdi Tanpınar, “Huzur”da Nuran ve Mümtaz kanalıyla İstanbul’u anlatır.

Yusuf Atılgan’da Aylak Adam’da, Huzur’un aksine yozlaşmış bir şehirden bahseder.

Günümüz yazarlarından Ahmet Ümit’te; ‘İstanbul Hatırası’nda, Balat, Sarayburnu arasında koşturmacalı dolaştırır insanları.

İstanbul, bu güzel şehir, daha nice yazarlara, sanatçılara ilham kaynağı olmaya devam edecektir ve yaşayacaktır yüzyıllarca, fotoğraflarda, kitaplarda ve anılarda…

Neslihan Minel

Facebook Yorumları