MADAM KARİNE’NİN DÜŞLERİ -1

0
1358

Madam Karine, gecenin ortasında bir müzik sesiyle uyandı. Gözlerini araladığında, ruhunu eski zamana götüren büyülü müzik çoktan odasına dolmuştu. Müziğin bağlı olduğu geçmişin hatıraları tek tek karanlık tavanına yapışmıştı. Vücudunun ağır hareketiyle kolunu yavaşça yukarıya kaldırdı Madam Karine. Bir şey yakalamak istermiş gibi parmaklarını uzattı. Gözlerini açıp kapattı, bunun bir rüya olup olmadığını anlamak istedi. Müzik gerçekti, aralık olan penceresinden geliyordu. Yavaşça yatağında doğruldu. Odanın buğulu karanlığına baktı. Sokak lambasının ışığı, eşyalara usulca dokunurken sanki Madam Karine’ye: “Korkma, ben seni koruyorum.” diyordu.

Madam Karine, çıplak ayağını yere değdirdiğinde birden yanında birisinin varlığını hissetti. Soluna baktığında ona sandaletlerini uzatırken: “Artık bunları giymelisin, üşüteceksin!” diye söylenen Behçet’i gördü. Ortadan ayırdığı uzun siyah saçları, esmer çehresine güzel bakışlar veren ela gözleri, uzunca burnu olsa da karizmatik bir görüntüsü olan bu delikanlı Karine’nin yarım kalan aşkıydı. Yüreğini deli gibi çarptıran aşkının karşısında, büyülü müziğin etkisinde İstikal Caddesindeydiler. Zaman ise, Madam Karine’nin sağlıklı uzun siyah saçlarının beline kadar dalgalandığı ve incecik bedeninin on sekiz yaşını doldurmadığı bir zamandı. Çok fazla yürümekten ayak bileğini kesen sandaletlerini çıkarıp yalın ayak dolaşmıştı caddede. Karine, Behçet’in uzattığı sandaletlerini hoşnut olmadan aldı ve yeniden ayağının acısını çekeceğini düşünerek giydi. Behçet, her zamanki gibi sabırla bekledi, Karine’nin yaramazlıklarına gülerek. “Şu kız şimdiye kadar zaman geçirdiklerimden çok farklı.” Diye düşündü.” Fakir ama gururlu, Şımarık ama akıllı, gizemli ama bir o kadar içten, en önemlisi tertemiz. Aşkı yaşamak için en iyi yüreğe sahip. Ne çok seviyorum onun küçük yüreğini? Karine’m… Sen benim saf güzelimsin, tıpkı adın gibi. Ellerimde tuttuğum tertemiz bir kalbin sahibi. Dokunulmamış dikenli gül… Karine’m.”

Karine, sandaletini giydikten sonra, önünde kendisini bekleyen uzun boylu Behçet’in bedenine yakın yavaşça doğruldu. Bu güzel genç bedene kendi ince narin bedeninin nasıl mühürlendiğini düşündü. Ellerini sevgilisinin boynuna dolayarak sımsıkı sarıldı. Sevdayı sonsuzlaştıran müziğin büyüsünde küçük ritimlerle başladılar dans etmeye iki sevgili. Ne yanlarından geçen İstiklal’in kalabalığını düşündüler ne de dünyanın nasıl döndüğünü? Kendi hayatlarının yoğun duygularında yaşıyorlardı aşklarını. Hayata yeni başlayan genç ruhlarının, yaşamın hiçbir kötü yanını görmeden, sadece saflığın ve güzel düşlerle kenetlendiği bir zamandaydılar. Gün ve saat yoktu, gündüz ve gece yoktu Behçet ve Karine için. Caddenin rutubet kokan eski sokaklarında, duvarlarına gecenin alkollü kokusu sinmiş barlarda gezerken onları yaşlı kedilerden başka kimse bilmezdi. İstiklal Caddesinde yürümeyen, duygularıyla uçan kuşlardı onlar. Kimsenin görmediği ve kimseyi görmeyen…

Karine, daha on sekizine girmemiş taze ruhunun sevdasında deli gibi Behçet’e aşıktı. Dünya umurunda değildi, oysaki üniversiteyi kazanmak için çok çalışması gereken bir zamandı. Ne üniversite hayallerini ne de ailesine verdiği sözleri hatırlıyordu. Sorunlarla dolu ailesinin karanlığından Behçet’in aydınlığına sığınmak, genç ruhuna ilaç olmuştu. Aşkının elinden tutup İstiklal’in kalabalığına karışmak, caddenin eski sokaklarında bulunan çiçekli kafeteryalarında bir şeyler yudumlamak, gündüz açık olan barların sigara kokan karanlık köşelerinde aşkının sıcaklığını kimse görmeden hissetmek şimdiye kadar duyduğu acıları yok etmişti. Karine, duygularının yoğunluğunda yaşadığının farkına varmıştı. Hayatında hiçbir zaman yakasını bırakmayacağını bildiği aile sorunlarını Behçet’le her buluşma öncesinde otobüs durağında bırakıyordu, nasıl olsa dönüşte yine alacaktı? Behçet’e ailesini anlatmamıştı. Çünkü bir büyü vardı, mutluluk ve heyecanla karışan anların büyüsü… Bu büyülü aşkın içine hiçbir şeyi karıştırmamak, saf ve temiz yaşamak lazımdı. Behçet’in yanında hiçbir şey düşünmemeliydi. Sadece esmer çehresinin ortasında kendisine bakan buğulu bakışlarda tutsak olmak ve caddenin büyülü müziğinin sarhoşluğunda aşkını yaşamak istiyordu.

Müzik… İstiklalin aşk, tarih, insan kokulu sokaklarında mistik bir şekilde dolaşır durur. Bazen 45lik plaktan çıkan tatlı nağmeler, bazen bir keman, bazen piyano, viyolonsel… Öyle kalbe inen, yaşamı hissettiren, aşkın en derin hatıralarına götüren… Tıpkı Madam Karine’yi gece yarısı uyandıran müzik gibi… Büyülü… İstiklal caddesi’ne ve orada yaşanan aşklara özel… Sürekli özlenen ve düşlere giren…

Nevriye Gürel
Temmuz 2018