YAŞADIĞINIZ HER ANIN KIYMETİNİ BİLİN!

0
1507

Allah’ıma şükürler olsun; Aile vakfımız Vaksa eliyle yurdumuzun 51 değişik yerleşim merkezinde 105 adet kalıcı sosyal eseri yaptırmak Sabancı Ailesi olarak bizlere nasip oldu. Gözüm gönlüm hayır işlerine doymadığı için kendime, koş daha da koş Sosyal-Ekonomik işler yap. Koş, Tren son istasyona gelmeden daha fazla bir şeyler yap diyorum.”
Sakıp SABANCI

Aralık ayının gelmesiyle beraber kar yağışları da başladı…

Uzun kış gecelerindeki en büyük uğraşım, olmayacak sandığım sabahlara kadar kelimeler av, ben avcı satırların arasında koşuşturmak. Kiminin film izlemek, kiminin de maç izlemek olarak değerlendirdiği boş zaman benim için yazmak anlamına geliyor. Özellikle yağan yağmurun hüzünlü ritmi, beni alıp yıllar öncesine götürüyor, çocukluğumun eski günlerine…

Yazarların en büyük esin kaynağı çocukluğu, geçmişi, yaşadığı köy anılarıdır. Daha önce yaşadığım köy hayatı bana yazmak açısından büyük ilham kaynağı olmuş oradaki insanların hayat tecrübelerini, anılarını, yazacağım konulara eklemiştim.

Kapı önlerinde kadınlarla oturur, anılarını dinler sonra eve gider günlüğüme not alırdım. Bu yüzden olacak yazma konusunda hiç sıkıntım olmadı. Müspette de karalanmış o kadar çok konum var ki, şimdi başlasam altmış yaşına kadar beni besleyecek kadar çok. Benim korkum konu bulmak değil, var olan yazılarımı yetiştirememek. Ömrün olursa yazacağım o kadar çok konu var ki, boş zaman bırakmadan, planlı yaşarsam ancak yetişir dosyalarım. Buna ansızın gelen misafirlerle, hesapta olmayan hastalıkları katmıyorum tabi. Bu yüzden uykularım yok artık, boş zaman denen şeyse; okumak ve yazmak. Seyahatlerimde kâğıt, kalem ve ses kayıt cihazıyla dolaşıyorum. Rehberin yanına oturup durmadan sorular soruyorum, oranın tarihini, kültürünü kısacası öğrenebileceğim ne varsa her şeyi soruyorum. Viyana seyahatimde rehberimiz Mustafa Küçüktekin’i bıktırmıştım sorularımla. Mısır seyahatimde sonradan yakın arkadaşım olan Ömer Faruk Akay’ı anmadan geçemeyeceğim bana verdiği bilgilerden dolayı.

Her şeyi öğrenme merakı daha küçükten gelen bir şeydir. ‘Bu ne, bu ne’ diye soran küçük çocuklara gıptayla bakıyorum, onlar geleceğin dâhileridir. İçlerindeki öğrenme merakıyla büyücek ve dünyayı aydınlatan insanlar olacaklardır. Keşke içimizdeki merak hiç bitmese! Her şeye daha dikkatli baksak. Daha bir zevk alsak doğadaki güzelliklerden, çiçeklerden, böceklerden ve hayvanları daha çok sevsek. Kısacası içimizdeki çocuğu öldürmesek…

Yıllar önce yaptığım seyahatler, boş gibi gelen sorular, kapı önünde yaptığım komşu sohbetleri şimdi işime yaramaya başladı. Hiç ummadığım bir an da orada öğrendiğim bilgi ya da gördüğüm güzellik satırlarıma sızıveriyor ansızın. İşte o zaman yaşamda hiç bir şeyin gereksiz olmadığını anlıyorum. Geçenlerde yanlışlıkla bindiğim otobüs beni o kadar farklı bir yere götürdü; ‘iyi ki binmişim’ dedim. O aksilik olmasaydı belki de oraları hiç göremeyecektim. Belki bir gün hikâyeme giriverir gezdiğim o yerler?

Gerçekten insan akıllı olduğu zaman, yaşadığı her anın kıymetini bilip, çevresindeki güzelliklerin farkına vardığında, yaşamdan tat alıyor ve şükretmeyi öğreniyor, aldığı her nefes için, yaşadığı her saniye için…

En son geçen hafta bir arkadaşımı ziyaret için Türkan Sabancı Görme Engelliler okuluna gittiğim zaman hissetim bu duygunun ağırlığını ve ezikliğini…

“1997-1998 Eğitim/Öğretim Yılı’nda açılan Okul; Üsküdar’daki 12.000 m² arsa üzerine kurulu dörder katlı bloklarla, 19.000 m²’lik kapalı alandan oluşmaktadır. İstanbul’daki, Türkan Sabancı Görme Engelliler İlköğretim ve İş Okulu ile Kilyos’daki Veysel Vardar İlköğretim Okulu aynı amaçla kurulan okullardır. Türkan Sabancı Görme Engelliler Okulu, Metin Sabancı Spastik Çocuklar Merkezi, Dilek Sabancı Anadolu Ticaret ve Ticaret Meslek Lisesi, Sevil Sabancı Altı Nokta Körler Eğitim ve Kültür Merkezi bu okullardan öne çıkanlardan bazılarıdır.”

Ulaşım olarak çok kolay bir yerde bulunan okul, teçhizat olarak da tam donanımlıydı. Okulun her köşesini bütün ayrıntılarıyla inceledikten sonra kendi kendime “işte okul bu!” dedim. Bahçesi, temizliği, sınıflarındaki donanımıyla her şeyi tamdı. Her geçen gün eğitim seviyesinin yükselmesiyle, insanların bakış açısı değişmiş, bu çocukların okullaşması sağlanmıştı.

Anayasa’nın 42. maddesinde “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz” diyordu. Fakat bu okulların sayısı öğrenci ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde değildi. Bu yüzden öğrencilerin çoğu eğitim almadan kaybolup gidiyordu. Hatta bazı aileler özellikle kırsal kesimlerde bu çocukları toplum içine çıkarmıyorlardı. Bu çocuklar onların üzerindeki kara bir lekeydi sanki.
Bu okulu gezdikten sonra hayırsever işadamı Sakıp Sabancı’yı rahmetle anmadan geçemeyeceğim.

Servis beklerken bu öğrencileri daha yakından izleme fırsatı buldum. Görme engelli öğrencilerle beraber öğrenim gören çok engelli, zihinsel gelişim geriliği, fiziksel engeli, işitme engeli, otizm benzeri davranışları olan öğrenciler de vardı. Onlar da diğer bütün çocuklar gibi yaşamaya, öğrenmeye ve sevgiye muhtaç çocuklardı. Bizim yapmamız gerekense onlara acımak değil, eğitim fırsatı verip, topluma kazandırarak, çalışan ve üreten bireyler yaratmaktı.

Oradaki çocukların durumunu gördükten sonra hayata bir başka bakmaya başladım. Çevremdeki güzelliklere daha bir hayran oldum. İnsanın en büyük hazinesi sağlıktı. Özellikle de çocuklarının sağlığı. Bir insanın başına gelebilecek en kötü şey evladının hastalığı ve ölümüydü. Allah kimseyi evladıyla sınamasın.

Yaşadıklarımdan o kadar çok şey öğrendim ki. Asla, hiçbir zaman diye konuşmayacaksın. ‘Asla yapmam’ dediğim şeyleri yaptım. Kimseyi kınamayacaksın, aynısı başına bir şekilde dönüp dolaşıp geri geliyor.

Ve küçümsememek. Öyle ki siz de aynı duruma düşebilirsiniz. Siz de kör olabilirsiniz ya da çocuğunuz engelli doğabilir.

Ve yaşadıklarımızın hepsinin gerekli olduğu. En kötü tecrübenin bile bir ders verdiği, bizi olgunlaştırdığı. Kısacası kararlarımızın arkasından durabilmek, pişmanlık duymamak. Benim tercihim, benim evliliğim, benim çocuğum deyip kabullenebilmek.

Ve yaşadığınız her anın kıymetini bilip, karşınıza çıkan tesadüfleri iyi değerlendirip var olma savaşınız da diğer insanlara daha dikkatli bakmak. Ve şükretmek, aldığınız her nefese, gördüğünüz her güzelliğe…

Ömrünüzün her anının kıymetini bilerek, yaşama sevincini hiç kaybetmeden geçen zamanın her karesinden tat alarak mutlu yaşamınızı diliyorum…

Neslihan Minel

Facebook Yorumları