Yeşil Yol Türküsü

0
571

Değil mi ki, beylerimiz ferman eylemiş;
bir seher vakti, su bile uyurken,
dostu da düşmanı da ayakta.
Dinle, yüce dağlarda salınan
ve karanlık geceleri yırtan
ve direnişin ve umudun sesi olan
yayla insanlarının hikâyesidir bu.
Ol hikâyet, yeşil yol türküsü.

Cümle ufku yaman girdap,
yücesine kuş barındırmaz dağları.
Menzil bozar rüzgârları savruk,
toz etmiş demir yumruğuyla,
toz etmiş ufalayarak kayaları.
Ve sakız gibi bembeyaz gök
ve patlamaya hazır papatyalar
ve nergisler ve kasımpatları ve çiğdemler
ve kalpleri çam ağaçları için atan insanlar.

Can bulup yeşerdi miydi toprak,
tebdil mekân çağı gelmiştir;
eteklerinde nice meclisler kurulur.
Yeryüzünün kınası gibi bahârın müjdesi.
İçin içine sığmaz ya hani,
toprak da öyle yerinde duramaz.
Yağmurlar, geri mi kalır!
Nice gazellere iz bırakır,
birbirleriyle atışan damlalar,
bu çeşnisi içinde bahârın.

Tekmil bedenleri, ince bir dal;
rüzgâra vurgun, mızrak gibi gövdeleri.
Günleri geceye yıkar,
emeğini toprağa oya gibi işler.
Toprak cömerttir, yayla insanı da cömert;
paylaşır ne varsa her şeyini.
Fakat, istemez yol gelmesini;
o yol ki, yaylanın bağrına saplanan
ucu kanlı bir hançerdir;
geçtiği her yerde her şeyi bitirir.

Selâmsız sabahsız girmişler yaylaya,
destursuz müteahhit yamakları,
balta suratlı ustaları,
iş makineleri ve silâhlı herifler.
Ağaları yol vermiş, “Korkmayın!” demiş,
“Karşınıza çıkanı ezip geçin!” demiş.
Devletin askerini, polisini yanlarına katmış.
Bir seher vakti, su bile uyurken,
sökün etmişler ormana.
Uğursuz ayakları çiğnemiş toprağı,
bağrından kopartılıp atılmış;
önlerinde sıra sıra çam ağaçları.

İçine dert oldu Havvâ Ana’nın;
yavrusuydu her bir çam ağacı
ve atalarının vasiyeti.
Yol demek ölüm demekti.
Yaylaları birbirlerine bağlamaya,
düşmanın bile gücü yetmemişti.
Ormanın ırzı, yayla insanının ırzıydı.
Bir seher vakti, su bile uyurken,
iliklerine kadar çekildi toprak;
dağlar ise utancından mosmor.

Yaylanın bağrına saplanan hançer,
kesip koparttı Havvâ Ana’nın ciğerlerini.
Toprak küçüldükçe, insan büyümez evlâdım.
Demir kaleler, elbet bir gün yıkılacak;
yaylaları kurtaracak aslan yürekli yiğitler.
O yiğitler ki, göğüsleri rüzgârla dolu,
yağmurlar yıkamış nice arzularını
ve toprağın bereketi güç katmış
ve kabardıkça kabarmış yürekleri.

Ne bilsinler bizi evlâdım, ne bilsinler bizi!
Kimisi “çapulcu” der, kimisi “eşkıyâ”.
Onlar için toprak demek rant demek,
yaylalar sâhipsiz hazîne.
Bizden gayrısına umut yok evlâdım;
devlet de biziz, millet de!
Kılıç gibi nasip almak bu can bedende,
bir seher vakti, su bile uyurken,
rüzgâra karşı çınlamalı
ve çam ağaçlarıyla –hey hat–
direnişin ve umudun sesi.

Alkım Saygın