10.6 C
İstanbul
5 Mart 2024, Salı
spot_img

BİR GARİP HİKÂYE-5

“Hay aksi!” diye söylendi Judy. Arabası bozulmuş, yolda kalmıştı. Hem de doktora götürdüğü komşusunu evine bırakmak üzereyken. Yanından geçip giden arabalara aldırış etmeden derin nefes aldı. Alnında birikmiş ter damlalarını elinin tersi ile sildi. “Hayır şimdi bozulamazsın? Hiç zamanı değil! Komşumu evine bıraktıktan sonra bozul, lanet olası!” içindeki sesi bastırıyordu. Yanında oturan yaşlı kadına baktı. Normalde ciddi panik atak geçirebilecek olan kadın gayet sessiz duruyordu, gözlerini karşıya dikmişti. Trafik vardı ama en sağ şeritte olduklarından şanslıydılar. Judy dörtleri yaktı, biraz bekledikten sonra arabayı yine çalıştıracaktı. Kırmızı arabası onu çok yormaya başlamıştı. Daha yeni tamir ettirmişti ama görünen o ki hiçbir şey yapmadan arabayı geri vermişlerdi, çünkü ön panelde işaretler aynı arızayı gösteriyordu. Parasını alan tamircilerin hiç mi vicdanı yoktu? Bir kadını kandırmak ne kadar kolaydı? Sürekli böyle arıza çıkaran arabası ile uzun yol gidemeyeceğini artık biliyordu. Belki de çok sevdiği kırmızı arabasını satıp daha iyisini alma vakti gelmişti? Judy, derin bir nefes aldı, kontağı çevirdi, dudaklarının fısıldadığı dua ile arabasını çalıştırdı. Demek ki yaşlı arabası yorulmuştu. Yavaşça gaza bastı ve hareket ettiler. Sırtında sanki tuğla ağırlığı olan Judy, içinden dua ederek sessizce arabayı kullandı. Komşusuna dönüp “Çok şükür” diyebilmişti, sonrasında hiç konuşmadı. Komşusunun da gerildiğinin farkındaydı, kadının ağzını bıçak açmadı. Belki de içinden panik atak geçiriyordu. Judy, yanından çok hızlı geçen arabalara aldırış etmeden yavaş yavaş gidiyordu, dörtler yanıyordu. Tek istediği komşusunu sağ salim eve bırakmaktı. Öyle de yaptı. Apartmanın önüne geldiklerinde Judy komşusuna kapıyı açtı. Kadıncağız içten sessiz geçirdiği panik atağını vücudunda ter dökerek çıkartmıştı. Saçları, sırtı su içindeydi. Judy mahcup bir şekilde: “Çok şükür sağ salim seni eve getirdim.” diyerek kadına gülümsedi.
“Teşekkürler Judy. Sen de güvenliğin için arabayı kullanma, bir tamirci çağır! Görüşürüz sonra.” Yaşlı kadın yavaş adımlarla apartmanına girdi.
Judy, çok sevdiği komşusuna el salladı ve arabasına binip tamirciye gitti. Adamları bir güzel azarladı ve Samuel’i arayıp haber verdi.
“Hemen o arabayı satıyorsun. Yolda başına bir bela gelmeden kurtul.” Samuel’in rahatlatıcı sesi Judy’ye umut vermişti. “Yeni bir arabaya ihtiyacın var. Ne yapabileceğimizi bir düşünelim hayatım.”
“Tamirciden çıksın, ilan veririm. Araba eski olduğu için satmak kolay olmayacak.” Judy, kırmızı arabasını çok seviyordu ama ayrılma zamanı gelmişti bunu biliyordu.

***

“Judy, sana bir araba getirdim, yeni araba alana kadar bunu kullanmanı istiyorum.”
“Samuel, bu arabayı nerden buldun. Çok güzelmiş, tam bana göre.” Judy, çok sevinmişti. Bembeyaz, güzel, çok büyük olmayan bir arabanın önünde duruyordu.
“Hadi binsene, içine bir bak!” dedi Samuel, anahtarları uzatıyordu.
Judy, eline aldığı anahtara baktı, küçük bir çilek anahtarlığı sallanıyordu. Ağzı kulaklarında arabaya bindi ve çalıştırdı. Arabanın içi yepyeni kokuyordu. Samuel bu arabayı nerden bulmuştu? Onun olmadığını biliyordu, satın da almamıştı. Samuel yanına oturdu.
“Üzümünü ye bağını sorma. Sana yeni bir araba alana kadar bunu kullanabilirsin!”
“Samuel, bu kiralıksa çok masraflı olmaz mı? Yeni arabayı alıp alamayacağımı bilmiyorum, önce eskisini satmalıyım.” Judy düşünceli gözlerle karşıya baktı.
“Hayatım sen onu düşünme, yeni arabanı en kısa zamanda birlikte alacağız. Eski bir araba ile kaza yapmanı istemiyorum.”
Judy, yıllarca kendisine bir çorap bile almayan eski kocasını düşündü. Şu an yanında duran adam ise farklıydı, araba alacak kadar ona değer veriyordu, onu önemsiyordu. Teşekkür edip, Samuel’e sarıldı.
“Bu akşam seni bir yere götürmek istiyorum. Sürpriz.” dedi Samuel. Judy, ona bakarak gülümsedi. Kendisini çok iyi ve mutlu hissediyordu. Bella’nın akşam yalnız kalmaması için komşusuna şimdiden haber vermeyi aklından geçirdi.

***

Judy, arabadan inerken Samuel kapısını açmış bekliyordu. Bunlara alışık değildi ama hoşuna da gidiyordu, kendisini prenses gibi hissediyordu. Gittikleri yerlerde de Samuel’e kapılar ardına kadar açılıyordu. Tanınan, bilinen, saygı duyulan biriydi. Gülümseyerek karşılanmaları Judy’nin hoşuna gitmişti. Koluna girdiği adamın saygın biri olması, her kapının ardına kadar açılması ne kadar değerliydi? Saygın ve kaliteli bir hayatın başlangıcıydı sanki? İstediği bu değil miydi? Ellerinden tutacak kişi her açıdan ona sonsuz güven vermeliydi. Sevgi, saygı, gerçek kaliteli yaşam… Judy bunu istiyordu.

Deniz kenarında restorana dönüştürülmüş eski bir binanın dördüncü katındaydılar. Cam kenarındaki masada karşılıklı oturmuş birbirlerine bakıyorlardı. Judy, kendisinden yaşı büyük olan bu adamı sevmeye başlamıştı. Yüreğini rahatlatan ses tonu, içine su serpen bir yağmur gibiydi. Huzur vardı, iyilik vardı en önemlisi güven vardı. Judy, bu adama güveniyordu. Acaba Samuel onun hakkında ne düşünüyordu? “Kızıyla yaşayan yalnız bir kadın. Koluna taktığında kendisine yakışacak güzel bir kadın. Genç ve becerikli. Yaşlandığında kendisine bakacak bir kadın? Yalnızlığını giderecek sohbet arkadaşı mıydı Judy?”
“Judy, hayatlarımızı artık yalnız geçirmemeye ne dersin? Seninle birlikte güzel bir yaşamımız olsun.” Samuel, kadehini kaldırmıştı. Judy de kadehini kaldırarak bardakları tokuşturdu ve şarabından bir yudum aldı. Sonra pencereden görünen ışıltılı siyah denize baktı. Aklından bir sürü düşünce geçiyordu. Tüm düşünceleri nasıl ve ne zaman paylaşacaktı? Sanki zamana ihtiyacı vardı ama zaman da hayatından geçiyordu. Yeterince yalnız değil miydi?
“Samuel, ben de bunları düşünüyorum. Seninle güzel bir hayat geçirmek harika olacak. Ama öncesinden beni tanıman gerekmiyor mu? Sana anlatmam gerekenler? Hayattan ne istediğimi ve ne beklediğimi? Bundan sonra hayatımı birleştireceğim insanın bana nasıl sahip çıkması gerektiğini anlatmalıyım?”
“Biliyorum hayatım, sen yalnızsın ben yalnızım. Birbirimize ihtiyacımız var. Zamanı geldi ve bak birlikteyiz.”
“Haklısın canım, ama ben korkuyorum. Eğer yolunda gitmezse yeniden acı çekmekten korkuyorum. Ağlamaktan. Hayal kırıklığından. Yalnız kalmaktan. Beni bir kelebek gibi düşün Samuel. Beni çok sevmen gerekiyor. Avuçlarının arasında hep sıcaklığınla durmalıyım. Bana sahip çıkman gerekiyor. Bana iyi davranman, beni önemsemen lazım. Her kadının ihtiyacı olan şey aslında. En önemlisi sana güvenmeliyim. Bir gün beni yalnız bırakmayacağına dair. Ne olursa olsun bana hep sahip çıkmalısın.”
Samuel Judy’nin elini tuttu. “Söz veriyorum hayatım sana sahip çıkacağım. O kişi benim. Hep yanında olacağım.”
“Ben çok acı çektim Samuel, hayatta yalnız kaldım, yanımda ailem yoktu, kimsem yoktu, hep mücadele ettim, çok yorgunum. Birisi ile yaşayacaksam bana kol kanat germeli, maddi manevi bana sahip çıkmalı, yaralı yüreğimi sevgisiyle iyileştirmeli. Kendine güveniyorsan bunu yap. Avuçlarının arasındaki kelebeği sıkarak ezmemeli, zarar vermemelisin. Çok nazik ve güven dolu olmalısın. Başka bir istediğim yok.”
“Artık ben varım, bana güven hayatım. İstediğin kişi benim. Göreceksin bak hayatın çok güzel olacak, seni çok mutlu edeceğim.”
Judy, karşısındaki adamın gözlerinin içine baktı. Güvenmek istiyordu. Yaşamak istiyordu. Mutlu olmak artık hakkı değil miydi? Kendisinden yaşça büyük olan bu kişi, ona sahip çıkabilecek miydi? Karar vermeliydi. Hem de en kısa sürede, hemen şimdi. Hayat su gibi akıp giderken kendisi için zamanı durdurmalıydı. Bundan sonra güzel yaşamalıydı. Samuel, sonu ne olursa olsun önüne gelen bir kaderdi ve kaderini yaşayacaktı.
“Hafta sonu seni akrabalarımla tanıştırmak istiyorum. Onlara senden bahsettim ve seni çok merak ediyorlar.” Samuel, Judy’yi daha fazla heyecanlandırmıştı.
“Tabii ki olur, memnun olurum.” Birbirlerine gülümsediler ve sohbetlerine devam ettiler. Judy, kararını artık vermişti.

***

Judy, beyaz örtü serilmiş uzun bir masanın ortasında oturuyordu. Masanın üzerinde çeşitli tatlarda bir sürü yiyecek dizilmişti. Özenle hazırlanmış bu yiyeceklerin tadına bakmak için sabırsızlanıyordu. Sıcak bir aile ortamının içindeydi. Marifetli bir ev sahibi olan kadın, ailenin gelini oluyordu. Kocası, Samuel’in yeğeniydi. Sessiz olan bu adamcağız, karısının her dediğini yapmış, sofranın tüm yiyeceklerinin yapımında eşine yardımcı olmuştu. Odalarından çıkmayan ergen oğulları tek çocuklarıydı. Kocaman bir eve sahiptiler. Kaliteli mobilyalar, güzel perdeler evin havasını değiştiriyordu. “Büyük mutfak, bu becerikli kadının en çok takıldığı yer olmalı” diye düşündü Judy. Her şeyin bu kadar mükemmel görünmesi normal değildi, her ailede olduğu gibi bu ailede de sorunlar olduğunu hissediyordu. Daha sonra gerçekleri Samuel’den öğrenecekti.

Judy, Samuel’in sürekli bahsettiği yeğeni Frank ile sonunda tanışmıştı. Siyah saçlı, kara gözlü bu çocuk, evleneli bir yıl olmuştu, uzun boylu güzel eşi ile aile yemeğine gelmişti. Bu yemek onsuz olmazdı, çünkü Frank amcası Samuel’e aşıktı. Birlikte çalışıyorlar, birlikte içiyorlar, birlikte seyahat ediyorlardı. Frank başka şehirde yaşadığından sık sık amcasının evinde kalıyordu, Samuel’in oğlu gibiydi. Hatta oğlundan daha samimiydi. Çünkü Almanya’da yaşayan Samuel’in biricik oğlu Xenon, babasını fazla aramıyordu. Judy, Farnk’ı incelediğinde onun başına buyruk deli ruhlu, zengin hayat yaşamış şımarık bir aile çocuğu olduğunu anlamıştı. Hiçbir şey verdiği karardan vazgeçiremezdi, inatçı, asi, geçimsiz bir tipti. Zavallı güzel eşinin bu çocukla mutlu olmak için çok sabırlı olması gerekirdi. Her ne ise genç evli çift, Judy’ye çok iyi davranmıştı, önemli olan da buydu.

Judy’nin negatif elektrik aldığı tek kişi gazeteci Marie idi. Marie, tek başına yaşayan hiç evlenmemiş yaşı büyük kısa boylu ufak tefek biriydi. Huysuz ve düşüncesiz bir yapısı vardı. Masanın üzerindeki yiyecekleri çok fazla bulmuş, sürekli israftan, gereksiz fazla yemekten bahsedip durmuştu. “Kedi ulaşamadığı ciğere mundar, dermiş.” Bu kızın yalnızlığı ile aşırı mutsuz olduğunu, çok kıskanç olduğunu Judy anlamıştı. Akrabasının evini incelemesi, yemeklere laf etmesi, Frank’ın güzel eşini baştan ayağa süzmesi… Judy’nin gözünden kaçmamıştı. Sürekli bir memnuniyetsizlik, saçma sapan muhabbetler, her şeyi o biliyor havası rahatsız ediciydi. Judy için bunlar sorun değildi, çok az göreceği bu kişi umurunda bile olmazdı. İlgilendiği tek kişi Samuel’di.

Bu akşam Judy’yi bir şey çok fazla rahatsız etmişti. Yanında oturan ve geleceğini beraber devam ettirmeye karar verdiği adam çok fazla ter kokuyordu. Gömleğini herhalde dünden değiştirmemişti. Bu adam neden bu kadar kokuyordu? Judy, hijyen konusunda hassastı. Samuel, yoksa ilk eşi gibi yıkanmayı sevmeyen bir adam mıydı?

Devam edecek…
Gerçek bir hikâyeden uyarlanmıştır

Nevriye Gürel
Haziran 2023

Facebook Yorumları

Diğer Yazıları

Bizi Takip Edin

232BeğenenlerBeğen
114TakipçilerTakip Et
349TakipçilerTakip Et
2,250AboneAbone Ol
- Reklam -

En Son Eklenenler