27.5 C
İstanbul
18 Temmuz 2024, Perşembe
spot_img

BİR GARİP HİKÂYE-6

Görkemli bir rezidansta olan daire on birinci kattaydı. Duvar yerine boylu boyunca cam olduğundan şeffaf bir ev gibiydi. Yüz seksen derece evin etrafı görünüyordu. Tepeye inşa edilmiş binadan dışarıya bakıldığında kuş uçuşundan gibi görülen evler, apartmanlar, binalar aşağıda sokak sokak parsellenmişti. “On birinci kattan bu şekilde ise yirminci kattan her şey nasıl görünür?” diye düşündü Judy. Evlerin bitiminde uzanan mavi denizin üzerinde gemiler geçip gidiyordu. Aralara serpiştirilmiş gibi duran beyaz yelkenli gemiler, mavi denizin üzerindeki inciler gibi parlıyordu. Sonbaharın bitimiyle havaların soğumasına inat güneş tatlı bir sıcaklık veriyordu. Judy’nin yükseklik korkusuna rağmen bu evde yaşamak, harika olacaktı. Bir sürü odası vardı; kocaman mutfak, ebeveyn banyolu büyük yatak odası, çocuk odası, misafir odası, oldukça geniş salonu, küveti olan diğer banyo her şey mükemmel görünüyordu. Sıkıntılarından kurtulacağı rahat bir hayat, başını yaslayacağı bir omuz, elini tutacak bir el, geleceğinin yalnızlığından kurtaracak kişi yanında duruyordu. Samuel, buz gibi soğuk sodayı havaya kaldırdı:
“Çok kısa sürede arabanı sattığın için kutlama yapalım” dedi. Bu sıcak rahatlatıcı ses tonu Judy’nin çok hoşuna gidiyordu. Samuel hep konuşsun istiyordu, dinliyordu, sanki dinledikçe huzurla doluyordu.
“Evet, sevgili kırmızı arabam artık yok, onu çok seviyordum, umarım satın alan kadın mutlu olur.”
“Olur olur, şimdi sana yenisini alma zamanı hayatım, ben araştırıyorum. Sen merak etme.”
Birden kapı çaldı ve Samuel kapıya gidene kadar, dışardan anahtarla kapı açıldı. Gelen Frank’tı ve anahtarı vardı.
“Merhaba Samuel amca, merhaba Judy.” dedi Frank.
Samuel çok rahat ve alışmış görünse de Frank’ın haber vermeden gelmesi ve üstelik anahtarla kapıyı açması Judy’ye garip gelmişti. Bu çocukta anahtar vardı ve burada yaşamaya başladığında istediği zaman kapıyı açıp içeriye girecek miydi? Frank, ikisini gördüğü için hiç de rahatsız olmuşa benzemiyordu. Çocuğun bu kadar rahat tavırlı olmasından sıkılan Judy, bozuntuya vermeden yatak odasının banyosuna gitti. Samuel, yoğun çalıştığı için mi yoksa bu işlere önem vermediği için mi bilmiyordu, evin ciddi temizliğe ihtiyacı vardı. Yerdeki toz pufçuklar öbeklenmişti, lavabo sararmış, duş camı kireçli su lekesinden griye dönmüştü. İş başa düşecekti ama şimdi zamanı değildi. Judy, salona geri döndüğünde Samuel ve yeğenini iş hakkında konuştuklarını duydu, mutfağa yöneldi. Mutfak rezalet görünüyordu. Masanın üstünde bozulmuş yiyecekler, yıkanmamış bulaşıklar lavabonun içinde günlerce bekletildiğinden etrafta ağır bir koku vardı. Judy, kollarını sıvadı ve ilkönce çöpleri attı, bulaşıkları yıkadı, mutfağı toparladı. Buzdolabında unutulmuş bozuk yiyecekleri çöpe boşalttı. Samuel’in düzen ve temizlikle birlikte yemek yapmayı bilmeyen, becerisi olmayan bir adam olduğunu düşündü. Judy için bunun şimdilik pek bir önemi yoktu. Önemli olan Judy’yi sevmesiydi, hayatını güzelleştirmesiydi, ona sahip çıkmasıydı, diğer her şey tamamlanabilirdi.
Judy, mutfakta bir sürü kelebek olduğunu fark etti. Çekmeceleri kontrol etti, baharatlar ve birkaç makarna paketi dışında yiyecek bir şey yoktu. Diğer dolapları açtı ve kelebeklerin kaynağını buldu. Judy, ofisine gelen kurtlu çikolatanın açıklamasını şimdi öğrenmişti. Samuel’e iş yerinde hediye edilen çikolata paketleri üst üste duruyordu. Çok pahalı bir markaya ait olan bu çikolatalar, uzun süre sıcak havaya dayanamayıp belli ki kurtlanmıştı. Judy, hepsini mutfak masasının üzerine dizdi, açmaya başladı. Kurtlanan asorti çikolataları çöpe attı. Birkaç kutu sağlamdı, onları da buzdolabına koymak zorunda kaldı. Yeğeni ile sohbetini bitiren Samuel, mutfak kapısında göründü, kaşlarını havaya kaldırarak soran bakışlarla gülümsedi. Judy, ona sormadan bir şey yapmış gibi iki elini havaya kaldırdı:
“Görüyorsun ben suçlu değilim, bozulmuşlar ve çöpe attım.”
“Sen çok suçlusun, mutfağı temizlediğin için.” diyerek Judy’nin yanına geldi ve beline sarılıp onu öptü. “Hayatım, neden kendini yordun? Temizlikçi getirip işleri yaptıracaktım ben?”
“Ne zaman Samuel? Tamamen kurtlandıktan sonra mı?” Samuel, birden kahkaha patlattı. Frank da kahkahanın nedenini öğrenmek ister gibi mutfağa geldi ve dolaptan bir bardak aldı.
“Amca, bu eve bir kadın lazım demiştim, mutfak uzun zaman sonra mutfağa benzemiş.”
Yeğeninin bu sözleri, Samuel’in rahat bir insan olduğunu, temizliğe de çok önem vermediğini anlatıyordu. Ne de olsa yalnız bir erkekti? Aslında yalnız yaşayıp, titiz ve becerikli erkekler yok muydu? Tabii ki vardı, ama Judy’nin kaderi galiba hep tembel adamdı?

***
Frank’ın evi başka bir şehirdeydi. Yılbaşı yemeği için ailenin bazı üyeleri bir araya gelecekti. Ayrıca Samuel’in oğlu da yurtdışından gelmiş Frank’ın evinde misafirdi. Judy, Samuel’in oğlu ile tanışacaktı. Bella, yılbaşını babası ile geçirmeye karar vermişti bu nedenle Judy, endişeli değildi, sadece Samuel’in oğlu ile tanışacak olmanın heyecanını duyuyordu.
Frank’ın evine gittiklerinde Judy, güzel mobilyalarla döşenmiş, lüks bir evle karşılaştı. Her şey modern bir tarzda yerleştirilmişti. Samuel’in abisi ve eşini ilk defa gören Judy, bu modern aile ile tanışmaktan mutlu olmuştu. Samuel’in oğlu Xenon, uzun boylu, iri yapılı, güzel yüzü sakallarla kaplı, renkli gözlü bir çocuktu. Yirmi sekiz yaşında olmasına rağmen, sessizliğinin içinde Judy, onun sosyal duygusal alanda yetersiz olduğunu hissetmişti. “Zavallı çocuk” diye düşündü. Küçük yaşta anne ve babası kavgalarla ayrılmış, onlardan uzaklaşmak için yurtdışında hayatını kurmuş, oradaki yalnızlığı ile asosyal bir kişiliğe bürünmüş. Başka kardeşi olmayan bu çocuğun çok fazla arkadaşı da yokmuş. Babası ile bağının zayıf olduğunu, iletişim kopukluğunu Judy, tüm sohbet esnasında hissetmişti. Bu çocukta tuhaf bir şeyler vardı. Bakışlarında, sözlerinde, hareketlerinde… Almanya’da yaşadıkça sanki yabancılar gibi yabancılaşmıştı. Vücudu dev yapıda, hal ve hareketleri disiplinsiz, görgü kurallarından uzak, ne konuşacağını ve ne söyleyeceğini bilmeyen zavallı çocuk… Judy, zekasından da şüphelenmişti. Oysaki Samuel, oğlunu yere göğe sığdıramıyordu, onun çok zeki, akıllı bir çocuk olduğunu, okullarını birincilikle bitirdiğini vurguluyordu. Hayatın gerçeği ise oğlu okullarını birincilikle bitirse de insan gibi davranmayı öğrenememesiydi. Sosyalleşememiş, bencillik duygusuyla yaşayan, iki lafı bir araya getirmekte zorlanan, anne baba parasıyla yaşamayı seven aptal biriydi. Almanya’da bilgisayar firmasında mühendislik yapıyordu ama babasından sürekli para istiyordu. Judy’nin tüm gördüklerine ve hissettiklerine cevabı, bu çocuk tam bir fiyaskoydu, hiçbir baltaya sap olamamış biriydi; yirmi sekiz yaşında olup kendi kazancıyla geçimini sağlayan evli, çocuklu gençler vardı. Tabii ki çocuğuna kör bir gözle aşık olan Samuel’e bunları söyleyemezdi.
Yılbaşı kutlamalarından sonra Frank’ın evinden ayrılarak, gece Samuel’in abisinde kaldılar. Judy, başka bir evde uyumaktan hep huzursuz olurdu ama sabah uyandığında gecenin yorgunluğundan nasıl ve ne kadar uyuduğunu hatırlamıyordu. Kaldığı ev, Frank’ın evi kadar güzeldi. Pencereden dışarıya baktığında sanki bir ormanın içindeydiler. Çam ağaçları, kuşlar, ahşap oturma bankları ile süslü yeşil bahçe oldukça bakımlıydı. Judy, giyindi ve lavaboya gittikten sonra mutfağa yöneldi, çok susamıştı. Mutfakla birleşik büyük balkonun yuvarlak masasında Samuel’in abisi oturmuş gazete okuyordu. Emekli bir öğretmene benzeyen adam, eşinin tüm asabiyetine rağmen sessizliğini bozmayan, ailenin dertlerini sırtlanmış büyük bir aile şirketinin sahibiydi. Judy bu adamı sevmişti, onu aniden ürkütmemek için sessizce : “Günaydın” dedi.
“Günaydın Judy.” dedi adam tok sesiyle. “Kahve isterseniz makine burada.” nazik bir şekilde kahveye davet etmişti.
“Teşekkür ederim, herhalde siz de fazla uyuyamayanlardansınız?” sordu Judy.
“Evet.” dedi adam. “İşim gereği hep erken kalkmak zorunda olduğumdan alışkanlık oldu.”
Judy, kahvesini aldıktan sonra adamın yanına oturdu, balkondan görünen güzel bahçeyi seyretti. Biraz tuhaf bir durumdu, adamın karısı hala uyuyordu, Samuel de henüz uyanmamıştı. “Benim evimde misafir olsa ben erkenden uyanıp kahvaltıyı hazırlardım, öğlen saati oluyor, bu ne uykusu? diye düşündü Judy. Kadını yargıladığı için de kendinden utandı.
Samuel’in abisi ona hayatı hakkında sorular sordu. Mesleği, kızı, ailesi ve memleketi… Judy de tatlı sohbetin arasında ondan bilgiler alıyordu. Okumuş, yaşam kalitesi olan bir aile olduklarını daha iyi anlamıştı. Karısının mutfağa gelmesi ile muhabbete son vererek kahvaltı hazırlamaya yardım etti. Judy, bu kadından hoşlanmamıştı. Samuel’in abisi mutfaktan ayrılıp kardeşini uyandırmaya gitti. Kadınla baş başa kaldıklarında Judy, yine soru yağmuruna tutulmuştu. Kadın her şeyi merak ediyordu; nerde yaşıyor, ne iş yapıyor, ailesi, kızı hakkında bilgiler almıştı. Samuel ile aralarının çok iyi olduğunu, kardeş gibi hissettiklerini, Samuel’in iyi bir olduğunu, onun elini soğuk sudan sıcak suya koymayacağını, sıkıntı yaşamayacağını, vur ensesine al lokmasını bir tip olduğunu, hep yalnızlığından endişe duyduğunu ama şimdi rahatladığını, Samuel’in birine çok ihtiyacı olduğunu, sağlık sorunlarının olduğunu ve destek vermek gerektiğini söyledi. Judy, Samuel’e aralarındaki yaş farkından dolayı sağlık ile ilgili sorular sorduğunda Samuel, sadece tansiyon sorunu olduğunu söylemişti. Şimdi bu kadından duyduklarına çok şaşırmıştı çünkü Samuel, açık kalp ameliyatı geçirmiş, ağır bir kalp hastasıydı.
“Bunu bana söylemedi.” Judy, şaşkınlığını gizlemedi. Kadın da Judy’nin bu cevabına şaşırmıştı.
“Ne yani, göğsündeki uzun ameliyat çizgisini görmedin mi?” elindeki tabakları masaya dizmeye devam etti.
“Hayır, çünkü göğsü uzun kıllarla kaplı, hiç fark etmedim.” Judy daha fazla bir şey söyleyemedi çünkü erkekler kahvaltı için mutfağa gelmişti.

Kahvaltı sonrası Samuel’in abisi ve karısı ile vedalaşıp yola koyuldular. Judy, Samuel hakkında sanki her gün yeni bilgiler öğreniyordu. Görünen ve yaşanan sanki çok farklıydı ve farklı olacaktı. Düşüncelere boğulmuştu ve çok sessizdi.
Elini tutan Samuel “Ne oldu hayatım, çok sessizsin? Yoksa abimin karısı sana bir şey mi söyledi? O çok patavatsızdır, biraz da psikolojisi bozuk.”
“Aslında evet, çok konuşuyor ve beni soru yağmuruna tuttu. Bu hiç sorun değil, alışığım ama beni düşündüren başka bir şey var.” Judy, araba kullanan Samuel’e baktı. “Neden bana kalp hastası olduğunu söylemedin?”
“Söyledim sana ben hatırlıyorum.” Samuel’in gözleri yoldaydı.
“Hayır söylemedin. Sana yaş farkımız olduğu için sağlık sorunun var mı diye sorduğumda sadece tansiyon ilacı içtiğini söylemiştin?” Judy, sinirlenmişti, çünkü bir yalan ile karşılaşmıştı.
“Seni kaybetmekten korktuğum için.” dedi Samuel. Suçluluk hissettiği kaçırdığı gözlerinden belliydi.
Judy, sessizce gözlerini kapadı ve arabada uyumaya çalıştı. Doğru olan neydi? Bu adama güvenmeli miydi?

Devam edecek…
Gerçek bir hikâyeden uyarlanmıştır

Nevriye Gürel
Temmuz 2023

Facebook Yorumları

Diğer Yazıları

Bizi Takip Edin

232BeğenenlerBeğen
114TakipçilerTakip Et
349TakipçilerTakip Et
2,300AboneAbone Ol
- Reklam -

En Son Eklenenler