ÇİNKO -1

0
1842

Ben o elmayı yemeyecektim. Ağzımın suyu aksa da yemeyecektim. O elma sihirliydi. Yok, yok zehirliydi. Tamam, bütün suç bende olsun. Ama onu masaya koyan Sibel Öğretmenin de kabahati var. Pamuk Prenses ısırınca derin bir uykuya dalacakmış. Prova yaparken bir kere ısırdı. Sonra öteki çocuklar kaptığı gibi elmayı hep birlikte yediler. Bana bir kere bile ısırttırmadılar. Oyun başlarken Canan Öğretmen elmayı koyduğu yerde bulamadı. Çünkü ben alıp onu masanın altında yemiştim. Başka elma da yoktu. Öğretmen kâğıda bir elma çizdi. Sonra içini kırmızıyla boyadı. Pamuk prense kâğıttan elmayı ısırır gibi yaptı. Oyun bitince bütün salon alkışladı. Öğretmenlerin kızgınlığı geçti. Elma unutuldu. Suçumu içimde daha fazla tutamadım. Elmayı ben yedim, dedim. Canan öğretmen çok kızdı. Azıcık saçımı çekti. Elma için geberiyor muydun? dedi. Sibel öğretmen başımı okşadı. Canın çok mu elma çekti?, diye sordu. Gülüp geçti. Aklım karıştı. Neden ikisi de bana kızmadı?

O elmadan sonra bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Galiba o sihirli bir elmaydı. Ve ben cennetten kovuldum. Birkaç ay sonra babam öldü. Bütün yaşamımım tepetaklak oluverdi. Üzüntüm ve öfkem birbirine karıştı. Beni habersizce ortada bırakıp gidivermişti. Aklımın bir tarafında hep babam isteyerek ölmüş te beni terk etmiş düşüncesi dolaşıp duruyordu. Anneme de kızıyordum. Okuldaki çocuklara, mahalledeki kedilere, köpeklere, babası olan öteki çocuklara… Sadece kızdığım için sınıfımdaki arkadaşların kalemlerini çalıp sobaya atıyordum. Ya da bizim sınıftan olmayan çocuklara veriyordum. Annemin çantasından para çalıyordum. Aldığım sakızları, çikolataları, dondurmaları arkadaşlarıma dağıtıyordum. Aldıklarımdan gizli gizli kız kardeşime veriyordum. Sakın anneme gösterme, gizli gizli ye, diyordum. Sözümden çıkmıyordu.

Babam öldükten sonra herkes bana acımaya başladı. Mahaldeki bakkal bedava çikolata, dondurma veriyordu. Komşu teyzeler başımı okşayıp harçlık veriyorlardı. Canın bir şey çekerse hiç çekinme, gel bizden iste, diyorlardı. Akrabalarımız bizi daha sık ziyaret geliyorlardı. Bize pasta, kurabiye getiriyorlardı. Bana da yeni oyuncaklar ve giysiler. İnsanlar bana iyi davrandıkça sanki babam daha çok ölüyordu. Gördüğüm ilgi ve sıcaklık altı ay sonra tamamen bitti. Kimse kapımızı çalmaz oldu. Ama mahalledeki çocuklar yetim olduğum için beni korumaya, oyunlarına almaya devam ettiler.

İstediğim şeye sahip olmanın en kolay yolu çalmaktı. Sihirli bir çözüm, sahip olmanın hazzına varmanın en kestirme yoluydu. Ama illa işler ters gidiyor ve yakalanıyorsunuz. Arkadaşımın okul çantasından kurabiyelerini çalmıştım. Herkes teneffüsteydi. O sırada aniden sınıfa giren Selma beni gördü. Sınıf arkadaşım Selma’dan söz ediyorum. Kurabiyeleri çantaya geri koydum. Suçumu örtmeye çalıştım ama kanmadı. Okula oyuncak getirmek yasaktı. Ama bu yasağa uymayan arkadaşlarım vardı. Özgür’ün masasının gözünden arabasını çaldım. Öğretmen bütün sınıfı aradı. Çantalarımıza baktı. O gün ilk kez yakalandım. Artık sınıfta bir şey kaybolunca ilk önce benim çantam aranmaya başlanmıştı. Ben de çaldıklarımı okulun bahçesinde gizliyordum. Çekirge bir sıçrar iki sıçrar, derler. Doğrudur. En sonunda hırsızlıktan okul müdürünün odasına götürüldüm. Arkadaşımın on lirasını çalmıştım. Bir daha yapmayacağıma söz verdim. Erkek sözü. Müdür, zaten yetim olduğuma üzülüyordu. Suçumu anneme söylemedi.

Bir çocuğun babası öldüğünde önce düşleri silinir. Gözleri, yüzü, dudakları gülmeye yabancılaşır. Rüyaları uçup gider. Çabucak büyümesi istenir. Ve artık ona çocuk olmak yakışmaz. Bir çocuğun babası öldüğünde korkuları çoğalır. Onu tanıyan herkes, bak, işte bu çocuğun babası geçenlerde öldü, der. İçindeki yarayı kanatır. İşte o gün anlarsın ki; iki çeşit çocuk vardır. Babası ölenler ve ölmeyenler…

Aradan belki üç ay geçmeden okul müdürün karşısına yeniden çıktım. Tekrar tekrar, yeniden… Altıncı kez müdür odasına gönderildiğim gün okuldan kaçtım. Saatlerce sokaklarda dolaştım. Sonra eve gittim. Anneme, karnım ağrıyor. Eve gönderdiler, dedim. Sıcak bir çorba yaptı. İçtim ve yattım. O günden sonra okulda sorun yaşadığım her gün okuldan kaçmaya başladım. Bazen sıkıldığım için de kaçıyordum. Ceyda öğretmen ve Suat müdür bana yalvarıyorlardı. Ama ben yine de kaçıyordum. Okuldan kaçtığım günler kavga etmeyi öğrendim. Eğer kavga edeceksen ilk yumruğu sen vuracaksın, ilk tekmeyi sen atacaksın, demişlerdi. Elini korkak alıştırmayacaksın. Kaldırdığın zaman mutlaka çenesine indireceksin. Dayak yesen bile kaçmayacaksın. Kavga ettiğin kişiyi canından bezdireceksin.

Tam mahallenin kabadayısı olacaktım ki annem evlendi. Üvey babam iyi birine benziyordu. Bana sahip çıkıyordu. Harçlık veriyordu, konuşuyordu. Onun yüzünden okula geri döndüm. Ama artık arkadaşlarımdan bir sınıf gerideydim. Altı ay kadar her şey yolunda gitti. Kavgayı bıraktım, hırsızlığı da… Alışmadık …çta don durmazmış. Daha fazla sabredemedim. Okuldan kaçtığım ilk gün film koptu. Üvey babam beni eşek sudan gelinceye kadar dövdü. Tokatla, tekmeyle dövdü. Hırsını alamadı kemerle dövdü. Yediğim dayak mı canımı çok acıtmıştı? Yoksa üvey babamın içinde ne zaman nerede çıkacağı belli olmayan bir cinnetle yaşaması mı? Kararsızım. Beni hayatım boyunca kimse böyle dövmemişti. Ne annem ne babam, ne de sokaktaki diğer çocuklar. Her şeyin bir ilki vardır denir. Bu benim için hem ilk hem de sonun başlangıcıydı.

Eve geç gelince dövülüyordum. Sokaktaki çocuklardan biriyle dalaşırsam… Okuldan kaçarsam. Ödevlerimi yapmazsam. Ekmek almaya veya çöpü atmaya gitmezsem. Çağrıldığımı duymazsam veya bir şey söylendiğinde cevap vermezsem… Üvey babam beni adam edeceğine yemin etmişti. Annem kocaman gözlerle bana bakıyordu. Ama sesini bile çıkaramıyordu. İşte o günlerde Özgür, olan adım unutuldu. Yeni adım Çinko oldu. Üvey babam beni döverken birbiri ardına dört tokat atardı. Her iki yanağıma ikişer tane… Makineli tüfek ateşler gibi. Ellerini göremezdiniz. Ve birinci Çinko derdi. Bunu bir gün kapı önünde yaptı. Sokağımızdaki arkadaşlar bana acıyan gözlerle baktılar. Ben onların gözü önünde yerin dibine geçerken yediğim tokatlar günün ikinci çinkosuydu. Bazı günler tombala bile oluyordu. O günden sonra anlayacağız çinko aşağı, çinko yukarı. Bir yıl sonra artık adımın Özgür olduğunu anımsayan hiç kimse kalmadı.

Bursa
Nisan 2018

Seyfullah