ÇİNKO -3

0
1898

Sokakta korumasına sığındığım Devran benden bir kaç yaş daha büyüktü. Ama çok uzun zamandan beri sokakta yatıp kalkıyordu. Yüzü hiç gülmüyordu. Kimseye yakınlık göstermiyordu. Her zaman küfürlü konuşuyordu. Neden bilmem ama bana karşı merhametliydi. Sevgi gösterilerine hiç tahammülü yoktu. Gözü sürekli üzerimdeydi. Beni korumaya çalışıyordu. Bunu bir şekilde hissediyordum. Zaten ekmeğini, suyunu paylaştığında aramızdaki çelik duvar kalkıvermişti.

Sokakları mesken tutuğumda ötekiler kadar küçük yaşta değildim. Arkadaş seçecek, iyiyi kötüden ayırt edebilecek kadar büyüktüm. Eğer evini, sıcak yatağını sokaklara tercih ettiysen çok dikkatli olmalısın. Hiç kimseye güvenmemelisin. Sokakta yaşayan herkes bunu bilir. O yüzden aralarına yeni birini almak istemezler. İlk görüşte aşk, ilk karşılaşmada can ciğer kuzu sarması bu işin adabına terstir. Öyle veya böyle herkes iyilikten çok kötülük görmüştür. Birbirlerini belli bir süre ölçüp tartarlar. Çünkü insanoğlu çiğ süt emmiştir. Her zaman içinde kalleşi çıkar, puştu çıkar, dümencisi çıkar.

Sokakta her şey, her an değişebilir, bambaşka bir şeye dönüşebilirdi. Heyecan ve macera hiç sonlanmayan bir film gibi gözünüzün önünde akıp dururdu. Öfke hiç beklenmedik bir anda patlayabilirdi. Ya kaçardınız ya da onunla yüzleşirdiniz. Elbette pabuç her zaman pahalıydı. Bir iki kavgadan galip çıktığınızda birden itibarınız değişiverirdi. Sadece sokak kardeşleriniz değil ötekiler de sizi tanır ve saygı duyarlardı.

Herkesin kendine göre bir becerisi vardır. Ve elbette ödenecek bedeli de. Hırsızlık bile çeşit çeşittir. Dükkânın önünden cips çalmakla, bir eve girip para, takı, televizyon, bilgisayar kaldırmak aynı iş değildir. Hırsız olanların her zaman daha çok parası vardır. Ama başınız da sürekli beladadır. Kayıtlara geçmişseniz hapı yutmuşsunuzdur. Her olayda akla gelen ilk şüpheli siz olursunuz. Karakolda biraz silkelerler. Suçu size yamamaya çalışırlardı. Temize çıksanız neye yarar. Yediğiniz dayak, nezarethanede tutulmak yanınıza kar kalırdı. Hırsızlık her geçen gün zorlaşıyor. Çünkü artık her yerde kamera var. Bütün sitelerde, bütün sokaklarda, bütün dükkânlarda… Helalarda bile…

Hırsızlar genelde iki veya daha çok kişi birlikte çalışır. Tek çalışanlar da genelde eve girmeden önce haplanır. Yani ruh gibidir. Heyecanlanmaz hatta korkmazlar. Diyelim ki bi yanlışlık oldu, yakalandı. Eşek yükü ile sopa yer. Canının yandığını bile hissetmez. O şekil işte. Sokakta yaşayanlar birbirlerini tanırlar. Herkesin kendi ailesi vardır. Arkadaşları, kardeşleri, moda tabirle kendi klanı…

Cafer derdik biz ona. Haplanmış, güpegündüz evin birine dalmış. Bankamatik kartıyla kapıyı açıp yatak odasına süzülmüş. Neden bilmem kadınlar genelde değerli eşyalarını oradaki bir çekmecenin gözüne saklar. Bu sefer armut piş ağzıma düş olmamış. Ne bir çift küpe, ne de yüzük, bilezik, kolye, Hiçbir şey bulamamış. Başka bir kapının aralığından içeri bakmış. Evde kimsenin olmaması lazım… Çünkü girmeden zili çalıp kontrol etmiş. Biri çıtı pıtı kadın, öteki kocaman dev gibi bir adam. İkisi de anadan üryan. Alt alta, üst üste… Malum işte anlarsınız. Peki, niye yatak odasında değiller? Kim bilir? Onlar kendi işine baksın, ben kendiminkine, demiş. Evi yüklenip götürseni görmez bunlar. Ama nasılsa o dev gibi adam bizimkini görüvermiş. Çekyattan fırladığı gibi don gömlek kendini sokağa atmış. Kocası falan mı sandı artık? Kadın da perdeyi vücuduna sarmış. Heykel gibi dikilmiş kalmış öylece. Hırsız var diye bağırıverse, yandı gülüm keten helva. Gündüzün tam ortası… Cafer de afallayıp kalmış. Kaçamamış bile. Merdivenlerden yavaş yavaş inip sokağa karışmış. Eli boş döndüğüne hayıflanıyordu. Adaman kaçacağını bilsem cüzdanını alırdım. Korkudan ne desem yapardı. Gülmekten anlatamıyor ki. Adam kaçarken şemsiyesi açıktı, diyor. Hem de havada… Ne şemsiyesi be? Dışarıda yağmur mu vardı yoksa? Arife tarif gerekmez. O kadarını anlayıverin artık.

Sokağın ilk günleri zordur. Korumasız ve yapayalnız olmak çok tehlikelidir. Suistimal edilmek, tacize uğramak genelde ilk günlerde başınıza gelir. Sokakta yaşayan herkes biraz hırsızdır. Ama gaspçı değildir. Katil, zorba veya psikopat değildir. Sokakta bir başına öylece duran bir bisiklet görür çalarsınız. Gezip hevesinizi alınca bir yerde bırakıverirsiniz. Telefon, bilgisayar falan olsa birine üç kuruşa okutursunuz. Ama bisiklet iş görmez. Bir dükkânın önünden geçersiniz. Dışarıda cipsler asılıdır. Bir kaçını alıp yolunuza gidersiniz. Varsa bir iki kola da hiç fana olmaz. Bazı esnaflar bize insan gibi davranır. Selam verir örneğin. Çocuklar aç mısınız?, diye sorar. O dükkân artık bizimdir. Bütün parasını kaldırıp sokağa saçsa tek bir kuruşuna dönüp yan gözle bile bakmayız. Böyle de bir delikanlılık raconumuz vardır.

Biz genellikle dileniyorduk. Gün boyu veya saatlerce değil. Bir saat bilemedin iki saat. Sonra paramızı birleştiriyorduk. Yiyecek bir şeyler alıyorduk. Bazen bira için, şarap için de dileniyorduk. Ama sözler kurulmuş oyuncak gibi aynı. “Abi, açım, bi ekmek parası.” Hastaneden çıktım memlekete gitçem veya iş bulmak için geldim. Ama iş bulamadım aç kaldım,” edebiyatı bize göre değildi.

İçimizden mutlaka biraz fırlama biri çıkar. Özgür, dilenirken sürekli yalvarma sözlerini değiştirirdi. Abi sinemaya gitçem, bi bilet parası be abi… McDonald’s için bi hamburger parası be abi… Saymakla bitmez. Boğazda rakı balık parası istemediğine sevinmek gerek. Şaşılacak şey ama işe yarardı. Çünkü insanlar,” Allah Ne muradın varsa versin, Allah seni kazadan, beladan korusun” lugatlarından çok sıkılmışlardı. Hayır, yalan falan söylemiyordu. Gerçekten verilen paralarla onları yapıyordu. Fakat her zaman ufak tefek aksilikler çıkardı. Üstü, başı pis ya da kokuyor diye sinemaya almazlardı. Veya ünlü pizzacıya ve hamburgerciye sokmazlardı. Param var, derdi. Cebinden çıkarıp gösterirdi. O zaman dışarda bekle. Biz paket yapıp verelim, derlerdi.

Bursa
Haziran 2018

Seyfullah