KISA BİR DEĞERLENDİRME

0
1038

Söze kestirmeden gireyim: Dünkü seçimlerin sonuçlarını parlamenter ve çoğulcu demokrasiyi savunan biri olarak asla bir yenilgi olarak görmüyorum.

Biliyoruz ki, seçimlerin, demokrasinin değerli bir kaldıracı olabilmesi için yarışın eşit koşullara olması gerekir. Aksi taktirde seçimler demokrasinin vitrin süsü olmaktan öte bir anlam taşımaz. Biz bu konuda ne yazarsak yazalım kimilerince “bahane” olarak değerlendirileceğinden bırakalım gerçek kararı tarih versin.

“Koşullar ne olursa olsun, seçim sonuçları yine de böyle olmamalıydı.” diyenler, bu toplumu sosyolojik açıdan iyi değerlendirmek zorundadırlar.

Siyasetçinin seçmene sunduğu tüm vaatlerinin temelinde “daha iyi” yaşam vardır. Daha müreffeh, can güvenliği tam, gelecek kaygısından uzak bir yaşam, seçmenin siyasetçinin vaat sepetinde görmek istediği değerlerdir.

Bu vaatler açısından baktığımızda bu seçimlerde muhalefetin, çok daha donanımlı ve hazır olduğunu gördük. Dahası iktidar, on altı yılın verdiği yıpranmışlıkla birçok konuda muhalefetin vaatlerinin peşine takılmak zorunda kaldı.

Ancak bu seçim döneminde seçmen tercihlerini doğrudan etkilediği konusunda sosyologların ve siyasetçilerin hemfikir oldukları dolardaki fırlayış, faizlerin yükselişi, enflasyon, soğan patatesin mutfağı darmaduman etmesi, akaryakıt fiyatları gibi ekonomik etkenlerin Türk seçmeninin tercihinde belirleyici olmaması, bence incelemeye değer bir durum.

Sabahleyin, kısa bir zaman önce şeker fabrikaları satılan illerde oy verme eğilimlerini inceledim. Muş ve Alpullu/ Kırklareli hariç tüm illerde, Cumhur İttifakının oy oranı % 70′ lerde dolaşıyor. Bu durum, yaşayabileceği iş kayıpları da Türk seçmeninin tercihinde öncelikli belirleyicidir, diyebilmemizi zorlaştırıyor.

Soma ve Ermenek facialarından sonraki seçimlerde, iktidarın bu yerlerde bile çok yüksek oy almasıyla da can güvenliğinin bir tercih belirleyicisi olmadığını görmüştük.

Kişisel kanım, kültürel düzeyi gelişmemiş toplumların seçme tercihlerinde en önemli değerin “din” olduğu doğrultusundadır. Türk seçmeninin de büyük bir çoğunluğu siyasi tercihini “din” temelli yaptığını söylemek, yanlış bir saptama olmasa gerektir.

Ne var ki aynı kitlenin, bu iktidar döneminde hak, hukuk, adalet, eşitlik, dürüstlük, erdem… gibi dinin de içinde barındırdığı değerlerdeki aşırı aşınmadan da etkilenmemesi de oldukça ilginçtir.

Sanırım bunun temelinde de seçenlerin henüz taraftar olmaktan, seçmen vasfına ulaşamamış olması yatıyor. Seçmen sorgulayıcıdır, analiz eder; kararının, yalnız kendisini değil, tüm toplumu bağladığını bilir. Taraftarın ise böyle bir yükümlülüğü de sorumluluğu da yoktur.

Her şey bir yana, bu seçim tüm eleştirilirliklerine karşın ülkemize, seçeni “taraftar” olmaktan “seçmen” olmaya yöneltecek çok değerli bir kazanım sunmuştur. Seçimler öncesi kısa sürede gerçekleştirilen “ilkeli birlik” bu bakımdan son derece önemlidir.

Bu sayede demokrasi tarihimizde ilk kez muhalefet milliyetçiyim, dindarım, cumhuriyetçiyim, Atatürkçüyüm, liberalim, solcuyum, aleviyim… diyen her seçmene kendisini geniş bir yelpazede ifade edebilme olanağı sunmuştur.

Çağdaş toplumların gelişmesinde çok önemli güç olan “toplumsal barış” ve “ortak akıl” açısından çok yararlı bulduğum bu yapının değerini, tercihini yıllardır taraftar güdüleriyle belirleyen kitlelerin ha deyince kavraması elbette olanaksızdır.

Sonuçlar ne olursa olsun, Türkiye bu “ilkeli birlik” deneyiminin yararlarını, en kısa zamanda yaşamaya başlayacağını hep birlikte göreceğiz.

Şimdi, ayrışma fırtınalarına kapılarak birbirimizi kırıp dökmek yerine, bu deneyimi bir gelecek projesine dönüştürerek yola devam etme zamanıdır.

Unutmayalım, “ortak akıl” olmadan toplumsal barışı kurmak, toplumsal barış olmadan, huzuru bulmak, huzuru bulmadan çağdaş uygarlığı yakalamak olanaksızdır.

Hamdi Topçuoğlu