ÇİNKO -4

0
2069

Sokakta yaşayan insanlar ya suçun içindedir ya da kıyılarında dolaşırlar. Ben de karakola düştüm. Sokağın köşesinde bir araba duruyordu. Dörtlüleri açıktı ve kapısı da… İçime şeytan girdi. Arka kapıyı açtım. İçine bakındım. Küçük bir el çantası vardı. Alıp yürüdüm. İçinde cüzdan yoktu. Yazısına akıl erdiremediğim bazı kâğıtlar vardı. Bir cep telefonu, bir tespih, bir güneş gözlüğü, birbirine halkayla tutturulmuş birkaç anahtar bir de kocaman güzel bir çakmak. İyi para edecek türden, ışıl ışıl… Altın belki de gümüştü. Anlamam ki. Çantayı attım. Cep telefonunu ve çakmağı bizimkilerin tanıdığı birilerine okuttuk. Çalıntı mala kimse para vermez. Hep kelepire düşürürler. Yine de elimize biraz para geçti. Gözlükler de bana kaldı. Çantasını çaldığım adam meğerse savcıymış. Dükkânların dışındaki kameralar falan şıp diye enselediler beni. Daha ertesi sabah… Ne olup bittiğini bile anlayamadım. Karga tulumba karakola götürdüler. Birkaç yalan söyledim ama yutmadılar. Benim gibi nicelerini görmüşler. Arabanın dörtlüleri açık kalmıştı dedim. Kötü bir niyetim yoktu. Lambaları kapatacaktım. Çantayı görünce dayanamadım. Bir gün karakolda tuttular. Ertesi gün hakim karşısına çıkardılar. Savcı da kusurluymuş. Arabasını açık bırakmamalıymış. Yaşım küçük olduğu ve daha önce suç işlemediğim için bıraktılar. Ama bir daha karşılarına gelirsem cezamı katbekat çekecekmişim?

Sokakta bir kedinin, köpeğin bizden daha fazla değeri vardır. Şahsen ben haddimi bilirim. Kediyi, köpeği kıskanıp rekabete bile girmem. Köpeğin aç mı susuz mu olduğunu dert eden çıkar. Ama bizimkini merak etmezler. Biz pisiz, belalıyız ve tehlikeliyiz. Hepimiz tiner çekiyoruz, bali kokluyoruz sanırlar. Birinin yoluna çıkıp para istesem korktuğu için verir. Başını belaya sokmamak için… Vermezse bıçağı çekip saplarım diye korkarlar. Oysa ben hiç kimseyi bıçaklamadım. Hiç kimseyi falçata ile çizmedim.

Yaz gelince yatmak için parklardan daha iyisi yoktur. Biz altı çocuktan oluşan bir aile olduğumuz için kimse yaklaşmaya pek cesaret edemez. Banklarda çimenlerde anamızın yatağındaymışçasına huzur içinde uyuruz. Sadece polisler, gece bekçileri hatta bazen zabıtalar gelip gece uyandırırlar. Hadi basın gidin lan burdan. Pislikler, derler. Tatlı uykumuzu bölerler. On dakikalığına gidiyormuş gibi dolaşırız. Sonra gelip aynı yere yatarız. Bizi orada beklemediklerini biliriz. Biz döndüğümüzde onlar başka parklara veya sokaklara banklarda yatanları kovalamaya gitmiş olurlar.

Ben rüyalarımda sürekli kabuslar görmem. Öteki çocuklar gibi babamın elinden tutup bakkala giderim. Hafta sonları birlikte denize gideriz. Ya da pikniğe… Akraba ziyaretlerine gideriz. Hatta lunaparka bile… O bana pamuk şeker alır, kağıt helva, durdurma, mısır… Bazen de oyuncaklar alır. Anneme sarılarak uyurum rüyalarımda. O beni çok sever. Uyandırırken saçlarımı okşar. Sabahları ekmek kızartır bana. Yumurta kaynatır. Okula gönderirken saçımı tarar. Ayakkabılarımı siler ve beni öper. Rüyalarda bütün çocuklar aynıdır.

Sokakta yaşayanlara kimse iş vermez. Çünkü güvenemezler. Sokakta yaşayan insanlar da sabahın köründe kalkıp işe gitmeye çok hevesli değildir. Çünkü zamanla bütün alışkanlıklarımız değişir. Uykumuz gelince uyuruz. Acıkınca yemek yeriz. Sıkılınca gezeriz, başka semtlere, uzak sokaklara gideriz. Ama hep takıldığımız bir semt vardır. Aynı sokaklarda dileniriz. İçimizde haplanan, bali çeken, tiner koklayan onlarca insan var. Bu insandan bi cacık olmaz. Hangi işte çalışabilir ki? Her gün bir saat bu kapıyı bekle desen yapamaz. Zaten belli bir işte çalışmayı başaran sokaklardan el, ayak çeker. Kendisine bir oda tutar. Eksiğiyle fazlasıyla düzenli yaşamaya başlar. Sokaklardan kurtulmayı başaran ve sonra geri dönen çok insan vardır. Sokaklar herkesin mekânıdır. Her yaştan insanın…. Sadece kadınlara göre değildir. Sokaklar erkektir bizde. Kabadayıdır, kavgacıdır, saldırgandır, hırsızlar ve arsızlar içindir. Kadınları barındırmaz. Deli veya ermiş olursa belki…

Gelip geçen insanlar sokakta yaşayanlara iğrenerek bakarlar. Haksız da sayılmazlar. Çünkü genelde pis oluruz. Her sabah duş alacak, kokulu şampuanlar ve sabunlarla yıkanacak halimiz yok ya. Biz yerlerde yatarız. Giysilerimiz yırtılıncaya kadar üzerimizden hiç çıkmaz. Kirlileri çıkarıp temizleri giyecek bir dolabımız yoktur. Çamaşırhaneler var, biliyorum. Paramız olsa bile bizi sokmazlar oraya. Müşterileri kaçar diye sokmazlar. Evet, bende pisim. Yazın denizde yıkanırım. Ama kışları çok zor. Polisler bazen bizi alıp öğrenci yurdu yerlere götürürler. Alışamayız. Şu saatte kalkacaksın, şu saatte yemek yiyeceksin. Sigara içmeyeceksin, gürültü etmeyeceksin, yatağını yapacaksın, televizyon izleyeceksin. Birkaç gün sonra afakanlar basıyor. Ekmek elden su gölden gibi görünüyor ama öyle değil. Her şey sıkıntıdır. Sokakta yaşayanların fabrika ayarlarına geri dönmesi o kadar kolay değildir.

Polislik bir işimiz olsa kesin suçluyuzdur. Polislerin içinde de tek tük bize insan gibi davranan çıkar. Ama sayıları çok azdır. Bizi tutup devriye arabasına atmaya bile tiksinirler. Kokuyoruz diye karakola bile götürmeyi istemezler. Emir büyük yerden gelmese yanımıza bile yaklaşmazlar. “Kaybol çabuk, kafamın tası atmadan kaybol., Bir daha sakın gözüm görmesin seni buralarda” derler. Evet, haklılar. Her zaman pis kokarız biz. Sokakta yatan, parklarda, eski arabaların içinde, otoparklarda, apartman girişlerinde uyuyan insan nasıl temiz kokacak ki. Elbette bizden bir derece daha pis kokan insanlar da var. Çöpten kağıt toplayan çocuklar.

Sokaklar bize nefretle, öfkeyle bakan insanlarla doludur. İçlerine de acıyarak bakanlar varsa da tek tük. Bu nefret öylesine büyüktür ki akıllara ziyan. “Öldürüp denize atacaksın bu pislikleri. Toplumun yüz karası bunlar. İrinli, kangren olmuş yaraları. Bi gece çıkacaksın. Hepsini toplayıp geberteceksin,” diyenleri kendi kulağımla duydum. Bu öfke zamanla size de bulaşıyor. Siz de acımasız biri olmaya zorlanıyorsunuz. Bizimkiler de “Bıçağı çekip baldırına daldıracaksın. Burnunu üstüne kafa atacaksın. İki seksen yere uzatacaksın. Tenhada kıstıracaksın. Köpek gibi yalvartacaksın,” muhabbetlerine girerler. Boş iş bunlar. Kötü insan çok… Hangi birini öldüreceksin. En iyisi görünmez olmak . Kıyıdan, kenardan dolaşacaksın sokaklarda. Ürkek bir it gibi. Kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırıp öyle gezeceksin.

Bursa
Temmuz 2018

Seyfullah