MODA’DA ESKİMEYEN BİR DOSTLA

0
1417

Kadıköy, farklı kesimden insanların kardeşçe yaşadığı, kültürlerin tarihle yoğrulduğu çok renkli bir yerdi. Zengin bir geçmişe sahip bu yerde birçok kesime hitap eden farklı olanaklar vardı. Bunlardan en önemlisi kitapçılardı. Tudem, İmge ve Tarihçi Kitapevi buradaydı. İstediğiniz kitaba istediğiniz an da ulaşabiliyordunuz. Kaynakların bolluğu ve ulaşılabilirliği kenti önemli kıldığı kadar zengin de kılıyordu.

Özellikle Tarihçi Kitapevi yöneticisi Necip Bey’in kibarlığı ve kitaplarının kalitesiyle okuyucuya eşsiz bir okuma mekânı sunuyordu.

Buradaki kitapları inceledikten sonra Moda Eczanesi’ne gittim.

Melih Ziya Sezer, Moda’lı ve kedi sever olarak her zamanki gülümsemesiyle karşıladı beni. Eski bir Kadıköy’lü olan Melih Bey’in eşi ressam kendisi de şairdi. İlk kitabı Üç Yeşil Zeytin’i 1954 yayınlayıp ardından 1986 yılında Pepe’yi son olarak da 2006 yılında Bizim Sanattan, Bütün Şiirleri’ni çıkarmıştı.
Şiirlerinde ne kadar imge varsa bir o kadar da aşk vardı. Özellikle “Ay Işığında” adlı şiiri bana Chopin Ayışığı Sonatı’nı hatırlattı. Sonra satırlarında Vivaldi’nin “İlkbaharı”nın kokusunu aldım. Onun dükkânındaki çalan klasik müzik pikaptan fırlamış bir an da bütün satırlarına dağılmış gibiydi. Şiirlerinde hüzün bir o kadar da gizem vardı.
Daha önce dergicilik yapan şair, edebiyattan vazgeçememiş baba mesleğiyle beraber yayımcılığa da devam etmişti. İlerleyen yaşına rağmen hayattan kopmamış bir taraftan arkadaki laboratuvarında ilaç olarak bir şeyler yapmaya çalışırken bir taraftan da gelen müşterileriyle ilgileniyordu. Ve tabii ki onun antikalara olan merakı.
Dükkânın her tarafını özellikle de üst rafları eski eşyalarla doluydu. Şişeler, tıbbi gereçler ve oturmak için koyduğu eski bir sandık bunlardan bazılarıydı…
Ve burada kendi evlerinde gibi rahat rahat dolaşan kediler… Sarılı, grili, alacalı…
Hiç ummadığınız bir anda kucağınıza atlayan hemen sizinle dost olan sıcak canlılar.
Onu tanıdıktan sonra insanoğlunun kendi çabasıyla neler yapabileceğini bir kez daha gördüm. Hayat sadece mesleğini yapmak değildi. Onun haricinde farkı şeylerle ruhunuzu beslemekti. Edebiyatta bunların en başında gelen şeydi. Özellikle de şiir edebiyatın en önemli unsuru, baş tacı, babasıydı. Nasıl susuz, ekmeksiz yaşam olmazsa şiirsiz de yaşam olmazdı.

O gün yaptığımız sohbetten sonra bütün şiirlerini topladığı 279 sayfalık kitabını bir solukta okudum. Okudukça imgelerine, hüzünlü kalbine hayran kaldım, en çok da;

“Dedem gitti
Mintanı gitti
Tramvaylar gitti,
Çocukluğum gitti
Bir gözlerim kaldı mavi mavi
Hoşca kal Galata Köprüsü.”
diyen dizelerini beğendim.

O şiirlerindeki kadar hüzünlü bir o kadar da ruh zengini bir insandı.

İnsanlara karşı olan sevecenliği; “hala böyle insanlar var mı?” diye düşündürecek kadar şaşırtıcıydı. Ve kibarlığı, görgüsü tartışılamayacak kadar büyüktü.

Onu tanıdıktan sonra insanlara olan güvenim tazelendi. Hala böyle dost canlısı, edebiyata, şiire değer veren birilerin var olduğunu görmek bana ümit verdi.

02.09.1932 doğumlu başarılı eczacı, yazar, şair Melih Ziya Sezer’i yeni yaşından dolayı kutluyor sağlıklı ömürler diliyorum…

Neslihan Minel