DEP… DEP… DEPREM-2 (Son)

0
4554

Tam unutmaya başlamıştık. İnsanlar televizyonlardaki deprem uzmanlarından sıkılmıştı. Her şey eski hamam, eski tas haline dönüyordu yeniden deprem oldu. İran’da oldu, Van’da köylülerimiz öldü. Ve biz bütün utanmazlığımızla neredeyse enkaz altında kalanları suçlu sayacağız. Bu devirde kerpiç ev mi olur? Bu devirde tek bir beton kolunu bile olmayan ev mi olur? Taş taş üstüne konularak duvar mı örülür? Doğu Anadolu’yu, güneyi falan bir kalem geçelim. Egenin köylerinde bile kerpiç evler var. Hep vardı. Sanki kırsal kesime yönelik bir yapı planımız veya denetimimiz mi oldu. Bu veriler sadece nüfus sayımlarındaki soru listesinde vardı. Çünkü orada nasılsa biri insanların oturduğu evin mimari yapısı ile ilgili soru ekleyivermişti. Bu rakamlar hiç konuşulmadı. Mimarlar, mühendisler veya yapı denetim uzmanları çıkıp televizyonlarda bunu hiç konuşmadı. Biz sadece deprem olan yerdeki kerpiç binaları taş ve çamurla örülmüş yapıları görüyoruz. Adım gibi eminim ki sadece can kayıpları olduğunda böyle şeylerin haber değeri olacak.


Her deprem olduğunda kendini dünyanın en doğrusu, en imanlısı sanan biri mutlaka çıkacak “deprem günah yuvalarını vurdu, peygamberimizin sünnetlerine uymadığımız, sırtımızı döndüğümüz için bu bela başımıza musallat oldu,” diyecektir. Yetkililer “hasar görmüş evlere sakın girmeyin. Az hasarlı bile olsa girmeyin. Artçı depremler olacak, “derler. Bu uyarı yerinde ve tartışmasız doğrudur. Fakat Van’da evleri yıkılanlar eksi yedi derecelik soğukta nereye gidecek? Ayakta kalan öteki evlere… Cesaretten veya yiğitlikten değil ama mecburiyetten girecekler. Şans, kader deyip bir gözleri açık uyacaklar. Sabaha kadar bin kez uykuya dalıp uyanarak bekleyecekler. Belki de uzunca bir zaman böyle yaşayacaklar. Azar azar depremi geride bırakacağız. Aklımızdan öteleyeceğiz, hatta unutur gibi olacağız. Çünkü başka çaremiz yok. Elâzığ’da ev kiraları depremden sonra üç, dört kat artmış. Kolaysa ev bul, para bul, taşın. Güvenli bir bina bul otur da görelim.
Depremden uzak olanlara güzel hikâyeler lazım. Enkazın altından son nefesini vermeden kurtarılan insan hikâyeleri… Bu eğer küçük bir çocuksa daha çok tutuluyor. Köpek veya kedi de olsa iş yapar. Ama illa bir kahraman lazım… Günler sonra hayatta kalmayı başarıp kurtarılanlar da çok ilgi görüyor. Elazığ depreminde yıkılan bina sayısı az olduğu için enkaz altındakiler ölü veya sağ olarak çabucak çıkarıldılar. Sadece birkaç kişi on yedi saat sonra kurtarıldılar. Suriyeli bir mülteci kahraman bulduk. Bir de görevli bir hemşire… En güzel hikaye on iki gün sonra kurtarılan bir kedininkiydi. “Sağ salim kurtarıldı ve şimdi emin ellerde,” dendi.


Zemin mi, malzeme mi, para mı, eğitim mi? Havanda su dövmek için her felaketten sonra bu başlıklar tartışılır. Eğitimli olmak, bilinçli olmak veya bilgi birikimi açısından bir sorumuz olduğuna zerre kadar inanmıyorum. Ortaokul mezunu bir çocuğu çağırıp sorun. Depremde binalar neden yıkılır? Neden can kayıpları yaşanır? Bilgisine ve söylediklerine ağzınız iki karış açık kalır. Can kayıplarının önlenmesi ile ilgili yapılması gerekenler, alınması gereken önlemler çok iyi biliniyor. Ancak inşaat maliyetlerini arttırıyor ve karlılığı azaltıyor. Halen insanların köyde, kentte yaşadıkları depreme dayanıksız evlerin dönüşümünü sağlamanın çok büyük bir maliyeti var. Biz daha kamu binalarını, hastaneleri ve okulları bile depreme dayanıklı hale getiremedik. Bütçeden bu kadar büyük bir parayı harcamak da işimize gelmez. Çünkü iktidara ilerideki seçimleri kazandırmayı da garanti etmez. Bir başka gerçek daha vardır. Bütçeler hazırlanırken herkesin payı önceden ayrılmıştır. Böylece “deprem öldürmez, kapitalizm öldürür,” sözü haklı çıkmış olur.


Fay, atım, kırık, tektonik, rihter ölçeği gibi bilimsel kavramlar benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Hiç kimse üstüne duvarların çökme ihtimali varken rahat bir uykuya yatamaz. Bu gün sadece şanslı olduğumuz için hayattayız. Ömrümüz depremleri sayarak, sıranın ne zaman bize geleceğini beklemekle geçiyor. Gündüzleri daha az korkuyoruz. Etrafımızda insanlar varken de kendimizi daha güvende hissediyoruz. Bu genetik kotlarımızla ilgilidir belki. Bir evin içinde yalnızsak ve geceyse, üstüne üstlük televizyonda deprem haberleri varsa daha da çok korkuyorsunuz. Korkularımın paraya çevrilebileceğini çok yakında öğrendim. Depremde sizi çelik bir kafese gizleyen yataklar varmış. Deprem çantaları ve çelikten prefabrik binalar. Tek katlı ahşap bir binalar. Japonlar yaptıkları binalarda deprem salınımlarını etkisiz hale getiren esnek ve dayanıklı beton kolonlar kullanıyormuş. Topluca fay hattı geçmeyen bir ülkeye taşınalım en iyisi.


Depremler Akhisar ve Kırkağaç’ta başladı. Ve halen insanları zaman zaman korkuyla sokağa döküyor. Peşinden Marmaris geldi. Sonra Elazığ ve Malatya’ya uğrayıp kırk bir can aldı. Şimdi de Van’da dokuz ölü, otuz yedi yaralı varmış. Ne gidecek bir yerimiz var. Ne saklanacak bir köşemiz. Korka korka sıranın bize gelmesini bekleyerek yaşamaya devam edeceğiz. Başka bir seçeneğimiz yok. Çünkü mucizeler sadece masallarda oluyor.

Ocak 2020 – İzmir
Seyfullah

Facebook Yorumları