Azer’le Sohbetler (2)

0
3798

“Ayak bastığım her şehir ağlatıyor beni Azer” dedim, “şehirler mi hatıralar mı?” dedi.

Hatıralar…

nereye gidersek,nereye kaçarsak kaçalım peşimizden sürüklediğimiz hatıralar.

“Çabalıyorum” dedim, “unutmak için değil, unutmamak için. O hatıralar sürüklüyor ayaklarımı hep bilindik şehirlere, sokaklara. Duvarlarını elliyorum bazı caddelerin. İçleniyorum.”

“Yorulmuyor musun?”

Gülümsemedim. Çoktandır gülümsemiyorum insanlara. Gözlerimin kenarlarındaki çizgilerin gülümsediğim zaman ne kadar derinleştiğini fark ettiğimden beri. Belki de bir gülümsemenin beni hayatın çıkmazlarına sürüklediğini yaşadığımdandır, belki de hayatımın en yaşanası güzelliğine, bilmiyorum.  Çözmek için zamanım var, çözmek istemiyorum, hepsi bu.

iyi kötü her yaşantı, gideceğimiz şehri yaşayacağımız hayatı, kaderimizi belirleyen değil mi? 

Sevmediğim ya da sevdiğim şehirler değil aslında, tıpkı geçmişe duyduğumuz özlemin aslında yitirdiklerimize duyduğumuz özlem olduğu gibi. Tıkanıyorum. Susuyorum.

Sen anlat Azer. Konuşur muydu?

“Bir delikanlı tanıdım.” dedi. “Şehrini ararken öldü. Öldürdüler mi, kendisini mi öldürdü bilinmez.”

İçim ürperdi. Kendi hikayemizi bir başkasının hikayesi gibi anlatmak seçtiğimiz kolaylıktı, başkasını yargılamak daha kolay olduğundan belki.

Anlatacaktı, biliyordum. O gece değil.

Yanımıza yaklaşan gölgeye ikimiz de gülümsemedik. Bir delikanlıydı. Kısa boylu, esmer, güzel gülüşlü bir genç. Teklifsiz oturdu, ağacımıza sırtını vermeden, tam karşımıza.

“Ben de gurbetçiyim”, sanki bu şehirden yolu geçen herkes gurbetçiymiş gibi. “Parayı toplayıp dönecektim ama kaldım işte” dedi sarma tütününü ateşlerken.

“Tren kazasında bacağını kaybetti kardeşim. Devlet sağolsun yaptırdı bir takma bacak. Ama kardeş büyüdü, bacak küçük kaldı. Annem her gece kanlı pantolonunu yıkar oldu. Bacak batıyo, kanatıyo abla, çok kanatıyo. Para yok ki bizde yenisini alıp taktıralım. Devlet babanın verdiği çivi parası! Tamamlayın üstünü diyo. Neyle? Bizim memlekette iş yok, babam çoktan terketmiş gitmiş, e okumamışım da ablam, hoş okusam…” sigarası bitti. Elini cebine attı, anladım son sigarasıydı, uzattım paketimi. “Dedim ki yürü Ali, git nerde para bulursan orda çalış, kurtar kardeşini şu lanet kanlı bacaktan. Çok dolaştım, çalıştım, kazandım harcamadım. Ama birikmiyo ki öyle kolay. Ben biriktiriyorum, bacak parası artıyo. Konu komşu toplamışlar aralarında bi kaç kuruş sağolsunlar, annem de çalışıyo zaten, işte kaldım ben de burada. Sağolsun patron iyi adam, sıkıştırıyo elime arada, gündüz garson gece bulaşık falan filan bi kaç yıla birikir belki bacak parası…” 

Tıkandım. Kendi evcil acılarımı düşündüm. Derler ya, şikayet ederek yaşadığın hayat bir başkasının hayalidir belki, bacağımı okşadım. Çok acıdı bacağım. Kanamadı. İçimden aktı gitti şehirler.

Ayşegül Erden

#insanhikayeleri

Facebook Yorumları