DÖRT MEVSİMLİK DEPRESYON

0
974

Suya yazılacak cümlelerim var benim. Buluta okunacak şiirlerim. Boş işlerin adamıyım dostum. Sussam olmaz, söylesem faydasız. Arada bir böyle olurum. İçimde kocaman bir sıkıntı, yüreğimde ağır bir sancı. Uykum tüyden hafif, her gece onlarca kez bozulur. Yastık taş, yorgan üstüme çullanmış. Evler dar, odalar kapan, sokaklar can sıkıcı. Gönül eyleyecek hiçbir şey yok. Yere göğe sığamam. Ne dünya beni anlar, ne de ben olan biteni. Herkesten uzakta bir yere savrulmuş buluveririm kendimi. Bırak diyorum kendime. Yokuş aşağı sal gitsin. Bırak içimdeki fırtına kenarlarını dövüp dursun. Biraz sabret, nasılsa gelip geçer. Zaten beklemekten başka çarem de yok ya. İnsanın kendine sözü geçer mi? Günler birbiri ardına hep aynı, haftalar hatta aylar.

Sen zaten yalnızdın kasabanın çeşmesi. Belki bir asırdan uzundur çamların arasındaki bekleyişin. Taş teknen bile aşınmış. Sus işte. Zamanın peşinden koşmak sana göre değil. Testileri gördün sen, bakraçları, çinko kovaları, plastik leğenleri ve damacanaları. Hepsi gelip geçti. Sus işte. Kuşlar elbette mevsimini bekler. Çıplak ağaçlar, kurak topraklar, boş sulama kanalları… Ama bizim mevsimimiz yok.

Saatler gün ortasını biraz geçmiş. Çok sürmez. Güneş eğilir birazdan. Bir çay daha mı içsek acaba? Sıkılmışız. Güneş masanın yarısını çoktan yalamış gitmiş. Alnımızın çatını dişlemesine ramak kalmış. Bereket ki ovadan gelip sokakları yalayan güzel bir esinti var. Başlayalı yarım saat ya oldu ya olmadı. Masaların arasından geçip bize de erişiyor. Koca çeşme var. Çay var. Yorgun yapraklar kaynaşıyor üstümüzdeki dallarda. Konuştuğumuz bütün konular yorulmuş. Üzüm zararıyla kalmış ortada. Siyaset meselesi kör, topal ve sağır boylu boyunca… Futbol sohbeti faili meçhul bir cinayete kurban gitmiş. Sohbet resmen karaya vurmuş. Masanın etrafında beş kişi bezginlikten öleceğiz.

Boş gözlerle etrafı seyrediyoruz. Hep aynı çarşı, hep aynı ağaçlar, çok tanıdık bir can sıkıntısı… Ağaçların altında bir köpek yavrularıyla oynuyor. Sadece bir resimdeki boşluğu doldurmak için oradaymış gibi duruyorlar.

Televizyona hiç bakan yok. Asmanın gölgesinde kendi çalıp kendi dinliyor. Arada bir gözüm oraya kayıyor. İki sevgili bir ağacın altında oturuyor. Erkek kıza sımsıkı sarılmış. Neredeyse kemiklerini kıracak. Sana bakmak dünyaya bedel, diyor. Ama bakmıyor. Sadece sarılıyor. Usanmadan bıkmadan sarılıyor. Onlarınki densizlikten değil, yersizlikten diyorum. Zaten adamın cümleyi tonlaması da bir acayip… Çıplak bir cümleyi şiir gibi söylemeye çalışıyor.

Canım kalkıp gitmek istiyor. Arkadaşlara ayıp oyacak diye erteleyip duruyorum. Kalmamın ne bana ne de vatana millete bir faydası var. Biraz daha oturup az sonra izin isterim diyorum. Onları ne kadar çok dert ediyorum, diye düşünüyorum. Ne kötü bir alışkanlık geliştirmişim. Git işte, diyorum kendi kendime. Kalk git işte. Resmen bu merhametin marazı…

İçimdeki sıkıntı beni boğuyor. Oysa biz burada beş arkadaş günlük güneşlik bir fotoğrafın ortasındayız. İnsanın kendine sözü geçmiyor. Yalan bu hallerim, sahte… İşler tıkırında göründüğüne kanmayın sakın. Bu sıkıntılı halime acısınlar istemiyorum. Çaresiz falan değilim ben. Yiyecek ekmeğim, içilecek suyum var. Dolabımda üç beş paket de sigaram…

Suya yazılacak cümlelerim var benim. Geceye yakası açılmadık küfürlerim. Sussam olmaz, söylesem faydasız. Gözlerim kan çanağı, yastığım diken yüzüme. Hep o ağır kamyonlar geçer geçer asfalttan. Yer sallanır, toprak uğuldar. Uzak sokaklardan köpek sesleri yankılanır. Saatime bakarım. Daha sabaha çok var.

Bursa
Ocak 2018

Seyfullah