GİT, GEZ, GÖR- 3 ( ZONGULDAK- SAFRANBOLU- KASTAMONU)

0
3723

Abant’ı arkamızda bırakıp yola çıktığımızda Bolu’ya yavaş yavaş akşam iniyordu. Ne zaman Bolu Dağı’nı tırmandığımızı bile fark edemedim. Lokantaların ızgara dumanları aç insanda hiç güzel bir etki bırakmıyor. Üstelik tamı tamına üç un kurabiyesini bir saat önce mideye indirmiştim. Yeni de açıkmışım. Düzce’ye indiğimizde artık hava kararmıştı. Gün Akçakoca’da sonlanacaktı. Otele vardığımızda artık saat onu bulmuştu. Seni hiç unutur muyum? Güzel otel, cici otel… Bu otelde kalmasam Akçakoca’da gecelediğimizi bile unutabilirdim YENİ ÇINAR KARATAY OTEL. Akşam yemeği için çok gecikmişiz. Üstelik tur rehberi de gecikeceğimizi haber vermemiş. Daha önce pişirilip bekletilmiş tavuk ve ızgara köfte kesinlikle berbattı. Neyse ki yanında salata verdiler. Garsonlar maraton koşan sporcular gibi yemeklerimizi servis ettiler. Onları o telaş içinde görüp üzülmemek mümkün değil. Hiç kimsenin içinde otelden çıkıp şöyle bir çarşıya uzanmak falan gelmedi. İstiyoruz diye gönülsüz gönülsüz bize çay demlediler. Çay herkese yetmeden bitiverdi. Sanırım yirmi kadar çay için de yetmiş lira ödendi. O otelde her şey bitiyordu. Sabah kahvaltılıklar bitiyordu. Servis tabakları bitiyordu. Yumurta veya doğranmış domates bitiyordu. Otelin sadece havuzu vardı. Kesinlikle girme fırsatımız bile olmayan havuzu. Gece yatmaya çekilmeden önce kıyısında biraz oturduk. Odaları da hizmet anlayışı da çok kötüydü. Yolunuz Akçakoca’ya düşerse Sakın Yeni Çınar Karatay otele uğramayın . Sahilde bankta yatın. Daha rahat edersiniz. 

Sabah dokuzda Akçakoca’dan ayrılıp yeniden yollara düştük. Alaplı, Armutlu, Kozlu, Ereğli, Kilimli ve Yenice’ye kadar tam 154 kilometre yol aldık. On altı tünel geçtik, dereler çaylar geçtik, yol uzayınca hatta kendimizden geçtik. Otobüsten indik. Minibüslere bindik. Ver elini Ihlamur Teras… Gezmek nedir ki zaten. Arabaya binersin. Mola verip yemek yersin. Yeniden arabaya binersin, yeniden yemek yersin. Yenice Ihlamur ormanlarıyla ünlüymüş, Bu ünü yerden göğe kadar de hak ediyor doğrusu. Ihlamur Teras Yenice’den beş kilometre kadar uzakta beş yüz metre yüksekte bir ören yeri. Vadi ve dere kıyısındaki Yenice’yi izleyerek keyifle yemek yiyorsunuz. Kebapları pas geçin ama pideyi sakın küstürmeyin. Fiyatları da çok kazak sayılmaz. Hesabı isterken sürpriz olacak mı diye gerilmenize gerek yok. 
Yeni’de ıhlamur ormanlarına inmek ve doğayı hissetmek istiyorsanız Şeker Kanyonu’na inmelisiniz. Biz minibüslerle belli bir noktaya gittikten sonra yürüyerek indik. Şeker Kanyonu ve Ihlamur ormanları için çok kritik bir zamanlama var. Ihlamur ağaçları çiçekteyken orda olmanın bir yolunu bulmalı insan. Çiçekler geçince ıhlamur, gürgen, kestane, veya köknar… Hepsi bir… Altıma şortumu giymediğim için çok pişman oldum. Çünkü kanyonda suya girilecek yerler vardı. Kanyon buyunca uzanan kara yolu işin tadına kaçıran başka bir sorun. Her araba geçtiğinde toz toprak içinde kalıyorsunuz. Temiz hava solumanın zevkini tadamıyorsunuz. 

Yenice’den Karabük’e giderken yolu sürekli Filyos çayı takip ediyor. Bir de Karabük Zonguldak tren yolu. HES’lerden söz etmeyi hiç istemiyordum, bu eşsiz daoğaya ve Filyos çayına nasıl kıymışlar. Akıllara ziyan. Kaç para için parsel parsel satmışız akarsularımız? Değer mi? Neyse fazla ah vah etmenin doğaya hiçbir yararı yok nasılsa. Gün biterken Safranbolu’ya döndük. Otobüsten inip Cinci Han’a Yerleştik. Gezi sırasında sevindirik mi oldum? Bilmem. Yatağımız, yorganımız, odamız güzeldi ama ben uyumayı beceremedim. Tam uyku düzenim normale dönerken de zaten gezi bitti. İster Lokum alın, ister ağaç baskı dokuma işleri, ister pide yiyin, isterseniz kuyu kebabı… Ama mutlaka Safranbolu sokaklarında bir akşamüzeri, kentte hava kararınken dolaşın. Başıboş, amaçsızca olsun. İnsanda tatlı bir yorgunluk ile keyifli bir sarhoşluk tadı bırakıyor. 

Karadeniz’de turizm son on yıl içinde büyük ilerleme kaydetti. Bölgenin turizm pazarı büyüdü. Fakat turizm anlayışı ve hizmet sunma şekli bunun kadar hızlı gelişmedi. Hala, “benden bu kadar, beğenirsen beğenirsin, beğenmezsen çeker gidersin,” şeklinde genel bir tavır var. Hala kendilerini işletmenin patronu falan sanıyorlar. Akıllı olun ulan bizim uşaklar. Parayı veren patrondur. Küçük ikramlarda bulunmak, hoş sözler söylemek, hatta saçma sapan olabilecek talepleri karşılamaya çalışmak bu işin tuzu biberidir. Müşteriye hayır denmez. Bu kadar denmez. Müşteri karşısında kuyruğu dik tutmak itibar getirmez. Para da…

Üçüncü gün sabah kahvaltısından sonra yeniden yollara düştük. Program dopdolu ve yorucu… Düştük Azdavay Yoluna. İlk Durağımız Çatak Kanyonu. Kanyona giden yeni bir yol yapmışlar. Asfalt yeni dökülmüş, kara kör bir yılan gibi kıvrıla kıvrıla gidiyor. Fakat tek araçlık… Karşıdan bir araç gelse ne olacak kimse bilmiyor. Kör yılan benzetmesini şaka sandınız ama değil. Çünkü o yol kanyona iki kilometre kala bitti. 

Kene olur buralarda, dendi. “Dikkat edin.” Giysileriniz orman yürüyüşü için uygun olsun. Bir kilometre kadar ormanın içindeki patikaları takip ettik. Sonra ağaçların arasından ve yerden bir metre yüksekte giden ahşap bir yürüyüş parkuruna çıktık. Dön baba dönelim. O köknar senin, bu yabani elma benim. Ağaçtan yapılma parkur da bitiverdi. Derin bir ormanın içindeyiz. Neyse ki önümüze yine bir patika çıktı. Patikayı bitirip Çatak Kanyonu’na vardığımızda biz de bitmiştik. Ekibin yarısının adım atacak hali bile kalmadı. Cam teras kesinlikle büyüleyici ve nefes kesiciydi. Yüksekten korkuyorsanız sakın ucuna gitmeyin. Çok ama çok korkuyorsanız yanınıza yedek çamaşır alın. Bizim kanyona ulaştığımızın dışında toprak başka bir yol varmış. Rehberimiz yürüyemeyecek kadar yorulanları kanyonda görevli geçlerin otomobiliyle dört, beş kez sefer yaparak otobüse taşıdı. Yani yukarıda söylediğim turizm tavrındakiler gibi davranmadı. Yer ve zamanına göre her türlü sorunun çözümüne yönelik bir tutumu vardı.

Temmuz 2019 – İzmir
Seyfullah

Facebook Yorumları