GÜVERCİNLİ YAZI -4

0
1345

III
– Evet, maalesef öyle…
– Yani iki kez de boşandın öyle mi?
– Evet, matematiğin de hiç fena değil yani.
– Kaç çocuğun var.
– İlk eşimden bir, ikinciden bir, üçüncüsünden yok.
– Ne acayip iş ya…
– Niye acayip olsun. Öyle işte.
– Neden boşandın peki.
– Ben boşanmadım, eşlerim benden boşandı.
– Neden peki.
– Tam olarak bilmiyorum. İlk baştan beni çok beğeniyorlar. Çok seviyorlar falan. Evlenince bir şeyler oluyor. Heveslerini kaybediveriyorlar. Tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Ama bir terslik var işte.
– Sen şimdi onlara nafaka da veriyorsundur.
– Elbette, işin içinde çocuklarım var.
– Bir olmadı iki olmadı ben olsam bur daha evlenmem
– Ben yalnız kalmayı sevmiyorum. Bir de çok beceriksizim. Bana kol kanat geren biri olmazsa yapamam.
– Bana da tavsiye eder misin?
– Hiç kimseye tavsiye etmem. Çok yıpratıcı oluyor. Beni boş ver. Sen nasıl evlendin. Eşini Almanya’da mı buldun ? Burda mı?
– Eşimi ben bulmadım. Babaannem bulmuş. Yazın izine gelmiştik. Bana bir düğünde gösterdiler.
Bana kalsa evlenmek aklımın ucundan bile geçmiyordu. Gidip istediler. Kız Almanya’ya gelin gitçek diye bir şey istemediler. Yangından mal kaçırır gibi evleniverdik. O yıllarda evlenince hemen Almanya’ya almıyorlardı. Evlendikten sonra iki sene burda kaldı. Sonra benim yanıma geldi.
– Sizde de çok macera varmış ya… Neyse bu uzun hikaye… Biz en iyisi yine şu kuş işine dönelim.
Örneğin birçok yerde kuşçu dernekleri, kahvehaneleri var. Siz de yok mu?
– Güvercinciler Kahvesi açtık ama yürütemedik
– Neden yürümedi, kuş seven insanlar bir araya gelmiş işte ne güzel.
– Açar açmaz kapanmadı zaten. Bir yıla yakın devam ettik. Kahvenin içine kafesler yaptık. İsteyen
getirip güvercinini satıyordu. İsteyen gösteriş yapıyordu. Kuşçular biraz kafadan kontak olur. Biz başka insanlara benzemeyiz. Söz konusu güvercin olduğunda çok hırs yaparız. Bu nedenle hemen dargınlıklar oluyor. Senin kuşun kaçtı, ben yakaladım diyelim. Adam küsüyor konuşmuyor. Sen başkasının kuşunu yakalarken iyi ama… Bir de kuşçulukta yaş ayrımı yok. Sen yaşlısın, gençsin kimse takmaz. On iki yaşında çocuk da olsan aynı, Yetmişinde dam da olsan. Sonuçta herkes hasta ve herkes başkasının kuşunu kümese sokup keyif alacak. Yaşı genç olan hoyrat oluyor. Kavgaya meyilli oluyor. Dan dun konuşuyor. Kimse kimseye hürmet göstermeyince geçim de olmuyor. Kahveye gelenler önceleri çok kalabalık oluyordu. Zamanla birbirlerine küse küse üç beş kişiye kadar düşüyor.
– Çocuklarında güvercin merakı var mı?
– Yok, onlar heves etsinler istemedim.
– Sen istemese de olabilirdi.
– Onları kümesten uzak tuttum. Yem, vermelerine bile izin vermedim. Yasak ettim. Almanya’da
büyüdükleri için de çocukken heveslenemediler. Buraya geldiğimizde artık genç olmuşlardı. Başka şeylere heves ettiler.
– Beni resmen şaşırttın. Senin gibi kuş tutkunu bir adam bunu çocuklarından niye sakınsın?
– Öyle deme. Ben bu hevesimin cezasını da çok çektim. Bir kere çok dayak yedim. Okulu bıraktım.
Düğünlere gitmedim. Kızlara heves etmedim de kuşlara sevdalandım. Yani bu normal değil ki. Bana şimdi beş bin lira maaş verseler. Ama iş Balıkesir’de deseler gitmem. Kümese yakın olacak. Benim çalışma zamanlarım zaten geçti ama gençken de böyleydi. Beni zorla Almanya’ya götüremeseler. Buralarda acımdan ölürdüm.
– Mardin de, Antep’te kuşlara küpe falan takarlar. Sizin buralarda yok mu?
– Biz sadece ayaklarına renkli küçük halkalar takarız. Çatıya inen güvercinlerin ayağındaki renkli halka varsa kimin olduğunu da anlarız.
– Seninkiler ne renk.
– Ben önceleri kırmızı, mavi, beyaz takıyordum. Ne lan bu İngiliz bayrağı, Amerikan bayrağı gibi, dediler. Sonra kırmızıyı kaldırdım. Şimdi mavi beyaz takıyorum.
– Kuşlar narin hayvanlar. Bazen bir hastalık gelir hepsi bir gecede ölür diyorlar.
– Öyle olurmuş. Ben de duydum. Ama bizim buralarda hiç olmadı. Tek tük hastalanan oluyor. Su kaplarını temizliyorum. Kümesin tabanına kireç serpiyorum. Kuşa çay kaşığında ezdiğim yarım aspirini içiriyorum. Ölen de oluyor, iyileşen de.

II
Kuşçu Çetin tanıdıkça sevilecek insanlardan biri aslında. Her güzelin elbette bir kusuru vardır.
Hayatta en sevdiğin şeyleri sırala dedim. Önce çocuklarım, dedi. Sonra kuşlar ve tabi ki karım. İyi ki bunu karısı duymadı. Seni en çok kızdıran şeyler nedir?, dedim. En sevdiğim güvercinimin başkasının kümesine inmesi, dedi. Zeytin’i hiç sevmezmiş. Ne ağacına ne de tanesine dayanabilirmiş. Bir de evde iki de bir tatile gidelim konusu açılıyormuş. Almanya’dan geldiğimizde sahilde bir yerlere giderdik. O zaman çalışıyorduk. Şimdi sanki çalışıyoruz ya da yoruluyormuşuz gibi hadi tatile gidelim bir yerlere, diyorlar. Mekân değişikliğinde ferahlık varmış. Ferahlık isteyen kim? Benim kümesi bırakıp gitmeyeceğimi biliyorlar ya aslında mahsus yapıyorlar. Benimle inatlaşıyorlar. Bir tek gün bu kuşları uçurmasam bil ki o gün yaşamamışımdır. Benden para istesinler vereyim. İstedikleri yere gitsinler. Gezip görsünler. Bana ilişmesinler. Yok, bensiz tadı çıkmazmış. Bal gibi de inadına yapıyorlar işte.

Kuşçu Çetin, kendi başına mutlu ve huzurlu bir yaşamın sırrını çözmüş. Televizyonda sadece filmlere bakarım, diyor. “Haberlere bakmam, gazete okumam. Eskiden radyoda maç dinlerdim. Şimdi onu da bıraktım. İnsan geriliyor. Televizyondaki maçlara da bakmıyorum artık.” Sıcak soba aşı, sıcak bir tas çorba, üç günde bir paket sigara, haftada dört, beş bira… Çay çok önemli işte… Günde en az üç kere demlenecek. Ne ezanda kulağı var ne namazda gözü… Kuşçu Çetin, binlercemiz gibi kendi halinde bir adam. Kendinden başka hiç kimseye zararı yok. Kendinden başkalarına pek hayrı da yok. Cimri değil, kıskanç değil, hele cömert hiç değil. Tanıdığı, sevdiği insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Eh adam olan bu kadarı yeter de artar bile…

I
Çarıkçı İsmet’e teşekkür edecek değilim ama bu adamla biraz daha zaman geçirsek ahbap olup çıkacağız. Düzgün adam bi kere… Karıdan yana şansı pek yaver gitmemiş ama insanın her işi on numara beş yıldız olmaz ki. Her şeyden önce samimi biri… O kadar okumuş falan ama hiç kibirli değil. Konuşurken yanlış veya doğru demedi Hatalısın veya yanlış yapmışsın demedi. Televizyonlara çıkan okumuş ve çokbilmiş adamlara hiç benzemiyor. İnsanlara tepeden bakmıyor. Bilmediğini öğrenmeye çalışıyor, dinliyor ama kimseye ders vereyim havasında değil. Burada otursa, komşum olsa ben bu adamla her gün bira içerim. Hem muhabbeti güzel hem de kendini hiç bozmuyor. Böyle insanlar güvenilir olur. Laf saklar, sır tutarlar. Sırtını duvara dayar gibi dayarsın. Hiç şaşmaz…

Bazen güvercinler oyun yapmaya, takla atmaya kendilerini öyle kaptırırlar ki dünyalarını şaşırırlar. Damlara düşerler, elektrik tellerine çarparlar. Bir gün Kuşçu Çetin’in güvercinlerinden biri taklalar atarak yola indi. Başka zaman gün boyu en fazla bir iki araba geçen yoldan tam o anda toz duman içinde bir otomobil geçti. Sanki paşaya kelle yetiştirecekti, çok acelesi vardı. O güzelim güvercin kendini toparlayamadan üzerinden geçip gitti. Ölüm böyle patavatsız bir şeydir bazen. En mutlu anınızda bile sizi buluverir.

Bursa
Mart 2018

Seyfullah