10.8 C
İstanbul
20 Nisan 2024, Cumartesi
spot_img

İNSANLIĞIN TUHAF İLİŞKİLERİ – EMİNE / 2

Işıl, kalabalığın arasından hızlı adımlarla yürüdü ve alışveriş merkezinin dönerli kapısından geçerek güvenlik bandına çantasını koydu. Alışveriş merkezlerine girmeyi çok sevmiyordu ama işi olunca mecbur gelinecek yerlerden biriydi bu merkezler. Her aradığını bulabileceğin mağazayla doluydu. Işıl bir şey satın almak için gelmemişti. Onun aklında sadece Emine ile çıkabilecekleri uygun fiyatlı bir seyahat ayarlamaktı. Yaz geliyordu ve dört beş günlük deniz kenarındaki bir tatil hepsine iyi gelecekti. Emine eşinden boşanmıştı artık ve kızını da alıp istediği yere gidebilirdi. Işıl da bu nedenle acı çeken arkadaşına anne kızlı bir tatil teklif etmişti. Uzunca bir süre uygun hotel araştırdılar. Işıl ın tavsiye ettiği tatil yerlerini beğenmeyen Emine nin kızı mutlu olsun diye onun istediğini eçtiler. Işıl, arkadaşının yaşadığı sıkıntılardan uzaklaşması için elinden gelen her şeyi yapmaya hazır olduğu gibi geveze kızının istediği hotelde rezervasyon yapmak için alışveriş merkezinin turizm firmasına gitmişti. Heyecanlıydı, anne kızlı tatil çok eğlenceli olacaktı.

Işıl, koşuşturduğu yolun yorgunluğuyla turizm firmasının koltuğuna çöktü ve kaldı. Terlemişti, çantasından çıkardığı mendil ile alnını kuruladı. Firma çalışanlarından uzun boylu genç delikanlı, Işıl’ın bu durumunu fark edip masasından kalktı ve nefes nefese kalmış kadıncağıza bir bardak su ikram etti. Işıl, suyunu içip teşekkür ettikten sonra gündüz telefonla arayıp rezervasyon bilgisi alan kişi olarak kendisini hatırlattı. Başka masada oturan orta yaşlarda bir adam, onu hatırladığını söyleyerek tatil rezervasyonu için gerekli soruları sormaya başladı. Tarih, gün, kişi, çocuk yaşı… Işıl son teyit amaçlı ve yarı yarıya ödeme yapacakları için Emine yi telefonla aradı.
“Merhaba Eminecim. Ben şimdi turizm firmasındayım. Kızının seçtiği otel için rezervasyonu yapacağım. Tamamsınız değil mi?” Heyecanı sesine yansımıştı.
“Işılcım, çok sağ ol ama biz vazgeçtik.” Anlık karşılıklı sessizliğin içinde Emine’nin derin nefes alışını duydu Işıl. Başından kaynar sular dökülüyordu. Hemen sitem etti:
“Neden ama, kararlıydınız? Bunca zaman hotel baktık, kızının istediği yere gidecektik.”
Emine’nin sesi fısıltılı bir şekilde duyuldu:
“Biliyorum canım, kusura bakma. Babası kızın kanına girmiş, birlikte tatile gidecekmişiz. Babası ile tatil yapmak istiyor. Biliyorsun babaya çok düşkün, hala ayrılmamızı kabullenemiyor, yeniden babasıyla olmamızı istiyor.” Bu fısıltılı sesin nedeni, kızının tepkisinden korkan bir anne sesi miydi belli değildi.
Işıl, arkadaşının söylediklerini anlamaya çalışsa da canı fena sıkılmıştı:
“Ben bugün koştura koştura buraya geldim şimdi sen ne söylüyorsun? Çok üzüldüm, neden o zaman haber vermiyorsun?” Işıl aslında sinirlenmişti. İçinden “Kusura baktım arkadaşım, kusurlusunuz işte sen de kızın da kusurlusunuz.!” diye haykırmak istedi ama yapamadı. Emine yi üzmek istemiyordu. Siteminin karşılığında bir özür cevabı bile alamamıştı.
Telefonu kapattıktan sonra turizm firmasına mahcubiyetini belirterek özür diledi ve alışveriş merkezinden ayrıldı.

Emine ye inanamıyordu. Kendisini dolandıran kocasının sözlerine, iletişimine hala mahkum, kızının baba düşkünlüğüne acıyan biriydi. Adam kızını kullanarak Emine’yi elinde tutma çabalarına giriyordu. Uzun zamandır konuşulan bir tatil planının iptal edilmesinde kesin bu adamın parmağı vardı. Çünkü karısının peşine düşmüş, onun bir yerlere gitmesini, hayatını yaşamasını önlemek için kızının duygularını kullanarak taklalar atıyordu. Emine bunları anlayamayacak kadar aptal olmasının yanında kocasının onu evlilikleri boyunca sömürmüş olduğunu unutuyordu. Peşinden ayrılmayan bu adamı yanından uzaklaştırmıyordu. Adam o kadar pişkindi ki apartman önlerinde bekliyor, eski karısına yakın kiralık bir ev tutuyor, onu takip ediyordu. Emine neden buna dur demiyordu?

Işıl, bir kadının gözünü açmak, dolandırıcı bir erkeğin sözlerinden daha fazla zarar görmeden onu uyandırmak istiyordu. Ama Emine o kadar cahildi ki arkadaşının sözlerini hiçe sayıyordu, anlamıyordu. Akıllı sandığı arkadaşında ona göre gram akıl yoktu. Köylü bir annenin iki oğlandan sonra doğmuş tek kızıydı. El bebek gül bebek büyütülmüş, aynı zamanda bastırılmış ve yönlendirilmeye hazır bir kız çocuğu olduğu için mi hayata bencil bakıyordu. Tüm hayatı sadece mahallesi, çok az uzaklaşabileceği semt kafeteryaları ve şehrin çok az uzak bir semtinde evli olan abisine gidip gelme arasında sıkışmış kalmış zavallı biriydi arkadaşı. “Yaşadığın şehri, İstanbul u ne kadar gezdin?” diye sorsalar, söyleyebileceği sadece bahsi geçen yerlerdi. Oysaki Işıl ona farklı ve daha önce görmediği bir hayata elini uzatıyordu. Yeni yerler, tiyatro, sinema, müzeler, konserler, şehir dışları, yurt dışları ve sıkı bir dostluğun gönül kapılarını sunsa da Emine, mahallesini, onu üzen kocasının planlarını seçiyordu. Hayatını tekdüze ve parasız yaşatan kocasından kurtulmuşken, bireysel özgürlüğünü eline almışken, belli bir yaşa gelmişken elinin tersi ile tüm bunları reddediyordu. Çünkü bilmiyordu. Yaşamın ne kadar güzel, farklı yerlerin, kültürleri görmenin insan yaşamına ne denli olumlu katkıları olacağının farkında olmayan bir kadındı.

Işıl evine gitti ve içindeki üzüntüyle karışık öfkesini yakın bir arkadaşına anlattı. Çünkü bunu kusmalıydı, içinde bu kadar saçma mide bulandırıcı bir olay kalmamalıydı. Işıl içinden haykırıyordu. Bir kadın kendisini dolandıran, evliliği boyunca kendisini sömüren yalancı kocasına tekrar nasıl inanabilirdi ve onu yanına yaklaştırabilirdi? Cevabı ne aşktı ne sevgiydi ne de babasına bağlı olan kızının sevgisinden dolayı değildi. Cevabı tekti, Emine kendisini hep çok zeki sansa da çok ama çok aptal bir kadındı.

İki hafta sonra Işıl, Emine’yi aradığında tatil hazırlıkları yaptıklarını öğrendi. Kurnaz eşi, geçen haftalarda seçtikleri beş yıldızlı tatili ayarlamalarına engel olmuş, kızını duygu sömürüsünden geçirerek gidecekleri tatili yine kızı ile ayarlamıştı. Kızı da babası ile tatile gitme ısrarına annesini kandırmıştı. Emine kendisine ihanet eden eski kocasıyla tatile gidiyordu. Işıl bu duruma fazla bozulmuştu, midesi bulanmıştı ve sözünü esirgemedi:
“Emine bu adam çalışmıyor, sizi nasıl tatile götürecek? Parası var mı ki?”
“Bilmiyorum Işıl, kızım çok ısrar etti ben de kabul ettim. Belki annesinden, abisinden borç alacak? Arkadaşının arabasıyla gidecekmişiz. Ege’de geze geze çadır kamplarında kalacakmışız.”
“Yani, beş yıldızlı oteli istemediniz, sivrisinekli çadırda mı kalacaksınız? Tabii çok eğlenceli olur.”
“Işıl, ne yapayım, kız çok istiyor? Hem Recep, şimdiye kadar benim için yapmadıklarını yapsın. Artık böyle. Alacaksa alsın, götürecekse götürsün.”
“Tekrar seni kazanmaya çalışıyor belli ki? İş işten geçmiş, şimdi mi aklı başına gelmiş?” Işıl, bu saçma duruma anlam vermeye çalışıyordu.
“Evet, hep peşimde, sabahları ben işe giderken servise binmemi uzaktan takip ediyor. Evliliğimizi altüst etti hala umut arıyor.” Işıl içinden konuşuyordu: “Sen de öyle aptalsın ki inanıyorsun.”
“Onun hayatına biri girmeden seni bırakmayacak. Ama kızını kullanarak seni tekrar elde etmek istiyor. Saplantı olmuş olabilir.” Işıl, bunları söyleyince rahatladı. Oh, içinde kalmasındı.
“Sürekli kızla sanki planlar yapıyor. Kızıma babasının yaptıklarını anlatıyorum ama anlamak istemiyor. Gerçekleri bilmesi gerekiyor. Fakat kızım ya algılamıyor ya da babasına çok aşık olduğu için duyduklarını reddediyor.” Işıl yine içinden söylendi: ”Hııı, sen sanki çok algılıyorsun.” Sonra sesle düşündü:
“Belki de yaşananlardan ötürü çocuk sessiz bir travma geçiriyor. İnkâr aşamasında. Yeni evi biranda babasının satması ile evinden taşınmak zorunda kalıp yaşlı anneannesinin yanında yaşamaya başladı. Artık bir odası yok, her şeye müdahale eden bir anneanne var, çatışmalar içinde genç kızlığa adım atan bir çocuk. Babası ile tekrar birleşirlerse hayatının yeniden eski haline geleceğini düşünüyor.” Emine Işıl’ın söylediklerini doğruladı:
“Evet, doğru söylüyorsun dostum. Bu durumda da ben ne yapacağımı bilmiyorum. Bir taraftan annemle olan düzen kurma savaşı, kızımla olan çatışmalarına müdahalem, bir yandan eski kocamın ısrarlı yapışkan davranışları beni çok yoruyor.”
“Emine, Recep’e dönersen hiç şaşırmayacağım.” Yüksek bir ses tonu ile Emine cevap verdi:
“Yook, Allah korusun. İstediğini alamayacak.”
Işıl, kendisini telefonda görmeyen arkadaşının bu sözüne gülümsedi. Böyle söyleyen arkadaşı, şımarık kızını dinleyerek, beş yıldızlı konforlu tatili reddediyor, dolandırıcı eşinin oyununa gelip çadır tatilini seçiyordu. Zayıf karakterli arkadaşına içinden bol sivri sinekli bir tatil diledi.

Işıl sonra öğrenecekti ki Emine, tatil seyahatinin tüm masraflarına ortak olmuştu. Yapılan harcamalar, üçe bölünmüş, yani eşinin arkadaşı, eşi ve Emine. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Üçkağıtçı koca, tatile götürdüğü karısından yine para almış, kızıyla ikisini sivrisinekli çadırlarda yatırmıştı. Sırf karısını yeniden kazanmak için yaptığı dalavere oyundan karlı çıkmıştı. Adam, madem eşinin gönlünü almak istiyorsun ne diye masraflara kadını ortak ediyorsun? Kadın istediği kadar ben ödeyeceğim desin, yine de beş kuruş para alınmaz!

Işıl’ın anlamadığı başka detaylar da vardı. Recep in arkadaşı kimdi? Onları arabayla tatile götürürken amacı neydi? Üçkağıtçı kocanın ricası üzerine planın bir parçası mıydı? Emine bu arkadaşını ne kadar tanıyordu? Bu tatil aile tatili olacaksa o adamın onlarla ne işi vardı? Daha çocuk yaşta sayılacak güzel kızı ve güzel sayılacak ince fiziği olan Emine’nin yanında yabancı bakışlara maruz kalabilecek bir ortam olacaktı. Bir yabancının yanında, tatil kıyafetlerinin içinde rahat olabilecekler miydi? Aynı araba, yan yana çadırlar, bikinili plajlar gibi ortamda bu yabancı arkadaşın ne işi vardı? Bu yabancı adam bir yana, onca gözyaşının, hüsranın sonunda, ev yaşamının tepetaklak olmasından sonra Emine eski kocasıyla nasıl tatile gidebiliyordu? Hem de masrafları ödemeye gönüllü olmak tam bir aptallıktı. Emine’nin aklı, peşine düşmüş eski kocasının bundan sonra onun için yaptıklarına “evet” demekti. Yani, “yapsın, artık onu kullanacağım.” sözleriyle Emine adamı kullanacağını düşünüyordu. İyi de adam çalışmıyordu ki? Parası yoktu. Arkadaşından aldığı borç araba ile Emine’yi oraya buraya götürebiliyordu ancak. Masrafları yine Emine ödüyordu. Emine kocasına aşık mıydı? Asla! Çünkü Işıl, Emine’ nin kocasına aşık olmadan evlendiğini biliyordu. Sadece aileler tanıştırmıştı ve adamın ailesi oğullarının ne kadar işsiz güçsüz olduğunu bildikleri halde güzel Emine’nin hayatını karartmışlardı. Adamın ailesi de haindi. “Zavallı Emine!” diyesi geliyordu Işıl’ın ama her koyun kendi bacağından asılır sözü burada geçerliydi. Emine, yıllarca bu adamın kahrını çekmişti. İşsiz güçsüz sapsız bir adam. Sadece kendini beğenmiş, başkalarının yanında yüksekten atan, boş, eğitimsiz ve konuşmalarında ne kadar cahil olduğu görülen bir adamdı. Tüm bunları Emine sanki görememişti ya da görmüştü ama görmezlikten gelmişti. Oysaki gidecek, geri dönecek bir ailesi ve abileri vardı. Sığınacak limanı varken Emine dolandırıcı kocasının kahrını çekmeye devam etmişti. Işıl bunları düşündükçe midesi bulanıyordu. İhanete uğrayan bir kadın ne kadar zayıf olabilirdi ki aşık bile olmadığı kocasını hala umursuyordu. Bu bir acıma mıydı?

Devam edecek…

Nevriye Gürel
Şubat 2024

Facebook Yorumları

Diğer Yazıları

Bizi Takip Edin

232BeğenenlerBeğen
114TakipçilerTakip Et
349TakipçilerTakip Et
2,280AboneAbone Ol
- Reklam -

En Son Eklenenler