KORONA KAPIYI ÇALMADAN GELİR

0
4787

Korona beni deleyledi. Korkutarak kül eyledi. Her gün televizyonda tartışan ve her şeyi bilen amcalar kör eyledi. Karantina geldi kor eyledi. Uyaklı cümlelerle bunun anlatımı zor. Kısacası virüs hakkında her şeyi öğrendik, donandık, bilgilendik. Önce Çin’liler yarasa yedi ondan oldu dediler. Bir başka gazete bu bilgi yalan, dedi. Çinlilerin yiyecek yelpazesinde yarasa falan yok. Ancak yabani hayvanlardan geçmiş olabilir. Hala laboratuvarda üretilmiş biyolojik savaş aracı olarak değerlendirenler var. Çin virüs için ABD ile ilgili suçlamalar yapıyor. ABD’de de altta kalmıyor. Çin virüsü dünyadan gizledi. Şeffaf davransa tedavisi için daha erken harekete geçilebilirdi diyor. Virüs Çin’de ortaya çıktığında dünyaya yayılacağını kimse öngöremedi. Bize de gelir gibi bir endişe içinde de olmadık. Hiç tınmadık desem yalan olmaz. Televizyonda her gün ahkâm kesenler dünyanın eskisinden çok daha küçük olduğunu öremediler. Her gün milyonlarca insanın ülkeler arasında yolculuk yaptığını gözden kaçırıverdiler. Bir ay önce düşen bir uçak nedeniyle oysa hepsi havacılık uzmanı olmuştu. Uçakların insan taşıdığı küçücük bir ayrıntıydı. Gözden kaçıvermişti.

Biz şimdi her gün biraz daha korkarak evlerimize saklanıyoruz Birlikte vakit geçirin, yeniden normal bir aile olun. Birbirinizle konuşun, oyunlar oynayın, daha çok iletişim kurun. İşte size mükemmel bir fırsat demiş uzmanlar. Gerçi Çin’de sonuçları hiç iyi olmadı. Karantina sonrası binlerce insan koşa koşa boşanmaya gitmiş., Evde oturmanın kişisel gelişime çok büyük katkıları varmış meğer. Ev hanımlarının bilgi birikimlerini ve entelektüel düzeylerini neye borçlu olduklarının ancak şimdi farkına varabildim. Evde kolonya yapmayı, ellerimi doğru yıkamayı, bir metre mesafe kuralını, on dört günlük izolasyonu, enfeksiyondan korunmak için uygulanması gereken on dört kuralı öğrendik. Televizyondan koruyucu maskeye çiçek yapmayı bile öğrendim.

Aslında bilgi yüktür insana. Öğrendikçe daha çok korkuyorsun. Panik yapmayın, dedi uzmanlar. Önlem alın. Hemen eczanelere koştuk. Çünkü evde kolonya yapmak için hiç saf alkolümüz yoktu. (Olanlar da rakı yapıp içmişlerdi.) Marketlerdeki temizlik ürünlerine saldırdık. El dezenfektanları ve çamaşır suyuna… Fiyatları anında elli katına çıktı. Hastalığın ülkelere göre yayılma hızı, ölü sayıları ile ilgili grafikler yayınlandı. Ülkemizdeki seyri İtalya’ya benziyormuş. En değerli bir haftayı kaybetmişiz. Okullar daha erken kapatılmalıymış. Şimdi biz saat saat bu gün kaç kişide hastalık bulunmuş, kaç kişi yaşamını yitirmiş onu takip ediyoruz. Ülkenin yarısı bize bir şey olmaz halinde. Öteki yarısı yandık, bittik kül olduk. Ülke nüfusunun en az yüzde üç buçuğunu kaybedeceğiz. Yaşı ellinin üzerindekiler, kronik hastalığı olanlar ve küçük çocuklar risk grubunu oluşturuyormuş. Çocuklara kıyamam, onlara ilişmesin. Gelmişken eli boş dönmeyecekse yaşlıları alsın.

Korona virüsüne yakalanan hastalar içinde erkek ölümleri çok yüksekmiş. İşte beni de yıkan bu. Düşman hem acımasız hem de erkek düşmanı. Yaşlıların kendilerine özgü bir yaşam ritmi vardır. Çok erken kalkarlar. Kahvaltı edip işe gidenlerden önce sokağa çıkarlar. Köyde falan olsalar bu sıkıntı olmaz. Gidip bağında, bahçesinde oyalanır. Hatta üretime katkıda bulunur. Kentte olunca mecburen parklara, bahçelere yayılıyorlar. Mecburen diyorum çünkü bahar yavaş yavaş ılık yüzünü göstermeye de başladı. Bu havalarda evde mi oturulur? Koronadan önce zaten toplu taşıma araçlarını gereksiz işgal ettikleriyle ilgili bir kampanya vardı. Virüs ortaya çıkınca taş gediğine oturdu. Okullar kapatılıp çocuklar kalabalıklardan çekilmişti. Şimdi sıra yaşlılara geldi. Hastalığın izole edilmesi için yaşlılara sokağa çıkma yasağı ilan ediliverdi.

Hastalıkla mücadele ve virüsün kontrol altında tutulması ile ilgili uygulamalar baştan beri bir kafa karışıklığı içinde yürütüldü. Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarında Avrupa kapılarını hukuk dışı yollarla zorlayan mültecilerin hastalığın yayılmasında etkisinin olacağı önce hiç dikkate alınmadı. Halbuki o günlerde İran ve Irak’da korona vakaları görülmeye başlanmıştı. Hastalık ortaya çıktıktan sonra Çin’e uçak gönderip vatandaşlarımızın bir kısmını aldık. Ama karantina uygulamadık. Sonra umreden ve yurtdışından dönenler için ne yapacağımıza karar veremedik. Sonra bir kısmını evine gönderdik. Bir kısmını öğrenci yurtlarında karantinaya aldık. Hastalığın ortaya çıktığından bu güne kadar yurdumuza dönen inan sayısı üç yüz elli bine ulaşmış. (Karantina altına alınanlar yirmi bin kusur kişi.) Zaten bu kadar kişiye karantina uygulamaya uygun yerimiz de yok. Maske ve eldiven kullanın diyorlar. Hastalığın bulaşıcılığını alt düzeye indiriyormuş. Söylemesi kolay da gel kendin tak. İnsan nefes alamıyor. Lastik eldiven içinde elleriniz vıcık cıvık ter içinde kalıyor.

Ayıplayacaksınız, kınayacaksınız biliyorum. Bu sabah “evde kal” uyarılarına kulak asmayıp dışarı çıkmıştım. Karantina kaçağı olmanın da kendine özgü bir keyfi varmış. Sakin ve tenha sokakları seçtim. Sahile indim. İnsanlar sokağa çıkmayın uyarılarını gerçekten dinliyor. En azından benim oturduğum semtte böyle. Pazar günleri bu sokakların sakinleri genelde Çamkıran Semt pazarına gider. Pazar hareketinden eser bile yoktu. Yolda bir karı kocaya rastladım. İkisi de eldivenlerini takmış, maskelerini başlarına geçirmişler. Erkek elinde pazar arabasını sürükleyip götürüyor. Bir hava, bir kasılma görmek lazım. Zırh kuşanmış ortaçağ şövalyeleri sanırsın. Doğru olmasına doğru şimdi… Fakat bu kalabalıkta ne kadar kalacağınız, hangi sıklıkla enfeksiyon bulaşmış kişiyle temas edeceğinizle ilgili bir mesele…

Korona beni ne zaman ziyaret eder belli olmaz. Ansızın hiç beklemediğim bir köşeden çıkıp gelebilir. Pasta yaptım, kek pişirdim, börek pişirdim, sarma sardım. Çayı demledim bekliyorum. Konukseverlik gösterirsem belki bana güzellik yapar. Çünkü bir uzman hepimize bulaşacak dedi. Hepimize bulaşacak ve bağışıklık geliştirenler yaşamaya devam edecek. Devlet baba Korona için ekonomik paket açıkladı. Yüz milyar liralık bir bütçeyle virüse savaş açacağız. Yalnız paketin içinde sağlık harcamaları için belli bir rakam verilmedi. Çalışanlar veya virüs nedeniyle iş yerini kapatanlar, için önlem almaya gerek duymadılar. Çünkü önemli olan büyük yatırımlar, büyük işletmeler… Küçükler başının çaresine bakmanın bir yolunu nasılsa bulurlar diye düşünmüşler. Korona mücadelesinde hiç kimse “milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımızın olduğu bu günlerde,” ifadesini hiç kullanmadı. O yüzden belki onlarca vakfın hiç biri hatta Kızılay bile bu topa girmedi. Yetkililer unutmuştur belki. O zaman ben söylüyorum. Dünya artık çok küçük… Sınırlar ülkeleri virüslerden koruyamıyor. Dünyayı ve insanlığı sadece sevgi kurtarabilir. Ancak birlikte mücadele edersek ayakta ve hayatta kalabiliriz. Virüs insan seçmiyor. Herkese eşit davranıyor. Hatta yalıtılmış coğrafyalarda kendi kendine yetebilen yoksul küçük topluluklara torpil yapıyor.

Mart 2020 – İzmir
Seyfullah

Facebook Yorumları