Şehrin Mutsuz İnsanları…

0
1692

Garip bir kışın ortasındayım. Ne Sibirya’dayım ne de kuzeylerde dağlarda bir yerde. Her yerinde deniz olan İstanbul’un içindeyim. Hava çok soğuk.  Ömrümün her kışını severken ilk defa bu kıştan nefret ettim. Bitmesini istiyorum. Havanın ısınmasını, kemiklerime işleyen soğuğun güneşin ısısıyla yok olmasını. Sıcak olsun, kat kat giydiğimiz elbiselerimizi çıkaralım. Derimiz güneş görsün. Soğuktan çatlayan dudaklarımız gülümsesin. Doğru ya, böyle soğuk havalarda gülmek ne mümkün? İnsanlara bakıyorum, hep mutsuzlar, somurtkan ve neşesiz. Üşüyen insanların içleri donmuş ve sanki kalpleri de… Son zamanlarda incelediğim insan yüzleri böyle, donuk gözler, tek çizgi dudaklar, ifadesiz yüzler… Benim halim de farklı değil. Ruhum bir yerlerde kayıp, üşümekten titreyen ellerim işlevsiz, aklım donuk gözlerimle anlaşmış, tatsız bir zamanın içindeyim. Hiç tadım yok, keyfim yok. Düşünüyorum, her sabah uyandığımız yeni bir günün başlangıcında bile bizi mutsuz eden sadece soğuk kış mevsimi mi? Tabii ki değil.

Geçmişimizin bize verdiği sorumluluk ve iyilik duygularını artık günlük hayatımızda kullanamadığımız için mutsuzuz. Yalan bir hayatın içinde yaşam mücadelesi verirken zorlanıyoruz. Bu yalan dünya ise sosyal ve ekonomik durumumuz, sosyal ve ekonomik çevremiz. Kendi iç dünyanı, kendi ekonomik durumunu bildiğin halde insanlara kendini başka göstermek bunlardan biri mesela. Özenti bir gençliğin çoğaldığı bir zamanda, anne babaların tüketim çılgınlığında bunları görememesi  ne acı? Bir gencin her şeyi elde etmek istemesi ise çocukluğunda daha yeni konuşamaya başladığında her istediğini elde etmesinden kaynaklı. Ben gençliğimi hatırlıyorum, makyaj malzemesinin ne olduğunu, nasıl kullanıldığını bilmezdik. Şimdi genç kızlarımız bu mağazaların içinde ellerine verilen kredi kartlarıyla alışveriş yapıyor. Okul öncesi çocuklarda ise makyaj malzemesi oyuncaklar mevcut. Her istediğini elde eden genç bir nesil yetişiyor, biz aileler çocuklarımız mahrum kalmasın, aman arkadaşında var o da üzülmesin diye her istediklerini yapmaya çalışıyoruz. Peki buna gücümüz yetiyor mu? Yetse de yetmese de yapıyoruz. Kredi kartları sağolsun. Biriken tüketimlerimizin sonuçlarını pek düşünmüyoruz. Harcıyoruz, istiyoruz, alıyoruz, tüketiyoruz, tükenmeden yenisini alıyoruz, eskimeden değiştiriyoruz, ihtiyacımız olmadığı halde beğendiklerimizi alıyoruz. Aslında biz de artık her istediğimizi yapıyoruz. Mutlu muyuz? Yalandan bir mutluluk olduğunu söylersem kim inkar edecek? Elimizde son model telefonlar, bir sürü programları yükleyip resimlerimizi garip şekillere sokuyoruz. Bana eski kafalı diyebilirsiniz, ama öyleyim. Bir kafeteryaya gidin, etrafınızdaki insanlara bakın, karşılıklı oturdukları halde ellerinde telefon, konuşmuyorlar bile. Oysa eskiden ne çok sohbet ederdik arkadaşlarımızla buluştuğumuzda, anlatacak ne çok şeyimiz varmış? Anlatırdık, içimizi dökerdik, derdimizi açardık ve rahatlardık. Psikolojik tedavimizi sosyal ortamda giderirmişiz bir bakıma. Ya şimdi? İnsanlar sanal dünyanın içinde, yalandan mutlu emojın resimleri, hazır kalıp cümleler, tebrik resimleri, hareketli kutlama mesajları, düğün davetiyeleri bile resim çekilip gönderiliyor artık. İletişim yok edildi. Tüketici insanoğlu tarafından. Duygularını sanal dünyanın içinden ileten insanlar olduk. Makineleşmiş bir toplum da diyorum. Telefon etmeye ya da ziyaret etmeye üşeniyoruz. Vaktimiz yok. Fakat telefonda facebook veya instegram sayfalarında saatlerce vakit harcayabiliyoruz.

Yaşam her gün bizden akıp giderken kendimize, ailemize, çocuklarımıza, arkadaşlarımıza ne kadar vakit ayırabiliyoruz? Etrafımıza ne kadar dikkat ediyoruz? Baktığımızda görüyor muyuz? Dinliyor muyuz? İletişimsizliğimiz bizi yok ediyor. Çalışan annelerin akşam vakti ev işleriyle uğraşmalarından çocuklarını duymamalarına, babaların yorgunluk bahaneleriyle ellerinde tv kumandaları ile çocuklarını ve eşlerini görmemelerine, kardeşlerin ve akrabaların birbirlerini kıskanıp varlık savaşlarına girmelerine, çocukların ağlayarak her istediklerini elde etmelerine, sorumsuz gençliğin ailelerine saygısız davranışlarına, insanların saatlerce sanal dünyada vakit harcamalarına, avm lerde kadınların hesapsızca alışveriş yapmasına, tüketici toplum olmaya çok kızıyorum.

Sanal dünyanın kendisine sinsice köle yaptığı insanların neden mutsuz olduğunu ben görebiliyorum. İletişimsizlik. İnsanlar artık dertlerini anlatamıyor, yapmacık resimlerle kamufle ettiği iç dünyasını boşaltamadığından mutsuzluğunu alışverişe ve asosyalliğe veriyor. İlişkiler zedeleniyor, boşanmalar artıyor, birbirini anlama güçleştiğinden sabır yok oluyor. İşte böylece her sabah mutsuz yüzlerle yeni güne başlıyorlar. Gerçek dünyayı, hayatın anlamını bilmeyen insanlara dönüşüyoruz. Bunları neden anlatıyorum? Mutsuz insanları görmeye artık tahammül edemiyorum. Şöyle bir başlarını kaldırsalar, gökyüzüne baksalar, belki güneş açacak? Şu kış gününde mutsuzluğun kol gezdiği şehrimizin gökyüzü, bundan etkileniyor, hava da mutsuz insanlar da mutsuz. Dedim ya bu kış geçmiyor nedense? Çok soğuk ve çok mutsuz…  Bir bahar gelse de rahatlasak, ısınsak… Biraz da mutlu olsak?

Nevriye Gürel

Facebook Yorumları