MARTIN SONU BAHAR

0
2342

Mart sonunda yerel yöneticileri seçeceğimiz bir seçime gidiyoruz, ve yakın tarihimizin tüm seçimleri öncesinde olduğu gibi, yine seçmen davranışlarını yönlendirmek, kafaları bulandırarak insanların  sağlıklı düşünmelerini engellemek, hatta mümkünse onları düşmanca karşı karşıya getirmek ve böylelikle çıkarcı yönetimleri sürdürmek adına bin türlü anlamsız tartışma sahneye konuyor.

Oysa adı üzerinde, bir  “yerel seçim” bu; yani sadece yerel yaşam kalitesine, birlikte yaşama kültürüne, yerel katma değer üretimine ve bölgesel zenginliğin eşit paylaşımına dair; dolayısıyla belli bir bölgedeki yönetimin ne denli akılcı, yaratıcı, dürüst, bölge halkı katılımına açık ve onların yararını gözeten bir yönetim olduğuyla ilintili. Üzerimize giydirilmek istenilen ve bizleri karşı karşıya getirmek için kullanılan kimlik siyaseti ise bu yalın gerçeği perdelemek ve bölgesel zenginliği küçük bir azınlığa aktaracak yönetimleri seçtirmek için kullanılan, ve artık hepimize tanıdık gelen bir sömürü taktiği.

Lakin her eşitsiz yönetim modeli gibi bu sömürü modelinin de kullanım süresi yakında dolacak kuşkusuz, zira  Türkiye’nin ve sömürü düzeninin uygulandığı diğer birçok ülkenin benzer siyasi ve ekonomik eşitsizlikleri /çözümsüzlükleri yaşadığı bir dönemde, gerek Anadolu coğrafyasında, gerekse Avrupa ve Amerika kıtası ülkelerinde yeni yerel ve ulusal siyaset biçimleri ortaya çıkıyor. Aslında Anadolu’nun hiç te yabancısı olmadığı, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarının ilerici yöneticilerinin Köy Enstitüleri, Halkevleri, Millet Mektepleri gibi en özgün örneklerini geliştirdiği ve başarıyla uyguladığı yerel kalkınma / aydınlanma modelleri bunlar.

Günümüzde de doğayı ve canlı yaşamı koruyan, sürdürülebilir ve eşitlikçi bir dünya için çalışan, yönetime halkı dahil eden, bir bölgenin geleceğini o bölgede yaşayan halkla birlikte ve aklın/bilimin yol göstericiliğinde tasarlamayı vaat eden yerel gelişim modelleri öne çıkıyor. Yerelden başlayarak ulusal politikaları da dönüştürmeyi amaçlayan, devlet gücünü çıkar gruplarından yana değil, halka ve toprağına kol kanat germek için kullanmayı seçen bir yönetim anlayışı. Bugün Anadolu’nun her köşesinde toprağını, emeğini, tarihini, kültürünü  korumak için büyük bir mücadele veren köylünün/kentlinin hasretle beklediği bir anlayış bu.

Türkiye Mart 2019 yerel seçimlerine giderken, 2 dönemdir İzmir’in Seferihisar ilçesinde bu çağdaş yerel yönetim anlayışını ve düşünsel devrimi başarıyla uygulayan ve Anadolu’nun birçok belediyesine örnek olmuş ilçe belediye başkanlarından biri olan Tunç Soyer’in bu seçimde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday gösterilmesi de sadece ülkenin en ilerici kenti İzmir için değil, tüm ülke yönetiminin yerelden başlayarak dönüşümü için yüreklerimizdeki umudu coşturan bir gelişme. Biliyoruz ki bu dönüşüm ancak dürüst, şeffaf, yaratıcı, ülkesini seven ve insani gelişmeyi amaç edinen yöneticilerle mümkün; bunu hem Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında hem de son yıllarda İzmir Seferihisar, Tunceli Ovacık gibi örneklerde gördük. Umudumuz bu iyi yönetim örneklerinin çoğalması ve tüm ülkeye yayılması. CHP’nin güzel sloganında ifade edildiği gibi Mart’ın sonunun bahar  olması, neredeyse bir asır sonra sadece İzmir’in değil, ülkenin tüm dağlarının çiçek açması…

Zübeyde Gülboy

Facebook Yorumları