ORGANİK KÖY KIZI

0
3434

Annem her gün telefonla konuşmayı ister. Konuşacak konu da yok. İlla sesimi duymalıymış. Konuştuğu zaman benim ne halde olduğumu anlayabilirmiş. Benim ondan neyim eksik. Neden ben annemle konuşunca onun sesinin tınısından ne halde olduğunu hiç anlayamıyorum? Her gün türlü türlü bahaneler uyduruyorum. En sonunda haftada birkaç kez telefonla görüşmeye razı oldu. Akıllı telefon kullanabilse kesin beni sosyal medyadan takip eder. Hatta beğendim diye tıklar, yorum bile yazar. Utanmasam kadının okuryazarlığı yok diye sevineceğim. Dün akşamki konuşmamızda eteğindeki tüm taşları döktü. Bana cevap verme, aç kulağını da dinle dedi. 
Sana köyden birini bulduk. Pek münasip, pek hamarat, pek de güzel… Pişirdiği yenir, söylediği dinlenir. Tam ailemize göre biri, ocağımıza yakışır… Şehir kızları gelmez bize. Bakma sen onların alımını, çalımına. Plastik meyvelere benzer onlar. İçi boş, dışı gösterişli… Sıkıntıya da gelemezler. Azıcık başın dara düşse bir başına koyup kaçıverirler. Gelenek, görenek bilmezler. Bir okuma sevdası tutturmuşlar. Okumakla insan olunmuyor. İnsan sabırla pişer, cömertlikle yücelir, merhametle olgunlaşır. Okumak cehaleti alır ama eşeklik baki kalır. Önce insanın soyu güzel olmalı. Bir köke tutunmalı, bir ocakta tütmeli. Apartmanlar insanda ne soy bırakır, ne de ocak. Sen kanma sakın onlara. Ömrüm azaldı artık. Zamanını geçirmeden senin de mürüvvetini göreyim. Ölürsem açık gitmesin gözlerim.

Bana sen ne istiyorsun diyen mi var? Hadi sordular diyelim. Söylediğimi kim dinler. Bir şey bilinecekse en iyisini annem bilir. Yaşımızı, başımızı da almışız. Sıra ev, ocak kurmaya gelmiş. Kızlar konusunda kafa yormaya da gerek yok. Her şeyden önce sözün en büyüğü söylendi. Ortaya kondu. Ailemize uygun olacak.” Kimse bir şey demiyor ama adım gibi biliyorum. Çoktan her şey ölçülüp biçilmiş, düşünülüp taşınılmıştır. Sadece düğün parası denk değildir. 
Telefonda bir şey diyemedim. Ağzımı açmama izin vermedi. Nasıl doldurduysa içini, nefes bile almadan sular seller gibi boşalttı. Hık, mık edeyim istedim. Ağzımı açmama bile izin vermedi. Bakarız anne, düşünürüz anne, gelince konuşuruz anne diyecektim. Dedirtmedi. Aklımın içine, yaşamımın içine kocaman bir bomba atıp gitti annem. Ben ne olup bittiğini anlamaya çalıştıkça, anemin sözleri aklımın içinde dönüp durdukça bombanın etkileri her geçen saat daha da yıkıcı oldu. Bütün huzurum kaçtı. Uykum zaten bahane arıyordu. Tam da aradığını buldu.

İlk kez o akşam düşündüm. Tanımadığım, beni hiç bilmeyen hatta görmemiş biri ile bu işler nasıl olur? Eskiden fotoğrafını gösterirlerdi. Bu genelde siyah beyaz ve biraz rötuşlanmış vesikalık bir fotoğraf olurdu. Gömlek ütülü, saçlar taranmış… Fotoğrafçıya gitmeden evvel mutlaka berbere gidilmiştir. Memur içinse fotoğrafçı size hazır bağlanmış bir kravat uzatırdı. Ceket verirdi. Gömleğine ister uysun, ister uymasın… Geçelim şimdi eski fotoğrafları, eski fotoğrafçıları… Annemin bana bulduğu kız beni niye sevsin. Ya da ben onu neden seveyim.

Anneme göre bunun için birlerce neden var. O kız kesin çok marifetli ve hamarattır İnek sağar, ekmek pişirir, türlü türlü börekler açar, tarlada çalışır, çamaşırı yıkar, hayvanlara bakar. Tutumludur, yediği ekmeğin değerini bilir, bir saatte misafirin önüne beş çeşit yemek koyar. Hem de şehirli kızlar gibi bakkaldan, marketten aldıklarıyla değil. Kendi ambarından çıkardıklarıyla, bahçesinden topladıklarıyla… Kocasına laf yetiştirmez, her şeyi itiraz etmez, itaatkârdır. Sadıktır, gelin olarak girdiği evden ancak cenazesi çıkar. Geçim ehlidir, iyi huyludur, uysaldır.

Şaka gibi bir şey, (spesial) özel köy kızı tam paketi. Bunun farklı donanımda olanları da vardır kesin. Börek açamayan ve tarla işlerine uygun olmayanı örneğin… Az güzel olup çok becerikli olanı da… Annem kır yıl öncesinin ölçüleriyle yıktı perdeyi eyledi viran. Bu taşı kuyudan çıkarmak için kırk deli gelse kar etmez. Zaten akıllıların da üstesinden gelebileceği bir dert hiç değil.

Hadi bana hiç kimse acımıyor elin kızına yazık değil mi? Babaannem zamanında yoksulluk varmış. Açlık varmış. İnsanlar çıplak bedenlerini kapatacak çul bulamazmış. Ama bu hikayeler seksen yıl öncesinden kalmadır. Annemin bulduğu o güzel köylü kızı benimle niye evlenmeyi istesin. Eskiden olsa aç açıktı, sığınacak bir kapı lazımdı, yetimdi, öksüzdü, sadece karnı ekmek görse yeter falan diyecektik. Ama zaman değişti. Şimdi artık televizyonlar var. Diziler ve o dizilerde sevgililer… Sevgililer arasındaki rekabetler, süprizler, çılgınlık yapma modası ve daha benim bilmediğim tonla şey… Şimdi bütün kızlar saray kadar güzel bir mekânda yapılacak bir düğünle evlenmeyi istiyor. Kına gecesinde üç, düğün gecesinde gelinlikle birlikte en az iki farklı kıyafet giyip çıkarmayı. Meşaleler altından geçmeyi, beş katlı pastayı kesmeyi de… Takılar lütfen masalara dağıtılan zarflara konulsun. Gelinle damadı herkesin ortasında üç saat ağaç etmenin ne gereği var? Bazen sadece bu düğünlerin planlanması aylar alıyor. Hatta kendinizi gereksiz yere telef etmeye de gerek yok. Bir organizasyon şirketine veriyorsunuz. Onlar sizin için koşturuyor. Elbette parası mukabilinde… Artık iki gönül bir olunca samanlıklar seyran olmuyor. Hamam yakışan çıplaklardan da eser kalmadı.

Annem söylemedi ama bir klişe daha vardır. Köy kızları mahcup olduğu kadar masumdurlar. Utangaç oldukları kadar bakiredirler. Onlar gizli yerlerde açan nadide çiçekler gibidirler. Eşsiz ve el değmemiş, hiç koklanmamış. Bak neredeyse unutacaktım. Üstelik doğurgandırlar. Topaç gibi al yanaklı bebeleri olur. Ne kadar çok istersen… Dört, beş altı hatta… Onlar şehir kızları gibi çıtkırıldım değildir. Şehir kızlar bağlasan evde durmazlar. Bir akşam sinemaya, öteki akşam tiyatroya, başka bir akşam arkadaşlarla gezmeye, tozmaya… Bir başlarına tatile giderler. Erkeklerle konuşurlar, hatta dolaşırlar. Başka ne halt ettiklerini kim bilebilir? Köy kızları ama öylemi ya?

Ben hala aynı yerdeyim. Genç bir kız hiç tanımadığı bir adamı niye sevsin? Annesini, babasını geçinilir bulduğu için, köydeki evlerinin düzenini beğendiği için ya da birkaç dönüm bağı var diye bu mümkün olabilir mi? Köyden kurtulup şehirde yaşamak mı isterler acaba? Belki de ben abartıyorum. Hepsi annemin hayal gücünden ibaret belki de… Akıl var mantık var. Yoktur, yoktur gerçek olamaz böyle bir şey. 

Mayıs 2019 -İzmir
Seyfullah

Facebook Yorumları