ŞALVAR

0
692

O sabah yatağın tersinden mi kalkmıştım? Hiç keyfim yoktu. Hastayım desem değil, iyiyim desem yersiz. Tanımlayamadığım, anlayamadığım, anlatamadığım bir tuhaflık. Hop oturup hop kalkıyordum. Hiçbir yerde duramıyordum. Kahvaltımı bile ucundan kıyısından sanki acelem varmış gibi yaptım. Karım bir şeyler söylüyordu. Çocuklar bir şeyler istiyordu. Onlara cevap veriyordum ama aklım başka bir yerdeydi. İnsanın bazen böyle tatsız tuzsuz olduğu günler vardır. Çarşıya varınca önce bankamatiğe gittim. Arızalıymış, Buna da canım sıkıldı. Ekranında “Şu anda para çekme işlemleri yapamıyoruz, özür dileriz ” yazıyordu. Onca yolu yürüyüp bu yazıyla karşılaşınca insanın içinden inanmak gelmiyor. Olamaz, şimdi düzelir falan diye düşündüm. Yazıyı yüz kere okudum. Gözümü kapattım içimden elliye kadar sayıp yine okudum. Değişmedi. Hecelerine ayırarak okudum. Nefes almadan okudum. Üzerimde iyi kötü biraz param da var ama bankamatiğin önünde çakılıp kaldım. Gitmek istemiyorum. Sanki ben gider gitmez düzelecek ve benim sıramı kapacaklar. Oysa sokakta in cin top oynuyor. Bu gün bende acayip bir haller var ama hadi hayırlısı bakalım.

Bizim buralar yaşanacak yerlerdir. Komşularımız da iyi huyludur, geçimlidir. Kavga gürültü sokağımıza hiç uğramaz. Azıcık sesimizi yükseltsek ayıp sayılır. Kapımız penceremiz her daim açıktır. Tek tük hırsızlık olduğu görülmüştür. Çoğu akraba, hısım ve aile içinde olur, bir zaman sonra da anlaşılırdı. Sokak kapımızı kitlerdik ama avluya girdikten sonrasına pek kulak asmazdık. Elbette kapımızın kilitti de var anahtarı da. Kapı üzerinde öylece durur çevirmeye bile üşenirdik. Neyse lafı lastik gibi çok fazla sündürmeden konuya gireyim. Ben çarşıya itmiştim, hanım ve çocuklar da bağa gidip yaprak toplayacaklardı.

Fırına, bakkala uğradım. Evin eksiği hiç bitmezmiş. Bu günlük olanları tamamladım. Azıcık da kahveye uğrayıp çene çaldım. Oyun kuralım falan dediler. Genelde onları kırmazdım ama nedense canım çekmedi. Saat on gibi falan eve geldim. Bahçe kapısından geçip avluya baktım. Fesleğenler azıcık pörsümüş, kendilerini salar gibi olmuşlar. Onlara su verdim. Gülleri ve hanımelini kokladım. Elimdekileri mutfağa bırakıp yeniden bahçeye çıkmaya istiyordum. Çünkü ben ne zaman bahçede bir şey yapmaya kalksam gözüme başka bir şey takılır, oradan oraya, şuna buna derken zamanın nasıl geçtiğini unuturdum. Ekmek kurur, aldıklarım ziyan olurdu.

Kapıyı açtım içeri girdim. Evde bir hal var. İçimde garip bir his… Ama ne? Bir ayak sesi oldu sanki. Salonun kapısının önünden öteki odaya biri geçti. Hayda, evde biri var. Ama bizimkilerden biri değil. Hem korktum, hem dondum kaldım. Ben şimdi ne yapacağım? O da ben gördü. Otuzlu yaşlarda bir kadın… Esmer, tostoparlak. Başında kirli bir çember, ağı yerlerde bir şalvar, çiçekli bir buluz giymiş. Kocaman kara gözler, kaşı gözü, her şeyi yerli yerinde. Tam bir esmer güzeli… Beni görünce o da dondu kaldı. Ama benim gibi acemi değildi. Soğukkanlı ve deneyimli… Evde bulunmasında bir acayiplik yokmuş gibi bakıyor. Neredeyse yanlış eve geldiğim hissine kapılacağım. Yanımdan geçip kapıya doğru gitmek istedi. Kapıya sırtımı dayadım ve kilitleyiverdim. Ama korkudan elim ayağım titriyor. Bu kadın boş değildir. Bıçağı vardır, biber gazı, tabancası belki… Şalvarın ağı yerlerde sürünüyor. Bir acayip, alışılmadık bir şeyler var. Etrafa bakındım. Ne bulursa şalvarına atmış meğer. Çekmeceler karıştırılmış, çek yat açılmış, etrafta ne varsa elden geçirilmiş. Dolaplarda bir şeyler eksik ama ne olduklarını heyecandan hatırlayamıyorum.

Kapıdan kaçamayınca pencereyi açıp sokağa bağırdı.
– İmdat, ırzıma geçiyorlar. Namusum elden gidiyor. Yetişin…
Ne alakası var şimdi. Aklıma karpuz kabuğu düşürdü salak.
– Şalvarında ne varsa çıkar, şuraya koy, dedim. Masayı gösterdim. Hiç niyeti yok.
O hala bir fırsat kolluyor. Şaşkınlığımdan yararlanıp kaçacak. Pencereler demirli olmasa uçup giderdi zaten. Kaçamıyor, bağırıp duruyor. Hırsız bizi kendi evimizde faka bastıracak. Vay uyanık vay… Ben de bağırmaya başladım.
-Komşular yetişin, hırsız var.

Hırsız kadın ilk kez afalladı. Yüzüme merhamet bekleyen gözlerle bakmaya başladı. Ama şalvarındakileri çıkarmaya da hala yanaşmıyor. O bağırıyor ben bağırıyorum. Derken komşular birer ikişer avluya doluştular. Kapıyı açıp onları içeri çağırdım. Kadın koşup can havliyle kendini kapıdan içeri girenlerin kucağına attı. Ağlıyor ve titriyordu.
– Numara yapıyor, sakın fırsat vermeyin, kacak, dedim. Kadınlar bunun koluna yapıştılar.
– Bu adam benim namusuma göz dikti, dedi. Komşular bakışlarını bana çevirdiler.
– Kimsenin namusuna göz diktiğim yok. Eve geldim içerde bunu buldum. Hırsız bu
kadın. Ne bulduysa şalvarına doldurmuş.

– Yalan, hepsi yalan. Evde eski bakırlar var. Gel sana vereyim, dedi. Beni kandırıp içeri soktu. Sonra da bana tecavüz etmeye kalktı.
Komşular şaşkın şaşkın bana bakıyorlar. Kadına bak sen hep suçlu hem güçlü. Üstelik dersine de iyi çalışmış. Biraz daha konuşsa herkes ona inanacak. Ben suçlu çıkacağım. Öfkeden deli oldum.
-Yalan söylüyor. Şalvarına bakın. Ben geldiğimde evdeydi. Nasıl içeri girmişse artık… Kadının şalvarına elimi uzattım. O anda aklım başıma geldi. Sen kim oluyorsun da kadının şalvarına elini uzatıyorsun? Hemen geri çekildim.

– Erkekler dışarı çıksın dedi, komşulardan biri. Bu kadını arayalım.
Aradan beş on dakika geçtikten sonra bahçedekileri eve çağırdılar. Şalvar da ne şalvarmış mübarek. Eşimin dantelleri, masa saati, kol saati, yüzük, küpe kolye, gümüş bir şekerlik daha bir sürü ıvır zıvır. Hırsız kadın hala ağlayıp bizi kendine acındırmaya çalışıyordu. Jandarmaya haber verilim, dediler.

– Mahkeme, jandarma, ifade git gel kim uğraşacak. Bırakalım gitsin, dedim. Nasılsa
başka bir yerde belasını bulur.

Çocuk gibi sevindi. Ağlaması inlemesi bıçak gibi kesildi. “ Ben bir hata ettim. Büyüklük sizde kalsın diye yalvarıp duruyordu. Sokak kapısından koşarak çıkıp gitti. Akıl değiştirir bunlar diye korkmuştur belki. Hırsızdı mırsızdı ama güzel kadındı. Yok, tövbeler olsun. Aklımın ucundan bile geçirmedim. Sizin içiniz fesat…

Haziran 2017 – Bursa
Seyfullah