Sansür soslu bayram

0
2151

Sputnik Rusya Federasyonu’nun resmi haber ajansı. Merkezi Moskova’da. Radyo Sputnik (RS FM) de o ajansın, aralarında Türkçe de olmak üzere 30’dan fazla dilde yayın yapan bir radyosu.

Geçen hafta Yavuz Oğhan, İsmail Saymaz ve Akif Beki, kendi Youtube kanallarında azledilen Başbakan Ahmet Davutoğlu ile program yaptıkları için Radyo Sputnik’teki programları yayından kaldırıldı.

Eee, kolay değil! Şimdilerde aramızdan su sızmaz kanka olduğumuz Rusya, daha dün “Hadi gel!” dediklerinde koltuklara hoplayan, “ Yürü git!” dediklerinde de ardına bakmadan giden birilerinin iktidar için sorun çıkarmasını niye istesin?

Kim bilir, birileri “Yılanın başını küçükken ezmeli!” sözünü, birilerinin kulağına fısıldamış olamaz mı?

Gel de şimdi “Alo Fatih!” i anımsama!

Davutoğlu, olay üzerine her susturulan gibi “Kendileri sadece gazetecilik yaptılar. Bu kararın hiç bir izahı yok. Her kapıyı kapatsalar da biz yeni kapı açacak, susmayacağız.” demiş.

Haklıdır. Davası olan bir yol arayacak ve bulacaktır. Ama bu sözleri daha dün gazetecileri susturanlardan biri söylüyorsa o zaman “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste” deyip geçemeyiz.

Özgür basın, en çok diktatörlere gereklidir. Malum a, “Keser döner sap döner.” sözü pek de geçerli bir atasözüdür.

“Sansür” sözcüğü, bana nedense başta Davutoğlu olmak üzere bir kesimin göklere çıkardığı Padişah II. Abdülhamit’i anımsatır.Çünkü “sansür” uygulamalarının, özellikle onun döneminde, akıl almaz boyutlara ulaştığını her gazeteci ve yazar bilir. Öyle ki, o dönemde yalnız gazete, dergi ve kitaplara değil tramvay biletlerine, ilanlara, konyak şişesi etiketlerine bile sansür uygulanmıştı.

Halit Ziya Uşaklıgil, Kırk Yıl adlı kitabında; “Hürriyet, vatan, millet, zulüm, adalet” gibi elli, yüz sözcük ile başlayan yasak sözcüklerin gün geçtikçe toplamı kabaran yeni kovulmuş eşlerini öğrenmeli ve bunları her zaman hatırda tutarak, kalemin ucuna geldikçe pis bir böcek gibi fırlatıp atmalıydınız” der.

Garip ama gerecektir. Şu bildiğimiz “tahtakurusu”sözcüğü eski yazıda, “tahtı kurusun” biçiminde okunabileceği için sansürce yasaklanmıştı.Burun ( Abdülhamit’in burnu büyüktür.), yıldız (Abdülhamit Yıldız Sarayında otururdu.) gibi sözcükler bile sansürcülerin merceği altındaydı.

Eh bu sansürden en ağır yarayı alanlardan biri de Teodor Kasap’tı. O, bu karikatür yüzünden Kanun-u Esasi’yi aşağıladığı gerekçesiyle açtırdığı dava sonucu Hayal’i yayımlayan Teodor Kasap’ı, üç yıl hapse mahkûm ettirmişti.

Peki, bize sansürün bu acılarını yaşatan II. Abdülhamit’in hayranı Davutoğlu daha dün, sansürün hangi yakasındaydı?

Bay Davutoğlu, gazeteciler Mustafa Balbay, Nedim Şener, Ahmet Şık, Barış Terkoğlu, Müyesser Yıldız… Ergenekon kumpası yüzünden susturulurken bu ülkenin dışişleri bakanıydı.

Bay Davutoğlu, Reisi Erdoğan 15 Aralık 2014’te Doğan Medya’yıhedef alarak “Bitaraf olan bertaraf olur. Onun için tarafınızı çok iyi belirlemeniz lazım.” sözlerini söylerken, bu ülkenin başbakanıydı.

Yine MİT TIR’ları olayı nedeniyle Erdem Gül, Can Dündar tutuklanırken “27 Kasım 2015” Davutoğlu, bu ülkenin başbakanıydı.

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün her yıl yayımladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, 180 ülke arasındaki 157.’liğini bu yıl da korumuş.

Şaşırtıcı mı, acıtıcı mı?

Oysa bu ülkede gazeteler, 2. Meşrutiyet’in ilanıyla (24 Temmuz 1908) Abdülhamit’in sansürcülerinin denetiminden geçmeden yayımlanmış; 1946’da da bugün, “Gazeteciler ve Basın Bayramı” olarak kabul edilmişti.

Eminim ki yarın, “30 Ağustos’u, isteyen Orman Bayramı gibi bir gün olarak kutlasın” diyebilecek kadar milli ruhunu yitirmişler takımı, basın özgürlüğü üzerine şatafatlı nutuklar atarken, bizler de sansür soslu Basın Bayramlarımızdan birini daha kutlayacağız.

Hamdi Topçuoğlu

Facebook Yorumları