SATRANÇ MI, TAVLA MI

0
2606

Hint İmparatoru, Pers İmparatoru’na bir armağan yollamış. Armağanına bir de not iliştirmiş.

“Size bir oyun gönderiyorum. Kim daha çok düşünür, daha iyi bilir, daha ileriyi görürse, o kazanır. İşte yaşam budur.

” Pers İmparatorunun Büzur Mehir adında bir bilge veziri varmış. İmparator veziri çağırmış ve ona bu oyunu çözmesini söylemiş. Vezir günlerce uğraşmış. Sonunda oyunu çözüp imparatora sunmuş. Bu oyun satrançmış.

İmparator, bu kez kendisine Hint İmparatoru için bir oyun hazırlamasını emretmiş. Büzur Mehir, günlerce çalışmış ve oyununu icat edip imparatoruna sunmuş. İmparator oyunu pek beğenmiş. O da armağana bir not iliştirmiş:

“Kim daha çok düşünür, kim daha iyi bilir, kim daha ileriyi görürse o kazanır; ama illa ki şans gerekir: İşte yaşam budur.”

İnsanlar, kendi yaşamları için tavla oyuncusu ya da satranç oyuncusu olmayı seçebilir. Ancak liderlerin tavla oyuncusu olmak lüksleri yoktur. Onlar çok iyi satranç ustası olmak zorundadırlar.

***

İç siyasette sıkça işleyen “Dün dündür.” kuralı dış siyasette kolay kolay işlemez. Siyasetçi, o arenada her sözcüğü, “kırk düşünüp bir söylemek” zorundadır. Bu açıdan devlet yöneticilerinin Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig’deki;

Bilmeli sözünün dışı içini
Ki onunla dizer, yapar işini.
Elçinin işi hep sözle olur
Sözü iyi olsa isteğin bulur.

dizelerini asla unutmamaları gerekir. 2 Ocak’ta meclisten, Libya iç savaşında elinde bir avuç toprak kalan Sarraj’ a destek için acele posta asker gönderme tezkeresi çıkartıyorsunuz. 5 Ocak’ta “Meşru hükumet ile darbeci arasında arabulucu olunur mu?” diyor; üç gün sonra da Libya’da arabulucu olduğunuzu ilan ediyorsunuz.

Eğer iktidara geldiğiniz gün, iyi yetişmiş diplomatlarınızı “monşerler” diye aşağılayıp dünya merkezlerine bakaracıları – makaracıları, Amerikan muhiplerini atamışsanız; yasamayı, yargıyı, yürütmeyi tek elde toplayıp medyayı da şakşakçınız yapmışsanız; bırakın satranç ustası olmayı, böyle batonları kırık slalomcu oluveriyorsunuz.

***

Ve sonunda İran, Ukrayna yolcu uçağını vurduğunu açıklamak zorunda kaldı.

Maalesef, bir “insani hata”ymış…

Öyleyse İran Cumhurbaşkanı Ruhani o sabah neden “ABD’nin Irak’taki el Esed ve Erbil üslerini balislik füzelerle vurduk. 80 ABD askeri öldü.” dedi.

Desenize koskoca İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı üstelik dini bütün molla da yatsıya kadar yanmayan mumlar yakıyormuş!

Aklımda şeytanca bir kuşku. Sakın o gece Amerikalılar, İran’ın füzelerini geri döndürüp İran semalarında uçan garibanların uçağını vurdurmuş olmasın?

176 aş iş derdinde, gelecek için güzel düşler kuran can.

Ruhani’nin adamları o gece insan öldürmüş. 80 değil; hem de 176 kişi; ama içlerinde tek Amerikalı yok.

Atlar tepişir; olan eşeklere olur demiş eskiler. Yanlış… Ortadoğu’da atlar, eşekleri tepiyor; ceremesini suçsuz günahsız insanlar çekiyor.

Libyalılar birbirini yiyor; aslanlar, sırtlanlar, akbabalar seyrediyor.

Mısır halkı, demokrasi düşmanlarının iktidar savaşlarıyla yorgun.

Irak, çoktan ABD’nin 51. eyaleti olmuş.

Suriye’yi cehennem kazanına atmışlar; zebaniler ateş ölçermekte.

Körfezde Araplar, efendileriyle hu çekerek kılıç dansı zikri yapmakla meşgul.

İşte bu ahval ve şerait içinde saray akıl hocaları da kâğıt üstünde “Asrika” diye bir İslam devleti kurup Mesih’i bekliyorlarmış.

Mesih mi gelir, Godod mu bilmem; ama Ortadoğu halklarının zardan medet uman tavlacılara değil; tez elden Büzur Mehir gibi oyun kurucu ve oyun çözücü satranç ustalarına ihtiyacı olduğu gerçektir.

Ne var ki o ustaları da çağımızda ancak, bu coğrafyanın hiç hazzetmediği akıl ve bilime yaslanan eğitimler ve gerçek demokrasiler çıkarabilmektedir.

Hamdi Topçuoğlu

Facebook Yorumları