SİSTEMİ SORGULAMAK

0
4514

Televizyon ne zaman hayatımıza girdi insanlar iletişimi unuttu. Sohbetlerin, kitap okumaların yerini dizi karakterlerinin hayatları aldı. İnsanlar o kadar bağlandı ki bunlara bütün olayları gerçek sandı. Oyuncularla sokakta karşılaştıkları zaman kızdılar, bağırdılar onların rol yaptıklarını unuttular.

Çocuklar Pokemon karakterleri biriktirmeye başladı. Çantalarından silgilerine kadar onların resimleri basıldı. Bu eşyalara sahip olmak için birbiriyle yarıştılar.
Kadınlar günlerini filmlere göre ayarladılar.

Öyle bir yapıştı ki bu medya illeti öğrenciler ders çalışmayı unuttu. Onun yerine yabancı şarkıları ezberlemeye başladı. Kendi kültürlerini öğrenmeden Noel’le başlayan filmlere daldı. Doğan her çocuk ailesini tanımadan film yıldızlarını tanımaya başladı. Reklamlardaki sloganları ezberleyip; “Sen hâlâ annenin margarini mi kullanıyorsun” diye birbiriyle dalga geçti. Afişlerde ne gördüyse aldırdı, aldıramadığı zaman gözyaşlarını kullandı.
Bez bebekler yerini, ağlayan bebeklere, robotlara, çarpışan arabalara bıraktı. Oyuncaklardaki masumiyet kapitalizmin gücüyle savaş oyunlarına döndü. Bombalı, silahlı oyunlar ‘Mavi Balina’yla ölüme koştu.

Ne yapacağını, ne istediğini bilmeyen çocuklar doğadan uzakta küçük odalarda sanal bir âlemde yaşamaya başladı. Bunu sokağın tehlikesi etkilediği kadar ailenin; “aman gözümün önünde olsun da ne yaparsa yapsın” lafları da etkiledi.

Sokaktan kaçan çocuklar küçük kutulara sığındı. Bunu fırsat bilen teknoloji sektörü onların beynini yıkadıkça yıkadı. Çizgi filmlere gizli mesajlar koydu. Okullu filmlerde öğrencilik hariç her şey anlatıldı. ‘Pis Yedili’ filmindeki karakterler ders haricinde her şeyle meşguldü ve bu insanlara normal geliyordu.

Medya gücünü kullanarak kötü bir şeyi iyi gibi gösteriyor iyi giden olayları da kötüleştire biliyordu.

Bağımlılık derecesine gelen oyunlarla, alışveriş, kumar, cinsellik aşılanmakta, telefon bağımlılığıyla bu iyice pekiştirilmekteydi. Çocuklar bağımlı olarak etrafındaki güzelliklerin farkına varmadan yaşamaktaydı. Vapurda denize seyretmek varken elindeki tabletle oyun oynamaktaydı.

Bu bağımlılık daha bebekken başlamakta daha sonra etrafın da etkisiyle daha hızlı yayılmaktaydı. Kendini kontrol etme yetisini kaybeden çocuklar, oyuncakları alınmış bebekler gibi feryat ediyor, tekrar eline alınca da uysallaşıp koyun gibi oyunlarına devam ediyorlardı.

Aileler; “eline vermediğiniz zaman bir türlü yemek yemiyor” gibi savunmalarla bu davranışı normalleştirmekteydi. Bu tablet kavgalarında ses tonları yükselerek sevgi, saygı kalmamaktaydı.

Oysaki bunları eline verenler yine ebeveynlerdi.

Çağın vebası olarak nitelendirilen hastalık, düşünme gücünü almakta beraber, çocukları başkalarının yönetmesini sağlamaktaydı. Onlar farkında olmadığı gibi ebeveynler de kuşatıldığının farkına varmamaktaydı.

Bunun alkol ya da madde bağımlılığından farkı yoktu. Bağımlılıkla beraber birey kendini kaybediyor doğruyu yanlışı ayırt edemez hale geliyordu. Mavi Balina facia oyunundaki kurallara uyanların intihar etmesi gibi…

Bu haliyle iletişim aracı narkoz etkisi yaratmaktaydı. Sakinleştirdikten sonra uyuşmaya başlatıyor ve böyle yaşamaya devam ettiriyordu.

Bu anlamda sosyal paylaşım ağları başka bir tehlikeydi. İlk başta sadece paylaşım amacıyla kurulmuş sonra sizin bilgilerinizi, ailenizi, yerinizi, depo eden ve bunu kullanan ajanlar olmuştur. Koyduğu reklamlar sizi kontrol eden, ne alıp alamayacağınıza karan veren, ihtiyaç listenizi oluşturan zehirle dolmuştur. Whatsapp ve Messenger’ın kullanıcı sayısı iki milyarın üzerindedir ve Big data saklayan platformlardır. Bu da bilgilerinizin ne kadar zengin olduğunu gösterir. Bu zenginliğe ulaşmasının nedeni pazaryeri ve e-ticarete girmesidir. Kısaca bu sektörde ayakta kalabilmesinin tek sebebi vardır; ‘Para’dır. Sizin resimleriniz de paylaşımlarınız da onlar için sadece bir piyondur. Onların asıl amacı takipçi sayıyı ve reklamdır. Faceebook 2017 de 40 milyar doları sadece reklamlardan kazanmıştır. 2020 daki rakamları siz tahmin edin artık?

Bill Gates’in on dört yaşına kadar çocuklarına cep telefonu almadığını, yemek masasında asla telefon kullanmadıklarını biliyor musunuz?

“Çocuklarınız yeni İPad’e bayılıyor olmalı” sorusunu Steve Jobs; “Hâlâ kullanmadılar” diye cevaplamıştır. Acaba Jobs yokluktan mı alamamıştır yoksa çocukları sizinkilerden daha mı değerlidir?

Amerikan Pediatri Akademisi iki yaş altı çocukların pasif ve interaktif olmayan teknoloji kullanmasının yasaklanmasını önermiştir. İki yaş sonrası içinde günde iki saati geçmemesi gerektiğini vurgulamıştır.

Teknolojik çocukların dil gelişimi zayıf olur. Kendine yetme ve problem çözme becerileri zayıf olduğu için sosyal beceri de yoktur. Erken çocukluk dönemini teknolojiyle değil, doğada geçirmesi, sosyalleşmesi beyin gelişimi açısından çok önemlidir. 3D, elektronik alanlar, radyasyon ve piller zararlıdır.
Küçük yaşlar bilişsel, ruhsal, dilsel gelişim açısından da önemlidir. Bu dönemde kendi oyunlarıyla öz disiplinini sağlar, dikkatini toplar, fiziksel oyunlar oynarlar. Bu tür etkinliklerde bulunmayan çocuklar içe kapanık, göz sağlığı bozuk, bağımlı, dikkatsizlik, özgüvensiz bireyler olurlar. Uyku düzeni bozukluğu, davranış bozukluğu, odaklanma ve dikkat bozukluğu da diğer sorunlardandır.
Teknolojiyle obezite doğru orantılı olarak gelişmektedir.
Bu sebeplerden dolayı ebeveynlerin bu dönemde daha dikkatli olmaları gerekmektedir.
Bu dönemde oyun hamurları, kitaplar, bahçe işleri, sanat materyalleri, pazıllar, bilgisayar oyunlarından çok daha faydalıdır.

Ailenin çocuğunu tanıyıp yeteneklerine göre yönlendirmesi, sosyal kurslara göndermesi, hafta sonları beraber vakit geçirmesi, tiyatroya gitmesi, satranç oynaması da çok önemlidir.
Çocuklara aidiyet duygusunu kazandırarak değerli olduğunu hissettirmek geleceğine yatırım yapmaktır.

Ailece yapılacak etkinliklere bütün bireylerin katılmasını sağlayarak, toplu halde bir şeyler yapmanın (kitap okumak, spor yapmak, yürüyüşe çıkmak) mutluluğuna ulaşılmalıdır.
Bütün bunlar başarıyı güçlendirdiği gibi sürekli masa başında oturan çocukların fiziksel ve ruhsal olarak da başarılı olmalarını sağlar. Kasları güçlenen çocuklar gelecekte daha sağlıklı bireyler olarak yaşamlarını sürdürürler.

Spor yaparak beynimizi kullanmak çok önemlidir. Yaptıklarımızın bize verdiği zararı düşünebilmek, bilinçli muhakeme yapıp aklımızı kullanmak da çok önemlidir.
Malalesef piyasanın rekabetçi saldırganlığıyla insanlar düşünmeyi unutmaktadır. Reklamlar albeni baskısıyla doludur. Çarpışan arabalar, vahşi hayvanlar, kapitalizmin ısrarla girmeye çalıştığı ‘albeni’ sloganının unsurlarıdır. Televizyonda şiddet, taciz, tecavüz hepsi vardır.
Yüksek sesle konuşmalar, küfürler, gelin kaynana kavgaları… Her şey uluorta yaşanmaktadır. Sığınma evinden gelen kadınları ebeveynleriyle izleyen çocuklar… Aileler bunu izlemekten gayet mutlu. Baba; “kadın işini yapıyor” deyip gülüyor.

Bunu gören çocuklar da gayrimeşru ilişkileri, bağırmaları normal gibi karşılamaya başlıyor.
Zaten daha küçükken evlere silahlar asılır, duvarlar hayvan başlarıyla süslenirdi. Babalar av maceralarını övünerek anlatırdı. Yani vahşilik yıllar öncesinden geliyordu.

Kırsal kesimden göç eden halk, şehirleşmeye çabalarken kapitalizmin çarkı içinde ne olduğunu anlamadan kaybolup gitmişti. Kültür paradan sonra gelen unsur olmuştu.
Ticari kanallardan ne istediğimizi bilmez olduk. Albenili reklamlar çocukları şımarttıkça şımarttı. Ünlülerin yüzleri de bu alışveriş çılgınlığına dâhil oldu. İhtiyacın yenini israf aldı.
Medya starlarının sorununu herkes biliyor; reyting. Bir reyting uğruna insanların zamanını çaldıkça çaldılar…

Bu anlamda düşünmek çok önemli bir eylemdir. Sürekli dışarıdan gelen dalgaların beynimizi yönetmesini izin vermeden yaşamaya devam etmek için düşünme becerisine sahip olup, fiziksel yetkinliğe sahip meslekler seçmeliyiz. Unutmayalım ki beynimiz kullandıkça gelişir.

Bunu yapabilmek için de bütün hayata dur deyip, ben nereye gidiyorum, diye düşünmeliyiz. Bu anlamda ‘Siz ne biliyorsunuz ki?’ izlemesi gereken güzel filmlerden biridir.

Kendimizi sorgulamalıyız! Hayatın anlamını çözmeye çalışmalıyız! Kendimizi dönüştürmenin yollarını aramalıyız!

Hayat sadece oyun oynamak, televizyonda takılmak, dedikoduyla vakit kaybetmek midir?

Çağ ilerliyor, devran dönüyor derken biz nereye gidiyoruz? Tersine mi dönüyor dünya?

Neslihan Minel

Facebook Yorumları