SUSMAK TA YAZMANIN BİR PARÇASIDIR

0
1125

Havaların ısınmasıyla ve gelen Haziran mutlu etti uçan martıları. Onlar için üşümek yoktu artık, ellerinde oltalarıyla, balıkçıları da mutlu etmişti bu gelen yaz.

Galata Köprüsü’ndeki kalabalık bir taraftan ısınıyor, bir taraftan da kısmetini arıyordu. Bazı kovalar kıpır kıpır balıklarla dolmuş, bazılarıysa dolmayı bekliyordu. Ne bereketli bir şehirdi burası. Havası, suyu, her şeyiyle ayrı bir verimliydi.

Galata Köprüsü’nün birleşim yerinden geçen gemilerin fotoğraflarını çekiyorum. Denizi yararak geçen vapurlar, beyaz köpüklerini bırakarak kaçıyordu benden.

Çaycıların, mısırcıların, kestanecilerin sesi ayrı bir güzeldi. Bir de bozacılar vardı tabii. Özellikle de Cihangir’in dar sokaklarında dolaşan, bozacılar. Bunlardan biri de Mevlüt’tü.
Karamsar, çelişkili, kararsız, ne yaptığını bilmeyen, kısmetini arayan Mevlüt. Neden kafası bu kadar karışık ki bu Mevlüt’ün derken, bir de baktım ki, benim kafamda onun ki kadar karışıktı, hatta daha fazla.

İsteklerimle, tercihlerim neden birbirini tutmuyor demeye başladım sonra kendi kendime.

Mevlüt’te öyle karmaşık birisiydi, kime niyet ediyor sonra kiminle evleniyordu. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu denecek cinsten. Bir de meslek olayı vardı tabi. Sevmediği bir mesleği yapıyor ama kaçamıyordu ondan.

Gerçi hangimiz okuduğumuz mesleği yapıyor ya da hangimiz sevdiği işi yapıyorduk? Mevlüt’te bu karmaşanın içinde, çıkmaz sokaklar da mutluluk arayan biri. Bana benzeyen, benim gibi açmazları olan, bazen çelişkileriyle bile çeliştiğini anlamayan.

Bu arada Mevlüt kim mi? “Kafamda Bir Tuhaflık” kitabının başkarakteri. Bu kitabı okuduktan sonra sokaktan geçen bozacılara, simitçilere, çiçek satan kadınlara daha bir hayranlıkla bakar oldum. Çünkü onların varlığı benim için artık daha değerliydi.

İçlerinden biri, benim yeni romanımın neden başkarakteri olmasın diye baktığım insanlardı?

Ve Orhan Pamuk, bizim yüz akımız, İstanbul’un göbeğinde yaşayan, zengin hayatının içinde varoşlara bakabilen, onların pencerelerinden içeri sızıp duygularına, bedenlerine can veren, kurgu ustası büyük üstat!

İyi bir gözlem gücüyle, insan yaşamadığı, uzaktan baktığı hayatlarla da ilgili güzel şeyler yazabiliyormuş, Kafamda Bir Tuhaflı’daki Mevlüt karakterinden anladım bunu.

Bazen otobüste tanıştığımız herhangi biri ya da durakta beklerken istemeden kulak misafiri olduğunuz bir duyum bile yazmamız için yeterli. Öyle ki benim sadece bir müzikten (Kitaro, Yanni) bir yağmurdan etkilenerek yazdığım çok yazım olmuştur.

Yani yazar olmak, alıcılarının açık olması demektir. Bir de disiplin. Gecenin bir saatinde kalkıp, sabaha kadar sıkılmadan yazabilmek gerekir. Bir süre sonra bu dürtü sizi aynı saate uyandıracak ve yazmaya teşvik edecektir. Bu disiplini kazanıp her gün en az iki paragraf yazdığınız mı, yazarlığa adım attınız demektir. Tabi her yazarın yazamadığı, tutukluk yaptığı dönemler muhakkak vardır. Bu dönemlerde ümitsizliğe kapılmamak gerekir.

Unutmayan ki; “Susmak da yazmanın bir parçasıdır.

Neslihan Minel

Facebook Yorumları