ÜZÜMÜ ÜZÜM İKİ GÖZÜM

0
5186

Traktör asfaltın öte yanına aştığında güneş mezarlık selvilerin arasından yukarılara doğru tırmanmaya başladı.. Koca Mera yolu yine hendek kandak dolmuş. Traktör bir yana savrulurken römork başka bir yana sallanıyor. Ekmek sepetimi sımsıkı dizlerimin arasına kıstırdım. Annem yine yanıla patates yemeği koymuştur. Ya da taze fasulye… Patates bayatlayınca hiç çekilmiyor. Kaç defa söyledim. Yağda yumurta koy daha iyi, dedim. Çalışan insanın boğazından sulu yemek geçmeliymiş. Yanında da yoğurt. Yoğurt öyleye varmadan sirke olur. Bana kalsa tarlada en iyisi bol soğanlı bir domates salatasıdır. Traktör de bir türlü yol seçemedi gitti. Tek bir çukuru bile pas geçmeden daldı çıktı. Sepetteki tencere devrilirse ne sofra bezi kalır, ne de ekmek. Başkalarına yanaşıp beleşçi olmak da cabası…
 
Yedek dokuzda su azalmış. Tahliyeleri saz başmış. İnsan mecbur kalsa, sazlığa inse geri dönemez. Erikler çoktan yerlere akmış. Dutlar da öyle. İncirler sarkıyor dallarından. Bu hep dikkatimi çekmiştir. Olgunlaşıncaya kadar dalında dimdik durur. Olgunlaşınca sapından aşağıya boynu bükülüverir. Bu gün bağ sırasına durmayacağım. Kelter çekmeye adam lazımmış. Benden daha heveslisi çıkarsa vaz geçiveririm. Yevmiyesi daha iyi ama insanın canı çıkıyor. Sucu da mal sahibiymiş. Bu iş Kel Sülman’a göre değil ama patron o… Dün bağa su kaçırmışlar: Pamuktan. Bazı sıraların arası çamur olmuş. Lastik pabuçlar insanın ayağından çıkı çıkıveriyor. Ne yapayım, bu gün de şansımız böyleymiş. Ufak tefek şeyleri kafaya takmamak lazım… Bak, bu gün Zarife bizimle gelmiş. Güzel kız, hakkını vermek lazım. Gelir gider ona takılırım. Zarife’nin baktığı biri var. Bana yüz vermez. Benim de ona sırnaşıklık edeceğim yok zaten. Gır gır olsun torba dolsun.
Zarife bak üç sıra ötede ne buldum.
Üzüm, işte ne varmış.
Öyle üzüm deyip geçme. Mis gibi çavuş bu… Tadına bak bakalım bi kere.
Kokusu güzelmiş.
Zarife bak bakalım. Şöyle yandan Engin Altan Düzyatan’a benziyorum. Değil mi?
Yanından bile geçmiyorsun.
Kenan İmirzalıoğlu’na…
Kafayı yemişsin sen. O esmer bi kere.
Saçları boyatırım olur biter.
Kaşlarını, kirpikleri de boya tam olsun.
Ha ha ha ha ha hah.
 
Bu gün kuzu kesilecek demişlerdi. Kavurmaya doyacağız diye sevinmiştim. Geçen sene ilk kez kesilmiş bu bağ. Yenice olduğu için çok az üzüm çıkmış. Bu sene artık sırasıymış. Bereketli olsun, hayırlı olsun diye adakları varmış. Ortada böyle bir telaş yok. Adak için önce çukur kazmak lazım. Ateş için odun lazım. Kazan ya da büyük tencereler lazım. Üstelik kuzu da gelmedi. Bence vaz geçmişlerdir. Kuşlukta biraz peynir ekmek yedim. Öğlene de soğuk, morarmış patatese talim edeceğiz. Anlaşıldı.
 
Bağları, salkım salkım üzümle tevekleri bükülmüş asmaları severim. Yapraklardan aşağıya salınmış salkımlarda sarının her hali, yeşilin yüzlerce tonu görünür. Salkımların güneşe bakan yüzleri küçük kahverengi çillerle kaplıdır. Gölgedeki kalan salkımlar daha sıkı ve koruk rengine dönüktür. Rüzgarda salınan salkımlar hem küçük tanelidir, hem de seyrek. Kuytudakiler taş gibi sımsıkı. Bir çilkimi çekip koparacak yer bulamazsın. Üzümler kesildikten sonra asmalar bütün ihtişamını yitiriverir. Keleş, dalı yaprağı birbirine karışmış çirkin oluverirler. Bu halleri neredeyse bir ay kadar sürer. Kış gelmeden önce son kez yeniden güzelleşirler. Sapsarı, kıpkırmızı, yemyeşil.. Yarısı yerde, yarısı telin üzerinde…
Makbule teyze bağırdı.
 
-Senin burda ne işin var? Dikenli şey. As kalsın üzerine basacaktım.
Herkes birden oraya toplaşıverdi. Asmanın dibinde dünyalar güzeli bir kirpi. Üç de yavrusu var. Hepsi tortop olmuşlar. Ama anne arada sırada dikenlerini açıp yavrularını kolluyor. Yine başını karnına gömüyor. Cep telefonu çıkarıp resmini çektim. Hemen sosyal medyada paylaştım. Bağa girdim, bağ budanmış. Bağa kirpi dadanmış…
Tarla sahibi baktı eğlence uzuyor,
-Haydi herkes sırasının başına, dedi. Taneleri almıyorsunuz. Yazıktır günahtır, yerde kalırsa ziyanlık…
– Zarife, yedek dokuzda plaj açılmış bu sene. Öğlene sen de gelsene,
-Salak… Kanalın pis suyuna mı kaldım ben.
– Yanında mayom yok demiyon da…
– Ha ha hah hah…
 
Kamile Teyze, sabahtan beri bana gıcık oluyor. Farkındayım ama Zarife’ye takılmadan da edemiyorum. Doldurduğu lastik keltere el attığımda;
Sen bi yerlerde okuyon dimi?, dedi.
Evet, dedim. Manisa’da
Ne okuyon?
Ticaret Meslek…
Bitirince ne çıkçan.
Hiçbir şey. Köye bakkal açarım belki.
Bunun için mi okuyon? Git Mahmud’un bakkalına çırak dur. Bir seneye kalmadan dükkancı oluverirsin.
Öyle de olur ama okumak lazım.
Bak aha buraya yazıyorum. Sen okumazsın.
O nedenmiş?
Kızlara çok daparıyon.
Amma da yaptın be Kamile Teyze. Gömdün beni resmen, deyiverdim. Dedim ama cümlemin sonu ağzımda kuruyup kaldı. Kendim bile duyamadım. İşte o an bağ bozumundan delikanlı bozumuna geçiverdi zaman.
 
Öğleye doğru güneş soldu. Kara bir bulut duvar gibi dikiliverdi. Saçakları çizgiler halinde ovaya salındı. İnce bir yel çıktı, gittikçe sertleşti. Gök gürledi, şimşek çaktı. Bilenler, anlayanlar aha geliyor, dediler. Çok sürmeden deli bir sağanak başladı. Amale önce asmaların altına saklandı. Baktılar ıslatacak, hemen römorkun altına toplaştılar. Önce işe yarar gibi göründü. Az sonra döşeme tahtalarının arasından sular aşağıya akmaya başladı. Elden gelen başka bir şey yoktu. Islandığımız kadar ıslanmaya razı olduk. Yağmur on beş yirmi dakika kadar sürdü. Bağ çamur deryasına döndü. Sepetimizi, pılımızı, pırtımızı toplayıp romörke doluşup köye döndük. Zarife suya düşmüş sıçan gibi ıslanmıştı. Ama bu haliyle de çok güzeldi. Telefonumu çıkarıp bir resmini çekeyim dedim. Öfkelendi, vazgeçtim.

Not: İsimler ve olaylar kurgudan ibarettir. Gerçek olaylar ve kişilerle ilgisi yoktur.
 

Ağustos 2020 – İzmir
Seyfullah

Facebook Yorumları