Azer’le Sohbetler

0
3740

“Çok hayatlar” dedi Azer, “o çok hayatlar Ayşe, kapıların ardında kalan mutlu mutsuz umutlu umutsuz, bilmediğimiz”

Ben sessiz ağlıyordum.

Çok konuşmazmış Azer. Gece bastırınca hızlı hızlı yürür geçermiş meydanı kendisine seslenenlere aldırmadan. Sessiz bir köşede yarı karanlıkta, artık “Azer’in ağacı” diye bilinen ağaca sırtını verir, neyini üflermiş. Ne zaman bu kasabaya gelmiş, neden gelmiş bilen yok. Gerçek adını bile bilen yok aslında. Sonraları sıkılmış insanlar bu suskunu takipten, bırakmışlar kendi haline.

İnat ettim ben, onu tanıyacaktım. Gecelerce onun ağacına dayadım sırtımı onunla. Selam verdim görmedi, sigara uzattım almadı, ama beni kovmadı. İnat bu ya, güvenini kazandım akşamlar sonra sessizliğimle. Ve sonra biz bir ağaca sırtını vermiş iki insan arkadaş olduk. Konuştuklarımızdan çok suskunluklarımızda yaşadık insanları. 

“İnsandır” dedi, “hayat değil, insandır insanı öldüren güçlendiren acımasız kindar sevgi dolu umutlu yapan. Ve her insan bencildir özünde.” 

Sustu. O bir cümle söylerdi ben insanlarla yolculuğa çıkardım. 

Hayatıma giren çıkan kalan giden insanlara baktım, o neyine fikrimin ince gülünü fısıldarken. 

Peki ya ben? Bencil miydim ben de? Bencilce mi girmiştim çıkmıştım hayatlara? Ardımda ne bırakmıştım? 

Kendimi sorguladığım ilk akşamdı.

Uzun bir yolculuktu. Azer yol arkadaşımdı. 

Ayşegül Erden

#insanhikayeleri

Facebook Yorumları