ÇİNKO -2

0
1879

Her şeyin ilki zordur. Dayak yemenin ilki, rakı kadehinin, yalan söylemenin, dilenmenin, âşık olup ayrılmanın, kandırılmanın, aldatılmanın, ihanete uğramanın, merhamet ve acıma duygusu için yalvarmanın, sahte gözyaşı dökmenin, karakola düşmenin, sokakta yatmanın, aç kalmanın ilki zordur. Bir, iki, üç derken yüzsüzleşirsiniz. Ar damarınız çatlar, masumiyetiniz nasır tutar. Başkalarını üzen, mahcup eden, utandıran haller size işlemez. Deriniz kalınlaşır.

Dayak yedikçe okuldan kaçtım. Evden kaçtım. Sigaraya başladım. Aç kaldım, dilendim. Üvey babam beni bir tamirciye çırak verdi. Oto elektrikçiye… Bu senin son şansın, dedi. Çay getir, su getir, anahtarları yerine diz, al takımları… Git, Hüseyin abini çağır. Ben bu işte hiçbir şans görmedim. Bir hafta elim yüzüm yanmış motor yağı karası gidip geldim. Sabrettin iki, üç hafta… Kalfaların burnu iki karış havada. Kıdemli iki de çırak var. Beni resmen eziyorlar. Olur, olmaz her şeyden beni ustaya fitliyorlar. Enseme tokat ha geldi ha gelecek diye bekliyorum. Baktım olacak gibi değil bıraktım. Üstelik muhteşem bir final yaptım. Sandığınız gibi değil. Dükkanı yakmadım. Raflarda beş altı şişe kireç sökücü vardı. Tamir için bırakılan en pahalı, en yeni model iki otomobilin içine şişeleri boşalttım. Çıkıp gittim. Çok kötü bir şey olmamıştır. Belki kaportaları delinmiştir. Hepsi o kadar.

O akşam eve gitmedim. İlk kez sokakta sabahlayacaktım. Bereket mevsim yazdı. Şehrin uyumayan sokakları vardı. Sabaha kadar el ayak çekilmeyen çarşıları… Yine de çok korkuyorsunuz. Her insan düşman, her gölge katil sanıyorsunuz. Hava sıcak olsa bile üşüyorsunuz. Sonra sabah oluyor ve acıkıyorsunuz. Dilenmeye başlıyorsunuz. Sokaktakilere kimse para vermek istemiyor. Poğaça verdiler bana, simit verdiler. Karnımı doyurup cami çeşmesinden su içtim. Sonra bütün gün dolaştım. O gün benim gibi evine gitmeyen birkaç çocukla karşılaştım. Evine dön dediler. Bırak dövsünler. Sen en iyisi evine dön. Dinlemedim. Peşlerine kuyruk gibi yapıştım. Üç çocukken iki oldular. Dört oldular. Beş oldular. Sonra hepsi çil yavrusu gibi dağıldılar. Ama ben birini gözüme kestirip peşine düştüm. Birkaç kez yanıma geldi. Beni takip etmeyi bırak, dedi. Evine dön. Başın derde girmeden, annenin yanına git.

Dönecek bir evim yoktu. Annem bir ay önce doğum yapmıştı. Artık küçük bir oğlan kardeşim vardı. Babam zaten kardeşimle beni evde istemiyordu. Kız kardeşimi babaanneme gönderdiler. Bana da tamirci çıraklığı düştü. Dayağın acısı birkaç saat sonra geçerdi. Ama istenmemenin, fazlalık olmanın acısı insanın içine saplanıp kalıyor. Benim en çok ağırıma giden annemin olan bitene hiç ses çıkarmaması, öylece razı olmasıydı. Üvey babam bizi niye sevsin? Ama o sevip korumalıydı.

Ona yalan söyledim:
Annem yok benim, dedim.
Babam da beni evde istemiyor. Gidecek hiç kimsem yok.
Teyzene, halana, dayına, dedene, hatta komşulara git. Ama mutlaka git, dedi.
Peşimden gelirsen seni döverim.

Ama dövmedi. Dövmeye kalksa kaçardım belki. Ama nereye? Öğleden sonra bir lokantaya girdi. Elinde iki paket döner ekmekle geldi. Birini bana verdi. Birini kendi yedi. Cebinden para çıkardı. Git şu karşıdan iki tane kola al, dedi. Oturup karnımızı doyurduk. Sonra güzel bir gölge bulup oturduk. O sigara içti. Benim de canım çekti. Ama isteyemedim. Sonra o uydu. Ben de uyumak istedim. Uyursam beni bırakıp giderdi. Akşamüzeri sahile gittik. Beni evime götürmek istedi. Başka bir şehirden geldiğim yalanını uydurdum. İşi zorlaştı. Kalabalık bir kavşakta dilendik. Kimse para vermedi. Zabıtalar geldi. Kaç dedi, çabuk kaç… Kaçamadım, yakalandım. Zabıtalar üstümü aradılar. Cebimde hiç para bulamadılar. Beni arabaya götürmek istediler. Numaradan ağlayıp yalvardım. Kolumdan tutan elini gevşetince kaçtım. Beni mahsus bırakmıştı. Polis bizim gibi çocukları topluyormuş. Bunu önceden duymuştum.

Sokakların insafı yoktur, derler. Üvey babamdan daha acımasız olabilir mi? Ya da ustamdan, kalfalardan daha fazla… En azından duvarlar rüzgârdan korur çocukları. Saçaklar yağmurdan. Parkların gölgesinde güneşten saklanırlar. Banklar ana kucağı gibi sıcak ve yumuşak olmasa bile uykularına arkadaşlık eder. Bakkal Hacı Kerim’in yüreğinden daha yumuşaktır bence. Simit kokar sokaklar. Yanmış susam, tarçın, kahve ve leblebi kokar. Sokak kelimesi çocukları korkutur. Küçücükten içimize salınmış bir korkunun adıdır. Sokağa düşmek, sokaklarda kalmak, sokak çocuğu olmak, sokaklarda sürtmek büyütülen korkuların başlıklarıdır. Genç bir kadın bu korkularla bir köşeye sıkıştırılıp günahı kadar sevmediği bir adama karılık eder. Susun bakayım. Çıtınız bile çıkmasın, denir çocuklara. Yoksa hepinizi sokağa atarım. . Kolaysa susmasınlar.

Bursa
Mayıs 2018

Seyfullah