HANGİ BAYRAM ?

0
1160

Ulusal ya da dinsel olsun bayramların, toplumda ortak değerlerin ürünü olması ve ortak duygular yaşatması bakımından önemi asla yadsınamaz.

Dün, gücü yeten Müslümanlar, kendi canları için Allah’a can kurban ettiler. Kavuşabilenler, birbirleriyle yüz yüze; kavuşamayanlar ise telefonlardan, bilgisayarlardan bayramlaştı. Sosyal medya ağları, bayram mesajları yüküyle yavaşladı. Hele bir de bayram, 9 güne yayılan tatille ödüllendirilince devlet çarkı durdu; fabrikalar, atölyeler kapılarına kilit vurdu ve tüm sahiller doldu taştı.

Haftaya perşembe günü, yine bir bayramımız var. Bu kez Zafer Bayramı’mızı kutlayacağız. Böyle uzun uzun değil; bir güncük, hatta birkaç saatçik. Sabah devlet ricali çelenk koyacak, kes yapıştır bir iki söz söyleyecek bizi yönetenler; akşama resepsiyon, belki de fener alayı… O kadar!

Milyonlar, günlük yaşamın koşuşturmacası içinde fark etmeyecekler bile olan biteni…

Oysa 30 Ağustos, “Ya Bağımsızlık, Ya Ölüm!” diyerek İnönü’nde, Sakarya’da, Dumlupınar’da bu vatan için canlarını seve seve verenlerin, bağımsızlık bayrağını tarihin burçlarına diktikleri günün yıl dönümüdür.

Sizleri bilmem; ama ben günler öncesinden başlayan ve dün zirveye çıkan “kurban” “bayram”ı “tatil”i “kutlama” fırtınasını izlerken, 96 yıl önce bugünlerde biz torunlar “bağımsız ve özgür” yaşayalım diye kendilerini “kurban” edenleri düşündüm sık sık.

Dün milyonlar, kendi canı için kurban keserken, sevdikleriyle bayramlaşırken, fırsat bu fırsat deyip barlarda, diskolarda vur patlasın çal oynasın oynarken, onlar 96 yıl önce yine böyle sıcak bir 21 Ağustos sabahı Atatürk’ün emriyle Kocatepe’den vuruşa vuruşa Afyon üstüne yürümeye hazırlanıyorlardı.

Şimdi sormak vaktidir:

Sen ey, kendi canı için can adayan komşum, hemşehrim, yurttaşım,

Sen ey, sosyal medyayı “kurban” kutlama havuzuna döndüren arkadaşım, kardeşim söyler misin, 30 Ağustos’larda neden susarsın?

Şimdi cebindeki nüfus cüzdanını çıkar ve oku!.

Hiç düşündün mü?

O cüzdan sana 30 Ağustos’un armağanıdır.

Gel seninle , 30 Ağustos zaferi olmasaydı, o cüzdanda nelerin değişeceğini birlikte düşünelim.

Adın?

Soyadın?

Anne adın?

Baba adın?

O cüzdanda kullanılan dilin ne olacağı hakkında bir yargın var mı?

Din hanesinde ne yazardı acaba?

Yine böyle coşkuyla “kurban” “bayram”ı “tatil”i “kutlama” şansımızın ne kadar olduğunu düşünüyorsun?

Gel, bu hafta boyunca o kahramanların, uğruna şehit ya da gazi oldukları “bağımsızlık” nedir biraz düşünelim. Uğruna seve seve “kurban” oldukları “özgürlük” ne haldedir, soralım sorgulayalım.

Ulus olmanın temel koşullarından biri de kederde, tasada kıvançta ortak olabilmektir.

Sence kendi ulusal bayramlarını kutlamayan/ kutlayamayan, geçiştiren toplumların bağımsız ve özgür geleceğinden söz etmek ne kadar mümkündür?

Bugünlerde, 30 Ağustos kahramanlarının nice bin can pahasına bize armağan ettikleri bağımsızlık ve özgürlükleri korumak için ödünsüz bir kararlılığa her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğu açıktır.

Bodrum, hiç uyumadı bu gece. Halkımız naralar, kahkahalar ve ne söylediği asla anlaşılmayan pata küte müzikler eşliğinde “kurban” “bayram”ı kutladı.

Ortalık ışırken, anılarıyla büyüyüp beslendiğim, kurtuluş savaşı gazisi dedemi anımsadım. O, 96 yıl önce bugün, bu saatlerde düşman ile vuruşmaya hazırlanırken siperde neler düşünüyordu ki?

“Memet’ti o,
Henüz yirmisinde
Boyu posu küçük
Yüreği kocaman
On binlerden bir Memet
Nasırlı ayaklarında pürenden çarık
İnivermişti Kocatepe’den Çalköy’e
Dumlupınar sırattı sanki
Ya kanatlanacaktı Akdeniz’e
Ya dönecekti yüz geri Asya’ya doğru.”
( Küçük Memet)

30 Ağustos, bu ulusun ölüm dirim savaşının dönüm noktasıdır. Bugün tantanayla, şaşaayla dini bayramları kutlayıp ulusal bayramlarda bin bir bahane üretenlerin bu gerçekleri asla unutmaması gerektiğinde yarar vardır.

Bizi aydınlık geleceğe taşıyan günlerin yıl dönümüdür bayramlar.
Değilse, halk söylemiştir bizim yerimize;
“Deliye her gün bayram.”

Hamdi Topçuoğlu