Herkes Biliyor ! T A M A M !

0
1284

Efendim biliyorsunuz duble yollar, çok şeritli köprüler kare tekerleğim için hiç uygun değil, o yüzden bence de

T A M A M !!!

Takip edenler biliyordur, her bir yazıya bir fon müziği ararım çalışırken. Hem beni motive etsin hem de okuyan kişi yazının ruh halini daha iyi anlasın diye. Bu yazının müziğine de buradan ulaşabilirsiniz. Yazıyı okumaya geçmeden müziği açmanızı rica ediyorum, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Bahsettiğim müzik Leonard Cohen’in 1988’de yayınlanan I’m your man albümünden, Everybody Knows isimli şarkısı. Parçanın sözlerini Leonard Cohen ile Sharon Robinson birlikte yazmışlar. Şarkı ortaya çıktığı ilk günden bu yana bir çok farklı sanatçı tarafından defalarca yeniden yorumlanmış. Sözleri de anlamını hiç yitirmemiş. Gerçi klasiklerin olayı da budur diyebilirsiniz ama kelimelerle oynamayı seçmiş biri olarak üzerinden yıllar geçse de anlamını yitirmeyen şiirler, hikayeler yaratabilme yeteneği beni inatla büyülüyor. Neyse bu kısmı uzatmadan beni asıl etkileyen ve günümüz Türkiye’sine ne kadar çok uyduğunu düşünmeden edemediğim şarkının sözlerinden bahsedeyim.

Sözler “herkes biliyor” diye başlıyor. İyi adamların kaybedip, kötülerin nasıl kazandığını, ki aslında bu savaşın sonucunun taa en başından belli olduğunu ve herkesin bunu nasıl bildiğini anlatıyor. Su almakta olan botu ve batmaya ne kadar yakın olduğunu, yapılan her türlü anlaşmanın nasıl da kokuşmuş olduğunu ve düzenin aslında böyle kurulu olduğunu ve herkesin bunu bildiğini döne döne anlatıyor. (Daha uzun ve ayrıntılı versiyonu için Google yardımcı olacaktır) Şarkının sonunda küçük bir umut ışığı olduğunu da söyleyeyim ama ayrıntısına buyurun siz kendi gözlerinizle bakın.

Yaklaşmakta olan olan seçim tablosuna bir de bu açıdan bakmak istiyorum.

Hepimiz bu seçime de OHAL altında girdiğimizi biliyoruz!

Ülkenin KHK’lar ile yönetildiğini ve meclis iradesinin kalmadığını da biliyoruz.

Üç ana muhalefet partisinden birinin liderinin, ki kendisi orantısız zekayı mecliste temsil eden çok az kişiden biridir kanımca, hapishanede olduğunu da hepimiz biliyoruz.

Mühürsüz pusulaların, sürü kabiliyeti ile yasallaştırıldığını da hepimiz biliyoruz.

Hatta kolluk kuvveti denen yaptırım şeysinin okullara herkes tarafından çağırılabilmesinin önünün açıldığını da hepimiz biliyoruz. Sandık çevresine çağırıldıktan sonra ne zaman okuldan çıkmaları gerektiğini hiç birimiz bilmesek de!

Jandarmaya tüm seçim süresinde sandık başında bulunma hakkı verildiğini de hepimiz biliyoruz.

Az buçuk takip edenler bilecektir, seçim ve sandık güvenliği için çeşitli STK’lar ve partiler ile çalıştığımı. Bu seçimde de tüm kırgınlık ve kızgınlıklarımı bir kenara bırakıp, çalışma sorumluluğunu hissediyorum. Özellikle muhalefet partilerinin, iktidara karşı sergilediği başarılı stratejiler benim de motivasyonumu ve başarı inancımı arttırıyor. Ancak kafam soru işaretleri ile dolu.

Örneğin OHAL altında olduğumuzdan, sandık güvenliğini sağlamak için canla başla çalışan çeşitli grupların, gönüllülerin pat diye çıkarılan bir düzenleme, KHK vs ile okullardan uzak tutulup tutulmayacağını bilmiyorum. (potansiyel terörist mi dedi biri oopps!)

Ankara barosunun başlattığı her okula bir avukat organizasyonunun (ki müthiş bir yaptırım sağlayacağına inancım tam) iktidar marifeti ile son dakikada dağıtılıp dağıtılmayacağını bilmiyorum.

Sandık gücü, oy ve ötesi, hayır ve ötesi, Ankara’nın oyları, İZ hareketi ve benzeri sandık güvenliği hedefi ile kurulan, partiler üstü bir çizgi benimsemiş, gönüllü çalışan organizasyonu yapısı yürütülen çeşitli STK’ların sahada ne kadar başarılı olduklarına kendi gözlerim ve emeğimle şahit olsam da, ülke solunun kronik bölünme hastalığına yakalanmış olmaları da benim için bir soru işareti. Bölündükçe gönüllü ağını parçalıyor ve direnç yetimizi zedelemiyor muyuz acaba? Bilmiyorum.

Geçen sefer iktidar marifeti ile mühürsüz pusulaları oldu bitti ile geçerli sayıveren aklın, bu seçimde ne gibi son dakika golleri atabileceğini düşünüyorum ama cevabı bilmiyorum.

Doğrusunu isterseniz tüm bunlar yüzünden de nerede, nasıl, hangi organizasyonla çalışıp emek harcarsak bir fark yaratabileceğimizi bilmiyorum. Henüz hiçbir organizasyondan da B planı, C planı hatta Z planı hazırlıkları yaptıklarına dair bir bilgilendirme görmedim, duymadım.

Bu arada son bir kaç gündür müthiş bir hızla yayılan; hepimizin içini umut ve hevesle dolduran T A M A M hareketini keyifle izliyorum. Bölünmüş de olsa tüm muhalefeti tek bir çatı slogan altında tabiri caizse çocuklar gibi şen bir edayla birleştiren bu basit ama derin manalı kelimeyi sık sık kullanmak için elimden geleni yapıyorum. Orantısız zeka ürünü tweetleri yüzümde keyifli bir gülümse ile takip ediyorum. Hatta sokakta bir yerdeysem özenle kahkaha atıyorum (biliyorsunuz iyi bir kahkaha da bu iktidara muhalif hele de bir kadından geliyorsa!) Yeni çıkan S I K I L D I K sloganını da takip ediyorum hatta bu minvalde yazılanlara daha çok gülüyorum çünkü orantısız zeka ile kelimeler bazında aşık atabileceğini düşünen takkeli aklı trajikomik buluyorum.

Fakat tüm bunlara rağmen, içimde bir huzursuzluk var. Bizim tüm çabamızda, değişime olan inancımız ve emeğimizde, adalet arayışımızda, kanunlara uymak, uydurmak ihtiyacımızda ve oyunun kuralına göre oynanacağını düşündüğümüz öngörümüzde naif bir güzellik var. Ama korkum o ki naiflik ağır basıyor. T A M A M ya da S I K I L D I K diye birbirimizi umutlandırıp, şarkılar söyleyeceğimizi zannederken, tilkinin oyununa düşüp, ağzındaki peyniri kaptıran kargaya benzer miyiz acaba?

https://www.karetekerlek.com/kursunkalem/herkes-biliyor-t-a-m-a-m-

Ayşegül Ekinci