BASIN BAYRAMI MI?

0
1220

Bu ülkede gazeteler, 110 yıl önce bugün, Abdülhamit’in sansürcülerinin denetiminden geçmeden yayımlanmış.

24 Temmuz gecesi İkdam gazetesinin sahibi Ahmet Cevdet ile Sabah Gazetesi sahibi Mihran Efendiler, gazete provalarını görmek için gelen sansür memurlarını aynı sözlerle geri çevirmiş:“Gazeteler hürdür, sansür yasaktır.”

Ne var ki böylesine çetrefilli bir sorunun padişah söylese bile bir cümleyle çözülmesi mümkün mü?

Bunca zaman sonra bugün, demokrasi ve özgürlükleri içselleştiremediğimiz için sansürün de yasakların saltanatının ne boyutta sürüp gittiğini yaşadıklarımızla, gözlemlediklerimizle, okuduklarımızla en iyi biz biliyoruz.

Bu yüzden bizde sansürün neredeyse gazetecilikle yaşıt olması beni hiç şaşırtmıyor.

İlk özel gazetemiz, 1860 yılının sonlarında Şinasi ve Agah Efendi’nin çıkardığı Tercüman-ı Ahval’dir.

İlk sansür de bu gazeteye Ziya Paşa’nın eleştirel bir yazısı nedeniyle uygulanmış ve gazete Mayıs 1861’de iki hafta süreyle kapatılmış.

Edebiyat öğretmenim, sansürü Namık Kemal’in sözüne bağlayarak anlatırdı:

‘En acı sansür, hokkasını dilenci çanağı, kalemimi dilenci değneği yapanların sansürüdür. Çünkü onlar besleme ve ısmarlama gazeteciliği, gazetecilik sanırlar’.

Namık Kemal’in gazeteciliğinden bu güne neredeyse 150 yıl geçmiş, şimdi bana besleme ve ısmarlama gazeteciliğin artık geçmişte kaldığını kim söyleyebilir?

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 1946 yılında kurulduğu zaman “gazeteciler için de bir gün belirleyelim” düşüncesi ortaya atılmış ve Falih Rıfkı Atay’ın, 24 Temmuz teklifi “Gazeteciler ve Basın Bayramı” olarak kabul edilmiş.

Bugün, “Basın Bayramı.”

Benim aklım zindanda, Yargıtay’ın son kararını protesto etmek için kimseyle görüşmeme kararı alan Enis Berberoğlu’nda.

Benim aklım, sırf yazdıkları için tutuklu ya da mahkum gazetecilerde..

Benim aklım, insanlığa ilaç olsun diye ömründe tek kelime bile yazmamış maşalarca öldürülen Ahmet Samimlerde, Osman Nevreslerde, Abdi İpekçilerde, Çetin Emeçlerde, Ümit Kaftancıoğlularında, Musa Anterlerde, Necip Hablemitoğlularında, Muammer Aksoylarda, Hrant Dinklerde…

O kadar çoklar ki…

O kadar kanlı ki 150 yıllık gazetecilik tarihimiz…

“Ocak-Şubat ve Mart 2018’i kapsayan BİA ( Bağımsız İletişim Ağı) Medya Gözlem Raporu’na göre, bu ülkede 301 gazeteci, köşe yazarı, yayın sorumlusu veya çizerin, tüm ceza ve tazminat davaları kapsamında 20 ağırlaştırılmış müebbet, bir müebbet hapis, 3 bin 158 yıl 6 ay 8 gün hapis, 2 bin 545 bin TL adli para cezası ve 2 milyon 545 bin TL de tazminat cezası istemiyle yargılandığını gösteriyor.

Şimdi bazıları, bu insanların gazetecilikten değil; “darbecilik”, “örgüt propagandası”, “örgüt üyeliği”, “Devlet kurumlarını aşağılamak”, “hakaret” veya “Cumhurbaşkanı’na hakaret” gibi iddialarla tutuklu olduklarını ya da ceza aldıkları söyleyeceklerdir.

Doğruluk payı var mıdır?

Neden olmasın?

Ama bunca cinayetin, bunca zulmün gerekçesinin “devlet” olması ne denli geçerli ya da inandırıcıdır.

Bunca baskı, zulüm ve ölümde, egemenlerin, devleti sopa olarak kullanmalarının payını kim inkar edebilir?

Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) 2018 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre, Türkiye 180 ülke arasında 157’nci sırada yer alıyor. Türkiye 2002’de 99., 2010’da 138., geçen yıl da 155. sıradaydı.

Türk halkı, 24 Haziran’da AKP iktidarını ve Sayın Erdoğan’ı 16 yılda bu ülkeye sunduğu demokrasi, insan hakları, özgürlükler için de ödüllendirmişti değil mi?

Vay benim köse sakalım, vay!

Enis Berberoğlu ve tüm mavi yıldızlar için…

Sen ey kervan yıldızı
Sen ey semender,
Kızgın bir mızrağı döver gibi
Döv kalemini kalbinin örsünde
Döv sabırla,
Döv inançla,
İnatla, inatla döv, döv, döv…
Ve buza yatır sözünü
Gün ışır ışımaz
Çözülür elbet bu kördüğüm.

Hüküm yazmaktandır
Yalan, talan ve haramı
Sabıka kaydın bu yüzden
Soy kütüğünde
Onur madalyandır
Yüzyıllara miras
Ve demir parmaklıklara
Zincirli ellerinde
Bu yüzden Pir Sultanlar dillenir
Osman Nevresler gül açar
Kozasını çözer İpekçiler
Dünden acımasız,
Kahredici
Yasalar,
Yasakçılar,
Hokkabazlar,
Madrabazlar
Ve cambazlar
Ve yalınayak dans ederken
Acıların üstünde tepinerek
Yalakalar
Yalayıcılar
Ve çıyanlar
Ve akrepler
Ve keneler
Kan emip zehir kusarken
Bugün bayram değil
Bugün toy yok
Bu çığlık, yuğ hiç değil
Savur harmanını direncin
Ağıtlarını güneşe bırak.

Sen ey mavi yıldız
Sarı yıldız,
Gümüş yıldız
Yüreğim bozkır
İçim bin bir parça
Dilim tuz buz,
Sesim un ufakken
Ah o kuş
Arsız, geveze
Sol omzumdan ses verir bak:

“Yarın bugünden güçlüdür
Her mevsim
Öncekinden daha taze
Daha diri, daha genç
Haydi bugün
Yakana siyah gül tak
Dikenini kalbine batır
Adını zindan duvarlarına yaz.”

Bu kara tabloya direnen tüm basın emekçilerine selam olsun.

Hamdi Topçuoğlu